Asma Dünyasının Şaşırtıcı Genetik Sırları

✦
Facebook
Twitter
LinkedIn

2014 yılında, WAYANA’dan önceki markamız BEPPE’de, pizzanın yanına ikinci ana ürün kategorisi olarak şarabı koymaya karar verdik. O zamana kadar şarapla ilişkimiz sıradan bir eşlikçi ilişkisiydi. Ancak işin bize yüklediği profesyonel sorumluluk gereği öğrenmeye başladıktan kısa süre sonra, ömrümüzün kalan kısmında şarap öğrencisi olacağımızı fark ettik.

Konuyla ilgili kaynakları araştırmaya başladığımızda edindiğimiz ilk kitaplardan biri Wine Grapes oldu. İnşaatlarda kullanılan briket hacmindeki bu kitap üç uzman tarafından kaleme alınmıştı. Bu isimlerden biri José Vouillamoz’du. José’nin adıyla ilk kez bu kitapta karşılaştım. Sonrasında da çalışmalarını uzaktan hep izledim.

Anadolu coğrafyasının akıl almaz üzüm zenginliği elbette José’nin de ilgisini çekmiş olmalıydı. Nitekim ilerleyen yıllarda Türk üzümleriyle ilgili yaptığı araştırmalarda hepimizi şaşırtan sonuçlarla karşımıza çıktı.

Aradan yıllar geçti. 1 Kasım 2026 günü İstanbul’da yaptığı sunumu izledim ve böylece kendisiyle yüz yüze tanışma fırsatı buldum. Yoğun içeriğe sahip sunumunu benimle paylaşma nezaketini de gösterdi.

Bu yazı, o sunumun özeti ve benim yorumlarım.

José Vouillamoz’un İstanbul’daki sunumundan notlar

Vouillamoz, asma genetiği alanındaki çalışmalarını geliştirme fırsatını, bu disiplinin öncülerinden Carole Patricia Meredith’in rehberliğinde, U.C. Davis kampüsünde bulmuş.Sunum sırasında paylaştığı ilginç anekdotlardan biri de kendisinin yer almadığı erken dönem DNA araştırmalarından birinin maliyetiyle ilgiliydi. Anlattığına göre bu çalışmanın maliyeti 23 milyon doları bulmuştu. Bugünse benzer genetik analizler birkaç yüz dolara yapılabiliyor. Aradan geçen yıllarda teknolojinin maliyetleri nasıl değiştirdiğini anlatmak için bundan daha çarpıcı bir örnek bulmak zor.

Şurası bir gerçek ki artık DNA profillerinin deşifre olmasıyla daha önce ulaşmamız mümkün olmayan bilgilere ulaşabiliyoruz. Nitekim Vouillamoz da sunumunda, asma dünyasının, bu güçlü araç sayesinde ortaya çıkan girift evreninde bizleri bir yolculuğa çıkardı. Bu yolculuktaki satır başlarına birlikte bakalım.

Chardonnay’nin bilinmeyen ebeveyni: Gouais Blanc

Chardonnay, dünyanın en tanınmış beyaz şaraplık üzüm çeşitlerinden biri. Peki, Chardonnay’nin ebeveynlerinden birinin uzun yıllar boyunca sıradan, hatta değersiz kabul edilen Gouais Blanc olduğunu biliyor muydunuz?

1999 yılında yayımlanan genetik araştırmalar, Chardonnay’nin Pinot ile Gouais Blanc’ın doğal çaprazlanmasından doğduğunu ortaya koydu. Üstelik bu iki çeşidin birlikteliğinden yalnızca Chardonnay değil, Gamay ve Aligoté gibi başka önemli çeşitler de ortaya çıkmıştı. Vouillamoz sunumunda Pinot ile Gouais Blanc’ın 21 ortak yavrusunu sıraladı.

