John Dilworth’ün bir yazısından yola çıkarak çok tartışmalı bir alanda yürümeye başladık, biliyorsunuz. Aslında sorguladığımız şey şarap kalitesi. Şarabın nesnel değerlendirmeye elverişli olup olmadığını, bireysel farklılıklarımızın bu arayışı anlamsız mı kıldığını sorgulamayı sürdürüyoruz. Bir önceki yazımızı da bu konudaki rahatsız edici bir soruyla bitirmiştik:
Aynı şarabı farklı deneyimliyorsak, o şarap hakkında ortak ve nesnel bir yargıya varmak hâlâ mümkün mü?
Şimdi WAYANA’ya geri dönelim ve şefle birlikte masamızda oturmaya devam edelim. Belki Sina’nın sabrı tükenmeye başladı, ama biz bu kez önümüze iki farklı şaraptan birer kadeh koymasını isteyelim.
Birincisini tattığımızda, şef de ben de birbirimizden farklı aromalar fark edelim. Şarabın asiditesi bana canlı ve enerjik gelirken, Şef biraz fazla keskin bulsun. Ben şarabı çok beğeneyim, o daha mesafeli dursun. Buraya kadar şaşırtıcı bir şey yok. Bir önceki yazımızda bunun nedenlerini uzun uzun tartıştık.
Ama ikinci kadehte belirgin bir kusur olduğunu varsayalım. İkimiz de aynı kusuru fark edelim ve şarabın bundan olumsuz etkilendiği konusunda anlaşalım. Vay canına! İkimiz aynı konuda fikir birliğine vardık.
Bir dakika. Hani aynı şarabı aynı biçimde deneyimlemiyorduk? Birinci kadehte anlaşamıyor ama ikinci kadehte anlaşabiliyorsak, aradaki fark nereden geliyor?
Burada birbirinden ayırmamız gereken üç farklı şey var:
ALGILAMA ≠ BEĞENİ ≠ KALİTE YARGISI
Bir şarabı beğenmekle iyi bulmak aynı şey mi?
Gündelik hayatta kolayca kuruverdiğimiz bir beğeni cümlesi var: “Bu şarap çok güzel.”
Bu cümleyi kurduğumuzda ne söylüyoruz?
- “Bu şarabı çok beğendim.”
- “Bu iyi yapılmış bir şarap”
Birbirine çok benzeyen bu iki söyleyiş arasında önemli bir fark var. Bir şarabın yüksek asiditesini ikimiz de fark edebiliriz. Ben bu özelliği sevebilirim, Şef sevmeyebilir. Burada algıladığımız şey birbirine yakın olsa bile kişisel beğenimiz ayrışmıştır.
Fakat ikimiz de şarabın asiditesinin yapının geri kalanıyla nasıl ilişki kurduğu, tanenlerin olgunluğu, aromaların temizliği veya şarabın belirgin bir kusur taşıyıp taşımadığı hakkında konuşabiliriz. O zaman “Bunu seviyorum” ile “Bunun iyi olduğunu düşünüyorum” farklı yargılar olabilir.
Bundan çıkan önemli bir sonuç var: Hem şarap deneyiminin kişisel olduğunu kabul ediyoruz hem de şarabın nesnel değerlendirme yapabileceğimiz alanlarının var olduğunu kabul ediyoruz.
Deneyim kişiselse kalite de kişisel olmak zorunda mı?
John Dilworth bizi tam da bu noktada zor durumda bırakıyor.
Onun yaklaşımını izlersek, şarap tamamlanmış bir sanat eseri gibi önümüzde durmuyor. Şarap bize bir “duyusal tema” sunuyor; biz de biyolojimiz, belleğimiz, bilgimiz, çağrışımlarımız ve hayal gücümüzle bu tema üzerinde bir tür doğaçlama gerçekleştiriyoruz.
