Dişarıda yemek için gerekçemiz çok. Bu listenin başına karnımızı doyurmayı koyduğumuzda seçim yaptığımız yerlerle iyi zaman geçirmek veya bir deneyim yaşamak için tercih ettiğimiz yerler birbirlerinden çok farklı olurlar. WAYANA’yı ikinci grubun içinde, kendine özgü bir yerde konumlandırmak amacıyla hayata geçirdik. WAYANA deneyimi dediğimiz yaklaşımın çıkış noktası da buydu.
Kendi servis ilkelerimizi tarif ederken, kendimizin arayıp bulamadığı özellikleri de öne çıkarmayı tercih ettik. İşin merkezine şarabı ve şarabı destekleyecek yemek içeriğini koymamızın sebebi de bu oldu. Türkiye bir üzüm ülkesi. Ancak sahip olduğu üzüm zenginliğine rağmen henüz gerçek anlamda bir şarap ülkesi olabilmiş değil. Biz bu çelişkiyi hem severek yapacağımız bir işin hem de Anadolu’nun üzüm mirasını kültürel bir değer olarak tanıtmanın fırsatı olarak gördük. WAYANA’yı da bu düşünceyle hayata geçirdik.
Aradan geçen dört yılı aşkın sürede bu hayal gelişti. Yeni üreticilerle tanıştık, yeni üzüm çeşitleri keşfettik, konuklarımızın sorularıyla yeni araştırmalara yöneldik. Bugün WAYANA’yı yalnızca bir mekân olarak değil, Anadolu’nun üzüm ve sofra kültürünün keşfedilebileceği bir deneyim merkezi olarak tanımlıyoruz. Türkiye’nin uluslararası alanda henüz yeterince tanınmayan şarap kültürünü, kendimize özgü yaklaşımımızla görünür kılmak için bıkmadan, usanmadan çalışıyoruz.
O zaman sizin keşif rehberiniz olalım: WAYANA’da neler keşfedilebilir?
Keşfetmek: Anadolu’nun Üzüm Haritasında Bir Yolculuk
Anadolu’nun üzüm çeşitliliği, bu coğrafyanın en az bilinen kültürel zenginliklerinden biri. Bazı üzümler yüzyıllardır yetiştirildikleri bölgelerin dışında neredeyse hiç tanınmıyor. Bazılarının isimleri eski kayıtlarda yaşıyor. Bazıları ise yeniden araştırılmayı ve korunmayı bekliyor.
WAYANA’da başlangıçtan beri benimsediğimiz temel ilkelerden biri, bu çeşitliliği mümkün olduğunca geniş bir çerçevede temsil etmek oldu. Bu nedenle yalnızca Türkiye’deki üreticilere yer veriyor, özellikle yerel üzüm çeşitlerine öncelik tanıyoruz.
Bugün 156 üreticinin 500’den fazla farklı ürününü ve 85 yerel üzüm çeşidinden elde edilen örnekleri bir araya getiren bir koleksiyona sahibiz. Ancak bizim için bu rakamların asıl anlamı büyüklükleri değil, ardındaki çeşitlilik.
Çünkü her üzümün bir coğrafyası, her coğrafyanın bir tarihi, her üreticinin farklı bir yaklaşımı var. Aynı üzümün farklı bölgelerde nasıl değiştiğini ya da çok az bilinen bir çeşidin hangi özellikleri taşıdığını keşfetmek, Anadolu’yu başka bir gözle tanımamıza yardımcı oluyor.
Öğrenmek: Merakın Peşinden Gitmek
Bir üzümün neden belirli bir bölgede yetiştiğini, adının nereden geldiğini veya başka çeşitlerle nasıl akraba olduğunu hiç merak ettiniz mi? Biz ettik. Üstelik bu soruların peşinden gittikçe yeni sorularla karşılaştık.
Öğrenmek, WAYANA deneyimi içinde zamanla giderek daha önemli bir yer kazandı. Üreticilerle buluşmalar, tematik tadımlar, yerel üzüm çeşitlerine odaklanan çalışmalar ve WAYANA 101 gibi giriş eğitimleri bu yaklaşımın farklı örnekleri.
Amacımız konuklarımızın bir uzmanlık sınavından geçmesi değil. Tam tersine, herhangi bir ön bilgiye ihtiyaç duymadan soru sorabilecekleri, karşılaştırma yapabilecekleri ve kendi gözlemlerini geliştirebilecekleri bir ortam oluşturmak.
Bu öğrenme süreci bizim için de devam ediyor. Asma genetiği üzerine yapılan yeni araştırmalar, arkeolojik buluntular, tarihî belgeler ve Anadolu’nun farklı bölgelerindeki bağcılık gelenekleri, WAYANA’da anlattığımız hikâyeleri sürekli zenginleştiriyor.
Öğrenmenin en güzel tarafı da bu: Bir sorunun cevabını bulduğunuzda çoğu zaman başka bir hikâyenin kapısı açılıyor.