Gouais Blanc’ın genetik etkisi bununla da sınırlı değil. Sunumda, bu üzümün 82’den fazla çeşidin ebeveyni olduğu belirtildi. Riesling ve Furmint gibi tanınmış çeşitler de bu geniş aile ağında yer alıyor.

Bir zamanlar pek önemsenmeyen bu üzümün Avrupa bağcılığının genetik mirasına yaptığı katkı gerçekten şaşırtıcı. Vouillamoz’un Gouais Blanc’ı bağcılık dünyasının Kazanova’sı olarak tanımlaması da bundan kaynaklanıyor. Bugün Gouais Blanc’ın kendisi oldukça sınırlı sayıda üretici tarafından değerlendiriliyor. Sunumda dünya genelinde bu üzümle çalışan 18 üreticiye yer verilmişti. Vouillamoz’un anlattığına göre bu üreticilerle birlikte 2 Şubat’ın Uluslararası Gouais Blanc Günü olarak tanınması için bir girişim başlatmışlar. Henüz resmî bir karşılık bulmamış olsa da, üreticiler her yıl 2 Şubat’ta birer kadeh Gouais Blanc ile bu günü kutluyorlarmış.

Kolorko gerçekte kim?

Sunumun Türkiye açısından en dikkat çekici bölümlerinden biri Kolorko üzerineydi. Marmara Denizi’nin kuzey kıyılarında, Tekirdağ çevresinde varlığını sürdüren Kolorko, uzun yıllar yerel bir üzüm çeşidi olarak bilindi.

Vouillamoz’un Kolorko ile tanışması 2012 yılında İzmir’de düzenlenen Digital Wine Communication Conference sırasında gerçekleşmiş. Paşaeli Şarapçılık’ın kurucusu Seyit Karagözoğlu’nun kendisine tanıttığı Kolorko, daha sonra genetik araştırmaların konusu olmuş. 2017-2018 yıllarında gerçekleştirilen DNA analizleri, Kolorko’nun Macaristan’ın ünlü Tokaj bölgesiyle özdeşleşen Furmint ile genetik olarak aynı çeşit olduğunu göstermiş. Bu çalışmayı ele aldığımız yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.

Bu bulgu yeni bir soruyu gündeme getiriyor: Furmint, Macaristan’dan Trakya’ya nasıl ulaştı? Vouillamoz, sunumunda Macar soylusu II. Ferenc Rákóczi’nin (1676-1735) Osmanlı topraklarındaki yaşamına dikkat çekerek olası bir tarihsel bağlantıyı sorguluyor. Ancak bunun henüz bir hipotez olduğunun altını çizelim: Kolorko ile Furmint’in genetik özdeşliği bir araştırma bulgusu; üzümün Trakya’ya hangi tarihte ve hangi yolla ulaştığı ise henüz yanıtlanmamış bir soru.

Kolorko’nun hikâyesi bununla da bitmiyor. Furmint’in ebeveynlerinden biri Gouais Blanc. Diğeri ise Bisetta ya da Alba Imputotato olarak bilinen üzüm. Bu ikinci ebeveyn, Türkiye bağcılığı açısından başka bir ilginç bağlantının da merkezinde bulunuyor. Çünkü aynı üzüm, Sırbistan kökenli Prokupac ile birlikte Papazkarası’nın da ebeveynlerinden biri olarak tanımlanıyor. Böylece Trakya’nın Kolorko ve Papazkarası üzümleri, genetik soy ağaçları üzerinden Orta Avrupa ve Balkanlar’daki başka çeşitlerle ilişkilendirilebiliyor.

Çalkarası: Denizli’den Girit’e uzanan bir bağ

Türkiye açısından bir başka önemli hikâye Çalkarası’na ait. Denizli’nin Çal ilçesiyle özdeşleşen bu üzüm, bölgenin bağcılık kültürünün önemli temsilcilerinden biri. Geleneksel olarak roze şarap üretimiyle tanınsa da son yıllarda kırmızı şarap üretiminde de değerlendiriliyor.

