takku GIŠGEŠTIN-aš: Hitit Kanunlarında Bağ ve Şarap

✦
Facebook
Twitter
LinkedIn

takku GIŠGEŠTIN-aš

Anadolu’da şarabın peşine düştüğünüzde karşınıza yalnızca asmalar, bağlar, üzümler ve onlardan yapılan şaraplar çıkmıyor. Şarabın etrafında oya gibi örülmüş, her baktığınızda daha önce fark etmediğiniz yeni bir katmanını gösteren muazzam bir kültürel birikim var. TÜRKİYE: Dünyanın En Büyük Açık Hava Şarap Müzesi önerimize güç veren de işte bu birikim. Müze için seçtiğimiz yazılarda daha şimdiden zengin bir örüntü oluşmaya başladı. Bu yazıyla ona yeni bir parça ekliyoruz. Çünkü bu kez şarap dünyasına bambaşka bir yerden bakacağız: yaklaşık 3.500 yıl önce kil üzerine çivi yazısıyla kaydedilmiş kanunlardan.

Hitit Kanunları olarak adlandırdığımız metinler iki ana seriden oluşuyor. Birinci seri Hititçe şu sözlerle başlıyor:

takku LÚ-aš — “Eğer bir adam…

İkinci serinin başlangıcı ise bizim açımızdan çok daha ilginç:

takku GIŠGEŠTIN-aš — “Eğer bir asma…”

Hitit kanunları

Bu ikinci seri, geleneksel numaralandırmada 101’den 200’e kadar uzanan hükümleri içeriyor. Hitit kanunlarının yapısı da oldukça tanıdık: Önce bir olay tarif ediliyor, ardından bunun karşılığında uygulanacak yaptırım veya ödenecek tazminat belirtiliyor.

Peki nasıl oluyor da Hitit hukukunun ikinci büyük bölümünün daha ilk satırında karşımıza bir asma çıkıyor? Çünkü Hitit hukukunda asma yalnızca meyve veren bir bitki olarak karşımıza çıkmıyor. Birisi tarafından dikilmiş, büyütülmüş, bakımı yapılmış ve gelecekte ürün vermesi için emek harcanmış ekonomik bir varlık olarak korunuyor. Dolayısıyla asmaya verilen zarar yalnız o yılın üzümünü değil, gelecekteki üretimi de olumsuz etkiliyor. Hitit hukukunun bağa ve asmaya gösterdiği ilginin arkasında işte bu ekonomik değer anlayışı var.

Bir Asmaya Zarar Vermenin Bedeli

Hitit Kanunları bağcılık konusunda şaşırtıcı ölçüde somut. Bir bağın yakılması, koyunların ürün veren bir bağa sokulması, çevrili bir bağdan asma sürgünlerinin çalınması ya da bir asmanın kesilmesi gibi durumların her biri hukuk metinlerinde kendine yer buluyor.

Belki bizim Hitit kanunlarında bulmak istediğimiz onların zamanında şarabın nasıl yapıldığı ya da Tokat’ın Narince üzümünün şarap yapımında kullanılıp kullanılmadığı gibi daha pratik konular. Maalesef bu bilgiler tabletlerde yer almıyor. Ama bu kanunlar bize çok önemli bir şey söylüyor: Bağ korunması gereken bir ekonomik varlıktır.

Kanun maddelerini incelediğimiz zaman yalnız ürünün değil asma bitkisinin de değer taşıdığını görüyoruz. Açıklaması basit: Birinin ambarından tahıl çaldığınızda o yılın ürününü almış olursunuz. Ama yetişmiş bir asmayı keserseniz yalnız bugünkü ürünü değil, gelecek yılların ürününü de ortadan kaldırırsınız. Hitit hukukunun asmayı ayrı bir mesele olarak ele alması, bağcılığın gerektirdiği uzun vadeli emeğin ve yatırımın hukuk tarafından tanındığını düşündürüyor. Kanunlarda karşımıza çıkan bağ, bu nedenle yalnız tarımsal bir alan değil. Sahibi olan, ekonomik değer üreten ve zarar gördüğünde bunun karşılığının hesaplandığı bir mülk.

Bir Bağ Ne Kadar Değerliydi?

Şaşıracaksınız ama Hitit kanunları bu soruya cevap vermemize izin veriyor. Fiyatların sıralandığı hükümlerden birinde yaklaşık 3.600 metrekarelik bir bağın değeri 40 şekel gümüş olarak veriliyor. Yine kanunnamenin aynı büyüklükteki sulanan tarla için 3 şekel gümüş değer belirttiğini düşünecek olursak arada muazzam bir değer farkı olduğu aşikâr.

