Ritonlar ve Tanrıların Kadehleri

✦
Facebook
Twitter
LinkedIn

Anadolu’da şarabın törensel kapları

Bir müzeyi gezerken duyu organlarımın gönderdiği sinyallerin değiştiğini, birbirinden farklı duyguların iç içe geçtiğini, kalp atışlarımın hafifçe hızlandığını hissederim. İlginç olan, bu hızlanmanın bende bir heyecanla birlikte sükûnet duygusu da uyandırmasıdır. Vücudumda benzer bir değişimi klasik müzik dinlerken de algılarım. Bu tarif etmeye çalıştığım değişimi New York’taki Metropolitan Museum of Art koleksiyonunda sergilenen, başı ve boynuzları büyük bir ustalıkla biçimlendirilmiş, gümüşten yapılmış bir geyik heykelini andıran eserle karşılaştığımda da yaşadım. Biraz daha dikkatli baktığımda hayvanın gövdesinin bir kabın parçası olduğunu fark ettim. Üstelik kabın ağız kenarında, insanlarla tanrıların buluştuğu bir tören oya gibi işlenmişti. İşte yaklaşık 3.300 yıl önce Anadolu’da yapılmış bu eserle binlerce kilometre ötede, New York’ta karşılaşmam, ritonlarla ilgili bugünkü yazımızın tohumunu attı.

Akla gelen ilk soru şu: İnsanlar neden içeceklerini sıradan kaplar yerine boğa, koç veya geyik biçiminde hazırlanmış kaplardan içiyorlardı? Bu hayvanların seçilmesinin özel bir anlamı var mıydı? Kapların içindeki sıvı nereye akıtılıyordu? Ve bütün bunların şarapla nasıl bir ilişkisi vardı? Türkiye: Dünyanın En Büyük Açık Hava Şarap Müzesi yolculuğumuzda bu kez antik kentlerin sokaklarından, bağlardan ve şarap işliklerinden ayrılarak müzelerinvitrinlerine uzanıyoruz. İzini süreceğimiz nesneler, Anadolu’nun binlerce yıllık içme ve sunu geleneklerinin en ilginç tanıkları arasında yer alan ritonlar ve hayvan biçimli kaplar.

Riton Nedir? Nasıl Kullanılırdı?

Riton sözcüğü, Eski Yunancada akmak anlamına gelen rheîn fiiliyle ilişkili. Arkeolojide genellikle bir ucundan doldurulan, diğer ucundaki açıklıktan sıvının akıtılmasını sağlayan kapları tanımlamak için kullanılıyor. Bu kapların önemli bir bölümü hayvan biçiminde. Bazılarının gövdesi bir boynuz gibi; daralan uçlarında boğa, koç, geyik veya başka hayvanların başları ya da ön gövdeleri var. Kimi örnekler seramikten, kimileri ise bronz, gümüş veya altından yapılmış.

Ancak burada önemli bir ayrım yapmamız şart: Hayvan biçiminde yapılmış her içme kabı riton değil. Ritonların ayırt edici özelliklerinden biri, sıvının kabın alt bölümündeki açıklıktan akıtılabilmesi. Buna karşılık hayvan biçimli bazı kaplar, günümüzde kullandığımız kadehler gibi üst kenarlarından içilmek üzere tasarlanmış. Üstelik bu farklılık yalnızca biçimsel de değil. Kapların kullanım amaçlarını anlamak bakımından da önemli.

Bazı ritonlar sıvı sunularında, bazıları içki tüketiminde kullanılmış. Ancak her kabın dinî bir törene ait olduğunu veya içinde mutlaka şarap bulunduğunu söylemek konusunda ihtiyatlı olmalıyız. Arkeolojik buluntuların bize sunduğu somut bilgilerle bunlardan yola çıkarak yaptığımız yorumlar arasındaki sınırı dürüstçe çizmemizde fayda var.

Yukarıda bahsettiğim gümüş geyik formundaki kabın da aralarında yer aldığı Metropolitan Museum’un koleksiyonundaki eserler, bu farklılıkları görmek için iyi bir başlangıç noktası oluşturuyor. Dünyanın en büyük açık hava müzesi Türkiye olsa da, kimi eserlerimiz maalesef çok uzaklarda.