Vouillamoz’un 2017 yılında gerçekleştirdiği ve henüz bilimsel olarak yayımlanmamış DNA araştırması, Çalkarası’nın Girit Adası’nda yetiştirilen Liatiko ile genetik olarak aynı çeşit olduğunu gösteriyor. Bu bulgu, Ege Denizi’nin iki yakası arasındaki tarihsel bağcılık ilişkilerini düşünmek için önemli bir başlangıç noktası. Çalkarası Anadolu’dan Girit’e mi taşındı? Yoksa ters yönde bir hareket mi gerçekleşti? Belki de iki bölgeye başka bir merkezden yayıldı. Genetik özdeşlik bu sorulara tek başına yanıt vermiyor. Ancak iki coğrafyanın bağcılık tarihini birlikte araştırmak için güçlü bir gerekçe sunuyor.

Vouillamoz’un yakın zamanda Toros Dağları’nda gerçekleştirdiği araştırma da bu hikâyeye yeni bir boyut kazandırmış. Likya Şarapları’ndan Burak Özkan ve Göknur Gündoğan ile Antalya çevresinde eski asmaların izini süren Vouillamoz, Selge bölgesinde ağaçlara sarılarak büyüyen asmalar üzerinde çalışmış. Bu araştırmada alınan örneklerden birinin DNA analizinde Çalkarası olarak tanımlandığı sunumda açıklandı.

Bu sonuç, Çalkarası’nın yalnızca Denizli ile sınırlı olmayan bir geçmişe sahip olabileceğini düşündürüyor. Çal, Girit ve Toroslar arasında kurulan bu genetik bağlantı, Anadolu bağcılığının henüz yeterince araştırılmamış tarihine yeni sorular ekliyor.

Dokuz yüz yıl öncesinden gelen üzüm: Savagnin

Genetik araştırmalar yalnızca üzümlerin ebeveynlerini bulmakla sınırlı değil. Bazen geçmişten günümüze ulaşan bir çeşidin kimliğini de doğrulayabiliyor. Fransa’nın Orléans kentindeki Prieuré de La Madeleine arkeolojik alanında bulunan yaklaşık 900 yıllık üzüm çekirdekleri üzerinde yapılan DNA analizleri, bunlardan birinin günümüzde Savagnin olarak bilinen çeşitle genetik olarak eşleştiğini ortaya koydu.

2019 yılında Nature Plants dergisinde yayımlanan araştırma, bugün yetiştirilen bir üzüm çeşidinin yüzyıllar önce de aynı genetik kimlikle var olduğunu göstermesi bakımından önemliydi. Vouillamoz, Savagnin’i bu nedenle genetik olarak doğrulanmış en eski şaraplık üzüm çeşitlerinden biri olarak sunuyor.

Savagnin’in hikâyesi yalnızca yaşıyla ilgili değil. Chenin Blanc, Sauvignon Blanc, Grüner Veltliner ve Trousseau gibi çeşitler de Savagnin’in geniş soy ağacında yer alıyor. Vouillamoz, bu çeşitlerin coğrafi dağılımını incelerken Fransa’dan İspanya’ya uzanan tarihî Santiago de Compostela hac yollarına da dikkat çekiyor. İnsanların hareket ettiği yollar, asmaların da taşındığı yollar olabilir mi? Bu bağlantı, genetik bulgularla tarihsel coğrafyanın birlikte değerlendirilmesinin ne kadar ilginç sonuçlar doğurabileceğini gösteriyor.

Merlot’nun kayıp ebeveyni

Merlot dünyanın en yaygın yetiştirilen kırmızı şaraplık üzüm çeşitlerinden biri. Ancak yakın zamana kadar ebeveynlerinden yalnızca biri, Cabernet Franc, biliniyordu. Diğer ebeveynin kimliği ise uzun yıllar boyunca çözülememişti.