Bir önceki yazıda bunu şöyle ifade etmiştik:
ŞARAP + BİYOLOJİK ALGILAMA + KİŞİSEL ANLAMLANDIRMA → DENEYİM
Ama bu vardığımız noktada bizi içine kolayca düşebileceğimiz bir tuzak bekliyor. Eğer yaşadığımız deneyim yalnızca şarabın özellikleri tarafından belirlenmiyor, içenin belleği, çağrışımları ve hayal gücü de bu deneyimin oluşumuna katılıyorsa, bundan şöyle bir sonuç çıkarmak mümkün görünüyor: Her şarap herkes için başka bir şeyse, iyi ve kötü şarap diye ortak bir ölçü de olamaz.
Gerçekten öyle mi? Dilworth’un yaklaşımından zorunlu olarak böyle bir sonuç çıkaracak olursak, kendimizi asitliğiyle, alkolüyle, tanenleriyle, aromatik bileşikleriyle, dokusuyla, üretim biçimiyle ve varsa kusurlarıyla ilgili söyleyecek hiçbir şeyimizin kalmayacağı ve şarap deneyiminin mutlak bireyselliğine razı olacağımız bir durumda buluruz. Bu kabulleniş şarap dünyasında karşılaştırmanın yapılamayacağı katmansız bir düzleme bizi mahkûm eder.
Şarap bize ne kadar hareket alanı bırakıyor?
İlk yazımızdaki müzik örneğini hatırlıyor musunuz? Beethoven’ın aynı eserini iki farklı orkestra farklı biçimde yorumlayabilir. Aynı yorumu dinleyen iki insan da birbirinden oldukça farklı deneyimler yaşayabilir.
Ama buradan orkestranın nasıl çaldığının hiçbir önemi olmadığı sonucuna varır mıyız?
Bir müzisyen notayı yanlış çalabilir. Orkestra birlikte hareket etmekte zorlanabilir. Akort sorunları yaşanabilir. Yorumun temposu, dengesi veya bütünlüğü tartışılabilir. Dinleyicilerin deneyimleri kişisel olsa bile, deneyimin üzerinde yükseldiği şey tamamen biçimsiz ve kuralsız değildir.
Şarapta da benzer bir durum olabilir mi?
Bir önceki yazıda söylediğimiz gibi, kadehin içindeki sıvının fiziksel ve kimyasal bir gerçekliği var. Dolayısıyla içenin yaratıcı rolünü kabul etmek, şarabın kendi özelliklerini ortadan kaldırmıyor. pH’ın kaç olduğu, toplam asidite, alkol derecesi gibi değerleri nesnel yöntemlerle ölçebiliyoruz. Ama pH’ı nesnel olarak ölçebilmek, o pH’ın şarabı iyi veya kötü yaptığına nesnel olarak karar verebildiğimiz anlamına gelmiyor.
Belki sorun “nesnel mi, öznel mi?” sorusunu fazla kolay sormamızda.
Nesnellik için herkesin aynı şeyi düşünmesi mi gerekir?
Bir yargının nesnel olabilmesi için herkesin aynı sonuca ulaşması gerektiğini varsayarsak, şarap dünyasının işi gerçekten zor. Ama gündelik hayatta nesnellikten çoğu zaman böyle bir şey anlamıyoruz. İnsanlar bir konuda farklı sonuçlara ulaşabilirler ve yine de değerlendirmelerini başkalarının anlayabileceği gerekçelere dayandırabilirler.
Şarapta da yıllar içinde böyle bir ortak dil oluşmuş durumda. Asidite, tanen, denge, uzunluk, yoğunluk, karmaşıklık, kusur… Bunların hiçbiri şarap hakkında tartışmayı sona erdiren sihirli sözcükler değil. Fakat deneyimlerimizi karşılaştırmamızı mümkün kılan kavramlar.
Ben bir şarabın dengesiz olduğunu söylediğimde, siz bana neden böyle düşündüğümü sorabilirsiniz. Ben de gerekçemi açıklayabilirim. Siz aynı şarabı farklı değerlendirebilirsiniz. Ama artık yalnızca iki kişisel beğeniyi yan yana koymuyoruz. Üzerinde konuşabileceğimiz ortak bir nesne ve onu tarif etmeye çalıştığımız ortak bir dil var.