Elbette buradan bugünün parasıyla bir Hitit bağının kaç lira ettiğini hesaplamaya kalkmanın anlamı yok. Paranın, emeğin, toprağın ve üretimin tamamen farklı olduğu bir ekonomik sistemi günümüz fiyatlarına çevirmek bize tarih değil, olsa olsa eğlenceli bir kur hesabı verir. Ama ürünleri birbirleriyle karşılaştırmak için bütün verilere sahibiz. Bunu yaptığımızda bağın Hitit ekonomisinde sıradan bir tarım arazisi olmadığını daha iyi anlıyoruz.

Muhtemelen kanunların asmayı bu kadar dikkatle korumasının nedenlerinden biri bağın üzüm verecek aşamaya gelmesinin yıllar süren bir uğraş gerektirdiğinin bilincinde olmalarıydı. Bir bağ yalnız toprağın değil, o toprağa yıllar boyunca yapılan yatırımın da değerini taşıyordu.

Hitit kanunları

Bir Litre Şarap Kaç Litre Arpa Ederdi?

Hitit Kanunları bize yalnız bağın değil, şarabın da fiyatını veriyor. Kanunların 183. maddesinde çeşitli temel ürünlerin fiyatları sıralanıyor. Ölçüleri kolay karşılaştırmak için yaklaşık modern karşılıklarıyla ifade ettik: 150 litre buğday bir şekel gümüş, 200 litre arpa yarım şekel gümüş, 50 litre şarap yarım şekel gümüş.

Bu karşılaştırmalı değerleri kullanırsak aynı miktar gümüşle isterseniz 200 litre arpa, isterseniz 50 litre şarap alabiliyordunuz. Şarap hacim üzerinden karşılaştırıldığında arpadan yaklaşık dört kat daha değerliydi.

Şarabın Hitit dünyasında arpanın dört katı değere sahip olması “lüks tüketim maddesi” olduğunu mu düşündürmeli bize? Bu konuda hemen bir sonuca varmamakta fayda var. Şarabın daha pahalı olmasını, yalnızca toplumun en üst kesimleri tarafından tüketildiği şeklinde yorumlamak yerine, ekonomik değeri yüksek bir tarımsal ürün olduğunu söylemek daha doğru olur.

Üstelik şarap yalnız içilerek tüketilen bir ürün olmaktan ibaret değildi. Saray ekonomisinin, dini törenlerin, sunuların ve başka siyasi merkezlerle yürütülen mal dolaşımının da parçasıydı. İşte bu noktada hukuk tabletlerinden başımızı kaldırıp Hitit ülkesinin coğrafyasına bakmamız gerekiyor.

Bağlar Neredeydi?

Hitit Kanunları Hattuşa’da bulundu diye Hitit şarabının Hattuşa çevresindeki bağlardan geldiğini düşünmek kolay. Ama elimizdeki kanıtlar daha karmaşık bir coğrafyaya işaret ediyor. Bunun güzel örneklerinden biri bugünkü Tokat yakınlarındaki Maşat Höyük, Hitit dönemindeki adıyla Tapikka.

Tapikka’da bulunan kraliyet yazışmaları, merkezi yönetimin bölgedeki bağlarla yakından ilgilendiğini gösteriyor. Kralın görevlilere gönderdiği mektuplarda bağların durumu soruluyor, üzüm hasadı takip ediliyor ve yetkililer hasat konusunda açık biçimde uyarılıyor. Bu belgeler Hitit bağcılığını kanun tabletlerinin soyut dünyasından çıkarıp gerçek bir üretim coğrafyasına taşıyor.

Bir tarafta Hattuşa’da “bir asmaya zarar verilirse ne olacağını” belirleyen hukuk metni var. Diğer tarafta Tapikka’da üzüm hasadını takip eden devlet görevlileri.

İkisini yan yana koyduğumuzda bağcılığın yalnız köylünün veya bağ sahibinin meselesi olmadığını, merkezi yönetimin de ilgilendiği ekonomik bir faaliyet olduğunu görmeye başlıyoruz.

Kralın Kadehindeki Şarap Nereden Geliyordu?

Ama Hitit dünyasında tüketilen bütün şarabın Hitit ülkesinin merkez bölgelerinde üretildiğini düşünmek için de bir nedenimiz yok. Hitit İmparatorluğu genişledikçe Anadolu’nun güneyi ve Kuzey Suriye’nin önemli tarım ve ticaret merkezleri de onun siyasi ve ekonomik sisteminin içine girdi. Bunların arasında Geç Tunç Çağı’nın en önemli liman ve şarap merkezlerinden biri olan Ugarit de vardı.