Hikâye 1996 yılında Fransa’nın Bretagne bölgesindeki Saint-Suliac’ta bulunan eski bir asmayla başladı. Sonraki yıllarda Charentes ve Gers bölgelerinde bulunan başka yaşlı asmaların da aynı genetik kimliği taşıdığı belirlendi. Bu üzüme Magdeleine Noire des Charentes adı verildi.

2009 yılında yayımlanan araştırma, Magdeleine Noire des Charentes ile Cabernet Franc’ın Merlot’nun doğal ebeveynleri olduğunu ortaya koydu. Vouillamoz’un sunumunda bu araştırmanın neredeyse bir dedektiflik hikâyesi gibi anlatılması boşuna değildi. Dünyanın en tanınmış üzüm çeşitlerinden birinin kayıp ebeveyni, ticari bağlarda değil, farklı bölgelerde yaşamaya devam eden birkaç eski asmada bulunmuştu.

Bu örnek, yaşlı asmaların ve unutulmuş yerel çeşitlerin korunmasının neden önemli olduğunu çok iyi açıklıyor.

Syrah’ın İtalyan akrabaları

Sunumun son hikâyesi Syrah üzerineydi.

Uzun yıllar boyunca Syrah’ın kökenine ilişkin farklı görüşler ileri sürüldü. Ancak DNA analizleri, bu üzümün Fransa’nın güneydoğusuyla ilişkili Dureza ve Mondeuse Blanche çeşitlerinin doğal çaprazlanmasından doğduğunu ortaya koydu.

Bu sonuç Syrah’ın yakın ebeveynlerini açıklasa da daha geniş aile hikâyesi burada bitmiyor. Vouillamoz’un araştırmaları, Syrah’ın genetik soy ağacında İtalya’da yetiştirilen Teroldego ve Aglianico gibi çeşitlerle de bağlantılar bulunduğunu gösteriyor.

Sunumun bu bölümünde kullanılan “Syrah yarı İtalyan mı?” sorusu, kesin bir coğrafi köken tanımından çok, üzüm çeşitlerinin birbirinden bağımsız kabul edilen tarihlerini yeniden değerlendirmeye yönelik bir davetti. DNA araştırmaları, bugün farklı ülkelerin bağcılık kimlikleriyle özdeşleşmiş çeşitlerin geçmişte düşündüğümüzden çok daha yakın ilişkiler içinde bulunmuş olabileceğini gösteriyor.

Üzümlerin geleceği, geçmişlerinde saklı olabilir

José Vouillamoz’un sunumundan çıkarılabilecek en önemli sonuçlardan biri, üzüm çeşitlerinin yalnızca bugünkü ticari değerleri üzerinden değerlendirilmemesi gerektiği. Vouillamoz’un Gouais Blanc hakkında anlattığı bir başka hikâye de bu üzümün geçmişte nasıl değerlendirildiğine ilişkin. Anlattığına göre bazı bağ sahipleri, daha kıymetli gördükleri çeşitleri korumak için bağlarının dış sırasına Gouais Blanc dikiyorlarmış. Böylece bağa izinsiz girenlerin önce bu daha az değer verilen üzümlerle karşılaşması amaçlanıyormuş. O dönemde ikinci sınıf kabul edilen bu çeşidin, bugün dünyanın en değerli üzümlerinden bazılarının ebeveyni olduğunun anlaşılması, tarihin hoş bir ironisi.

Merlot’nun kayıp ebeveyninin birkaç yaşlı asmada bulunması da aynı gerçeği hatırlatıyor.

Türkiye açısından Kolorko, Papazkarası ve Çalkarası üzerine ortaya konulan bulgular ayrıca önemli. Bunlar Anadolu ve Trakya bağcılığının tarih boyunca çevre coğrafyalarla kurduğu ilişkileri araştırmak için yeni olanaklar sunuyor.