Tatmak: Anadolu’nun Sofrasıyla Tanışmak
Bir coğrafyanın kültürünü anlamak için yalnızca tarihini okumak yetmiyor, sofrasına da oturmak gerekiyor. Anadolu mutfağı, yüzyıllar boyunca farklı toplulukların, tarımsal geleneklerin, ticaret yollarının ve yerel ürünlerin etkisiyle şekillenmiş olağanüstü bir birikime sahip.
Anadolu’nun o geniş coğrafyasında binlerce yıldır süren yaşam her yörede özgün lezzetler ortaya çıkmasına fırsat vermiş. Bu geniş yelpazeden yaptığımız seçimlerle hazırladığımız lezzetleri Anadolu Tatları olarak adlandırıyoruz. Burada yer verdiğimiz her başlığın arkasında bir hikâye yatıyor.
Ayrıca mutfağı yalnız geleneklerle sınırlı görmüyoruz. Çünkü mutfak yeniliğe en açık alanlardan biri, adeta bir laboratuvar. Kuşaktan kuşağa süzülerek bizlere kadar ulaşan birikim bizden de bir yorum katmamızı bekliyor. Örneğin, esası bir Fransız taze şarap festivali olan Beaujolais bizim mutfağımızda bir böreğe adını verip yepyeni bir yorumla sofraya çıkıyor.
Yeni lezzetlerin hakemleri hepimiziz. Önümüze geleni yeriz, değerlendiririz, verdiğimiz geri bildirimlerle bu inovatif tekliflerden bazıları yaşamayı sürdürürler, bazılarıysa geldikleri gibi sessizce kaybolurlar. Ama en önemlisi bu yeniliklere fırsat vermektir. İşte WAYANA’nın kendine yakıştırdığı misyon bu yenilikleri varlığının bir parçası yapmaktır.
Paylaşmak: Hikâyelerin Buluştuğu Yer
Gittiğimiz yerlerin kimliğini yalnızca dekorasyonu, menüsü veya sunduğu etkinlikler belirlemez. Orada kurulan ilişkiler de belirler. WAYANA’da dört yılı aşkın süredir bunun pek çok örneğini yaşadık. Kimi zaman bir konuk çocukluğunda ailesinin bağında yetişen bir üzümü hatırlattı. Kimi zaman bir üretici kendi bölgesinin unutulmaya yüz tutmuş geleneklerini anlattı. Bazen de bir sohbet, daha sonra araştırıp yazıya dönüştürdüğümüz bir konunun başlangıcı oldu.
Bu deneyimlerden biri bizde derin bir iz bıraktı. Ailesiyle birlikte İstanbul’u ziyaret eden Amerikalı bir konuğumuzun tadım menüsündeki Kalecikkarası onu çocukluğuna, babaannesinin reçellerine götürdü. Koku ve tatların geçmişteki anıları canlandırmasıyla ilişkili, literatürde “Proust etkisi” olarak bilinen bu deneyimin konuğumuzu ne kadar etkilediğini, daha sonra The New York Times’ta yayımlanan yazısından öğrendik.Boris Fishman’ın bu deneyimine yer verdiği yazısıyla ilgili daha geniş bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
Bugün web sitemizde, bültenimizde ve diğer yayınlarımızda yer alan pek çok hikâyenin arkasında böyle karşılaşmalar bulunuyor. Bizim için paylaşmak, yalnızca aynı sofranın etrafında oturmak anlamına gelmiyor. Bilgiyi, deneyimi, hatıraları ve merakı da paylaşmak anlamına geliyor.
Bu nedenle WAYANA’nın kapısından giren herkesin yalnızca bir ziyaretçi değil, zaman zaman anlatılan hikâyelerin de bir parçası olabileceğine inanıyoruz.
WAYANA Deneyimi: Bir Mekândan Daha Fazlası
WAYANA’nın gelişimini düşündüğümüzde, aslında başlangıçtaki hayalimizin değişmediğini görüyoruz. Değişen, bu hayali gerçekleştirmek için kullandığımız araçlar ve biriktirdiğimiz deneyimler.
Bugün bir yanda Anadolu’nun yerel üzüm çeşitleri üzerine araştırmalar yapıyor, diğer yanda antik kentlerin mutfaklarını, tarihî bağ yollarını ve kaybolan tarımsal mirası inceliyoruz. Bu çalışmalarımızı yazılarla, videolarla, eğitimlerle ve buluşmalarla paylaşıyoruz.
Bütün bunların ortak noktası, Anadolu’nun kültürel zenginliğini yalnızca anlatmakla yetinmemek; mümkün olduğunca yaşanabilir ve paylaşılabilir hâle getirmek.
WAYANA’nın yeni dönemini de bu anlayışla şekillendiriyoruz.
Keşfetmek, öğrenmek, tatmak ve paylaşmak.
Bizim için WAYANA’yı bir mekândan daha fazlasına dönüştüren dört kelime bunlar.