Belki şarapta aradığımız nesnellik de tam burada başlıyor.
Kör tadım bizi nesnelliğe yaklaştırır mı?
Şarap dünyasının bu probleme verdiği en ilginç cevaplardan biri kör tadım. Mantık oldukça çekici.Şişeyi görmezsek, üreticinin adı, etiket, fiyat, bölgenin itibarı veya geçmişte o şarap hakkında duyduklarımız değerlendirmemizi daha az etkiler. Böylece şarabın kendisiyle daha doğrudan karşılaşacağımızı düşünürüz.
Fakat ikinci yazımızdan sonra artık küçük bir problemimiz var:
Şişeyi saklayabiliriz ama kendimizi saklayamayız. Kör tadıma yine kendi duyu sistemimizle, belleğimizle, eğitimimizle, geçmiş deneyimlerimizle ve beklentilerimizle giriyoruz. Kör tadım değerlendirmeyi nesnel hale getirmez; değerlendirmeyi etkileyebilecek bazı dışsal bilgileri kontrol altına alır.
Bu durumda kör tadımın değeri azalmaz. Yalnızca ondan ne beklememiz gerektiği değişir.
Ortak bir şarap dili mümkün mü?
Başlangıçtaki iki kadehe geri dönelim. Şefle aynı şarabı aynı biçimde deneyimlemek zorunda değiliz.Aynı aromaları bulmak zorunda da değiliz. Hatta aynı şarabı sevmek zorunda değiliz. Ama bu, şarap hakkında konuşamayacağımız anlamına gelmiyor. Çünkü kişisel deneyimlerimizi birbirimize aktarırken ortak kavramlardan, karşılaştırmalardan ve gerekçelerden yararlanıyoruz.
Belki de şarapta bütünüyle kişiden bağımsız bir nesnellik aramak yerine başka bir şeyi düşünmemiz gerekiyor:
Birbirinden farklı deneyimler yaşayan insanların üzerinde konuşabileceği ortak bir değerlendirme alanı. Belki burada nesnellikten çok, felsefenin başka bir kavramı bize yardımcı olabilir: öznelerarasılık. Birbirinden farklı bireysel deneyimlerden hareket ederek başkalarıyla paylaşılabilir, tartışılabilir ve gerekçelendirilebilir yargılar oluşturabilmek.
Şarapla onu deneyimleyen insanların karşılaşmasında ve insanların bu deneyimler hakkında birbirleriyle konuşabilmelerinde oluşan bir alan. Bu yaklaşım “iyi şarap” sorusunu ortadan kaldırmıyor. Tam tersine, daha ilginç hale getiriyor. Çünkü artık sorumuz yalnızca “İyi şarap var mı?” değil.
Şarap dünyasının bugün kullandığı kalite dili yalnızca birbirimizi dinleye dinleye kendiliğinden oluşmadı. Bir bölümü zaman içinde ortak deneyimlerden doğdu; bir bölümü ise eleştirmenler, eğitim kurumları, tadım sistemleri, yarışmalar ve şarap profesyonelleri tarafından geliştirildi, öğretildi ve standartlaştırıldı.
Bu durumda daha zor bir soruyla karşı karşıyayız.
Şarap konusunda deneyim kazandıkça gerçekten şarabı daha iyi görmeyi ve tatmayı mı öğreniyoruz? Yoksa aynı zamanda hangi özelliklere dikkat etmemiz, onları nasıl adlandırmamız ve hangilerini “kalite” göstergesi saymamız gerektiğini söyleyen ortak bir değerlendirme dilini de mi öğreniyoruz?
Belki ikisini birden.
Ama öyleyse “iyi şarap” dediğimiz şeyin ne kadarının şarabın kendisinden, ne kadarının onu değerlendirmek için kurduğumuz bu ortak dilden geldiğini sormamız gerekiyor.
Ve o dili kimlerin, nasıl kurduğuna bakmadan bu soruya cevap veremeyiz.
Bir sonraki yazımızda başlayacağımız yer burası.