Fakat belki de asıl önemli olan, henüz araştırılmamış çeşitler. Anadolu’nun farklı bölgelerinde, eski köy bağlarında, terk edilmiş arazilerde veya ağaçlara sarılarak büyümeye devam eden asmalar arasında hangi genetik hikâyelerin saklı olduğunu henüz bilmiyoruz.

Vouillamoz’un Toroslar’da gerçekleştirdiği araştırma, bu sorunun yalnızca geçmişle değil, gelecekle de ilgili olduğunu gösteriyor. Çünkü bir üzüm çeşidinin bugün ekonomik açıdan önemsiz görülmesi, yarın bağcılık için değerli özellikler taşımadığı anlamına gelmiyor. İklim değişikliği, kuraklık, hastalıklar ve değişen yetiştirme koşulları karşısında ihtiyaç duyabileceğimiz genetik özellikler, bugün korumayı ihmal ettiğimiz asmalarda bulunabilir.

Son Söz

Yazıyı Vouillamoz’un ilginç bir değerlendirmesiyle sonlandıralım. Günümüzde PIWI olarak adlandırılan, mantar hastalıklarına dayanıklı yeni üzüm çeşitleri geliştirmek amacıyla yürütülen ıslah çalışmalarında farklı asmaların genetik özelliklerinden yararlanılıyor.

Vouillamoz ise kendi yaklaşımının biraz farklı olduğunu, ancak bu görüşünün yeterince karşılık bulmadığını, sanki biraz da serzenişte bulunarak anlattı. Önerisinin temelinde şu düşünce yatıyor: Tarih boyunca onlarca nitelikli üzüm çeşidinin ortaya çıkmasına katkıda bulunan Pinot ve Gouais Blanc, neden bugünün bilimsel ve teknik olanaklarıyla yeniden ıslah çalışmalarının merkezine alınmasın?

Bu iki çeşidin geçmişte kendiliğinden gerçekleşen çaprazlanmalarından doğan üzümlere baktığımızda, böyle bir yaklaşımın ne kadar ilginç sonuçlar verebileceğini düşünmeden edemiyoruz. Belki de bağcılığın geleceğinde aradığımız bazı yanıtlar, geçmişteki bu olağanüstü genetik birliktelikte saklıdır.

Teşekkürler José, ufkumuzu genişlettiğin için.

Kaynaklar

  • José Vouillamoz, Family Stories in Wine Grapes, Masters of Wine in Türkiye, 2026. Sunum.
  • Bowers ve diğerleri (1999). “Historical genetics: the parentage of Chardonnay, Gamay, and other wine grapes of Northeastern France.” Science, 285, 1562–1565.
  • Lacombe ve diğerleri (2013). “Large scale parentage analysis in an extended set of grapevine cultivars.” Theoretical and Applied Genetics.
  • Laucou ve diğerleri (2018). “Extended diversity analysis of cultivated grapevine Vitis vinifera with 10K genome-wide SNPs.” PLOS ONE, 13(2).
  • Ramos-Madrigal ve diğerleri (2019). “Palaeogenomic insights into the origins of French grapevine diversity.” Nature Plants, 5, 595–603.
  • Boursiquot ve diğerleri (2009). “Parentage of Merlot and related winegrape cultivars of southwestern France: discovery of the missing link.” Australian Journal of Grape and Wine Research, 15(2), 144–155.
  • Vouillamoz ve Grando (2006). “Genealogy of wine grape cultivars: ‘Pinot’ is related to ‘Syrah’.” Heredity, 97(2), 102–110.

Not: Kolorko-Furmint ve Çalkarası-Liatiko özdeşlikleri ile Toroslar’daki Çalkarası bulgusu, sunumda Vouillamoz’un henüz yayımlanmamış araştırmaları olarak belirtilmiştir.

Picture of Katerina Monroe
Katerina Monroe

@katerinam •  More Posts by Katerina

Congratulations on the award, it's well deserved! You guys definitely know what you're doing. Looking forward to my next visit to the winery!