Ugarit arşivleri bağların kayıt altına alındığını, şarabın merkezi yönetime teslim edildiğini, depolandığını ve saray tarafından yeniden dağıtıldığını gösteriyor. Fakat Ugarit, Hitit egemenliği döneminde bağımsız bir ticaret ortağından çok Hitit Büyük Kralı’na bağlı bir krallıktı. Bu nedenle Ugarit ile Hitit merkezi arasındaki mal hareketini bugünkü anlamıyla yalnızca “ithalat” veya “ihracat” olarak tanımlamak yanıltıcı olur. Karşımızda ticaretin yanı sıra haraç, vergi, saraylar arası transfer ve yeniden dağıtımın birbirine karıştığı çok daha farklı bir ekonomik sistem var.

Bu sistemde Kilikya’daki Ura kentinin tüccarları da önemli bir rol oynuyordu. Uralı tüccarların Ugarit’te faaliyet gösterdiklerini ve Hitit dünyası ile Doğu Akdeniz arasındaki mal hareketinin aktörlerinden olduklarını biliyoruz. Bir Hitit metninde Uralı tüccarlar Zallara yolunda işçiler, hayvanlar, tahıl, madenler ve değerli taşların yanı sıra şarap taşırken karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla Hattuşa’da bir törende kralın kadehine doldurulan şarabın üzümünün nerede yetiştiğini tam olarak bilemeyebiliriz.

Tapikka’daki bir bağdan mı gelmişti? Güney Anadolu’dan mı? Yoksa Hitit egemenliğindeki Kuzey Suriye’nin bağlarından mı?

Bugün elimizde bu soruya her zaman cevap verecek belgeler yok. Ama sorunun kendisi bile Hitit şarap dünyasının düşündüğümüzden çok daha geniş bir coğrafyaya yayıldığını gösteriyor.

Hititlerin bir “Şarap Kanunu” var mıydı?

Burada önemli bir ayrımı yeniden hatırlatmakta fayda var. “Şarap kanunu” dediğimizde bugün aklımıza gelen üretim bölgeleri, üzüm çeşitleri, üretim yöntemleri, etiketler veya coğrafi işaretleri düzenleyen mevzuat Hititlerde yok. En azından bugüne kadar ulaşılan belgeler arasında yok. Elimizde “şarap şu üzümden yapılmalıdır” ya da “şu bölgenin şarabı ancak şu adla satılabilir” diyen hükümler bulunmuyor.

Hitit hukukunun soruları çok daha temel:

  • Birinin bağına zarar verirsen ne olur?
  • Asmasını kesersen ne ödersin?
  • Bağ ne kadar değerlidir?
  • Şarabın fiyatı nedir?

Bu nedenle “Hititlerin bağ ve şarap kanunları” derken aslında modern anlamda bir şarap mevzuatından değil, bağı, asmayı ve şarabı ekonomik ve hukuki değer taşıyan varlıklar olarak ele alan hükümlerden söz ediyoruz. Bir yanıyla bu hükümler bize herhangi bir üretim reçetesinden daha fazlasını anlatıyor.

Bir tablet neden Açık Hava Şarap Müzesi’nde?

Türkiye’yi dünyanın en büyük açık hava şarap müzesi olarak düşünmeye başladığımızda gözümüzün önüne önce bağlar, antik kentler, amphoralar veya şarap işlikleri geliyor. Ama bir kültürün şarapla ilişkisi yalnız şarabı nasıl yaptığıyla ölçülemez. Asmayı nasıl koruduğu da önemlidir. Bağa verilen zararın karşılığını nasıl hesapladığı, şaraba hangi ekonomik değeri biçtiği, üretimi nasıl takip ettiği ve şarabı ülkenin bir ucundan diğerine nasıl taşıdığı da aynı hikâyenin parçalarıdır.

Bu nedenle Hattuşa’da bulunan ve yaklaşık 3.500 yıl önce üzerine “Eğer bir asma…” diye yazılan kil tablet de bu müzenin eserlerinden biridir. Çünkü aslında bir toplumun şarap kültürünü anlamak için kadehin içine değil, kanunlarına bakmak gerekir.

Picture of Katerina Monroe
Katerina Monroe

@katerinam •  More Posts by Katerina

Congratulations on the award, it's well deserved! You guys definitely know what you're doing. Looking forward to my next visit to the winery!