Kültepe: Hayvan Biçimli Kapların Dünyası

Kayseri yakınlarındaki Kültepe, MÖ 2. binyılın başlarında Anadolu’nun önemli ticaret merkezlerinden biriydi. Antik adıyla Kaniş, Mezopotamya’dan gelen Asurlu tüccarlarla Anadolu’nun yerel topluluklarının buluştuğu bir kentti. Burada gerçekleştirilen ticaret yalnızca malların değil, düşüncelerin, tekniklerin ve kültürel geleneklerin de dolaşımını sağlıyordu. Kültepe kazılarında ortaya çıkarılan seramik kaplar, bu kültürel çeşitliliğin dikkat çekici örneklerini oluşturur. Aslanlar, koçlar, antiloplar, tavşanlar, köpekler, yaban domuzları ve kuşlar… Anadolu’nun çömlek ustaları, çevrelerindeki hayvanlar dünyasını içme kaplarının biçimlerine taşımışlar.

Metropolitan Museum of Art koleksiyonunda bulunan, Kültepe’den gelmiş olması muhtemel bir koç başı biçimli kap, bu geleneğin günümüze ulaşan örneklerinden biridir. MÖ 1900–1600 arasına tarihlenen eser, pişmiş topraktan yapılmış. Açık renkli astarın üzerinde siyah boyayla işlenmiş ayrıntılar var. Koçun boynuzları, gözleri ve yüzünün çeşitli bölümleri özenle biçimlendirilmiş. Metropolitan Museum’un koleksiyon açıklamasından öğreniyoruz ki hayvan biçimli bu tür kaplar Kültepe’de evlerde ve mezarlarda da bulunmuş. O zaman hayvan biçimli kapların kullanımını yalnızca dinî törenlerle açıklayamayacağımız ortaya çıkıyor.

Peki, içlerinde ne vardı?

Bu soruya her kap için kesin bir cevap vermek de kolay değil. Şarap kullanılmış olması mümkün. Ancak bilimsel bir kesinlikle belirli bir kabın şarap içerdiğini söyleyebilmek için yazılı bir belgeye, kalıntı analizine veya kullanımını açıklayan başka bir kanıta ihtiyaç duyuyoruz. Dolayısıyla Kültepe’nin hayvan biçimli kapları bize öncelikle bir içme kültürünü, seramik ustalığını ve hayvanların maddi kültürdeki yerini anlatıyor.

Hayvan biçimli kapların Hitit dünyasındaki kullanımına baktığımızda ise karşımıza başka bir boyut çıkıyor.

Hititler: Tanrının Kadehini İçmek

Hititlerle ilgili çalışmalar bize gösteriyor ki onların dünyasında şarap, yalnızca gündelik yaşamın bir parçası değil. Dinî törenlerde, bayramlarda ve tanrılara sunulan armağanlar arasında da önemli bir yere sahip. Daha önce Hitit bağ ve şarap kanunlarını incelerken, bağların ve üzüm ürünlerinin hukuk düzeninde nasıl yer aldığını görmüştük. Bu kez aynı dünyanın inanç uygulamalarına bakıyoruz.

Hitit ritüel metinlerinde karşımıza çıkan önemli kavramlardan biri BIBRU. Bu terim, farklı malzemelerden yapılmış, çeşitli biçimlere sahip içme kaplarıyla ilişkili. Özellikle hayvan biçimli örnekler, Hititlerin dinî dünyasında dikkat çekici bir yer tutuyor. Ancak BIBRU ile riton aynı anlamı taşımıyor.

Hitit dönemine ait, geyik biçimli gümüş içme kabı, Metropolitan Museum of Art

Gümüş Geyiğin Anlattıkları

Metropolitan Museum koleksiyonundaki Hitit gümüş geyik kabı, bu dünyanın en etkileyici örneklerinden biri. MÖ 14–13. yüzyıla tarihlenen eser, gümüşten yapılmış ve altın kakmalarla süslenmiş. Yaklaşık 18 santimetre yüksekliğinde.

Geyiğin başı, boynuzları ve ön gövdesi büyük bir ayrıntı zenginliğiyle işlenmiş. Ancak eseri asıl ilginç kılan, kabın üst kenarını çevreleyen kabartma sahne. Burada bir tören betimleniyor. Geyik üzerinde tasvir edilen bir tanrıya, gagalı ağızlı bir kaptan sıvı sunulduğu düşünülüyor. Sahnenin ayrıntıları ve kabın olası işlevi konusunda farklı yorumlar var. Böylece karşımıza hayvan biçimli bir içme kabının üzerinde, başka bir kabın kullanıldığı dinî bir tören çıkıyor. Bu sahne, Hitit dünyasında içme ve sunu kaplarının tanrılarla insanlar arasındaki ilişkinin önemli unsurları olduğunu düşündürüyor. Ancak kabartmada gösterilen tören, bu kabın da aynı amaçla kullanıldığını tek başına kanıtlamıyor.

Kabın ilginç bir özelliği daha var: alt bölümünde sıvı akıtma deliği bulunmuyor. Dolayısıyla teknik anlamda bu gümüş geyik formundaki kabın bir riton olarak sınıflandırılması tartışmalı. Hititolog Theo van den Hout’un 2018 tarihli incelemesi, eserin olası işlevini değerlendirmek için önemli bir kaynak.

Bir Tanrı İçilebilir mi?

Hitit ritüel metinlerinde karşılaştığımız en ilginç ifadelerden biri, genellikle “tanrıyı içmek” biçiminde tercüme edilebilecek uygulama. İlk bakışta şaşırtıcı görünüyor. Bir insan bir tanrıyı nasıl içebilir?

Anlaşıldığı kadarıyla burada belirli tanrılarla ilişkili törensel içme uygulamalarından söz ediliyor. Ancak ifadenin tam olarak ne anlama geldiği ve uygulamanın nasıl gerçekleştirildiği konusunda araştırmacılar arasında farklı yorumlar bulunmaktadır. Kimi açıklamalar, tanrının onuruna içilen içeceği öne çıkarırken, kimileri ritüelin tanrıyla kurulan ilişkiyi temsil eden yönüne dikkat çeker. Bu nedenle uygulamayı, kralın şarap içerek tanrıyla mistik biçimde bütünleşmesi şeklinde kesin bir ifadeyle açıklamak doğru olmaz.

Yine de Hitit metinleriyle arkeolojik buluntuları birlikte değerlendirdiğimizde önemli bir sonuca ulaşıyoruz: İçmek, Hititlerin dinî yaşamında yalnızca bedensel bir eylem değil, ritüel anlamlar taşıyan bir uygulama. Hayvan biçimli kaplar da bu dünyanın maddi tanıkları.

Ahamenişler: Ritondan İçmek

Zaman içinde hayvan biçimli içme ve sunu kapları, Anadolu’nun da içinde bulunduğu daha geniş bir coğrafyada kullanılmaya devam etti. MÖ 6. yüzyıldan itibaren Anadolu’nun büyük bölümünü egemenliği altına alan Ahameniş İmparatorluğu, bu geleneğin önemli temsilcilerinden biriydi. Ahameniş dönemine ait ritonlar arasında özellikle değerli metallerden yapılmış örnekler dikkat çeker.

Metropolitan Museum koleksiyonunda bulunan MÖ 5. yüzyıla ait gümüş bir ritonun üst bölümü boynuz biçiminde. Alt kısmı ise koç veya dağ keçisini andıran bir hayvanın ön gövdesiyle sonlanıyor. Hayvanın ayrıntıları büyük bir ustalıkla işlenmiş. Kabın üzerinde geometrik ve bitkisel süslemeler de var. Bu eseri Hitit gümüş geyik kabından ayıran önemli bir özellik var: Alt bölümünde sıvının akmasını sağlayan bir açıklık bulunur. Dolayısıyla bu kap, ritonun teknik tanımına uygun bir örnektir. Müze kaydına göre, bugün birleştirilmiş olan iki parçanın başlangıçta aynı kaba ait olup olmadığı kesin değil.

Böyle bir kaptan içmek, günümüzde kullandığımız kadehlerden içmekten farklı bir deneyim olmalı. Çünkü sıvının akışını denetlemek, kabı doğru açıyla tutmak ve içeceği dökmeden içmek belirli bir beceri gerektiriyor.

Değerli metallerden yapılmış ritonlar, aynı zamanda sahiplerinin zenginliğini ve toplumsal konumunu da yansıtıyor. Unutmadan ekleyelim: Sözünü ettiğimiz gümüş riton, Ahameniş sanatının bir örneği ve müze kaydında İran kökenli olarak tanımlanıyor; Anadolu’da bulunduğunu söyleyemiyoruz. Bununla birlikte, Anadolu’nun Ahameniş İmparatorluğu’nun önemli bir parçası olması, bu içme kültürünün bölgedeki seçkinlerin yaşamıyla ilişkisini araştırmayı anlamlı kılıyor.

Böylece ritonların dinî ve törensel işlevlerinin yanı sıra, saray çevrelerinde ve seçkinlerin yaşamında zenginlik ve toplumsal konum göstergesi olarak da kullanıldığını görüyoruz.

Bir Kabın İçinde Saklanan Tarih

Hititlerden Ahamenişlere, seramikten gümüşe, farklı uygarlıkların hayvan figürlü kapları birbirinden farklı yerlerde ve farklı amaçlarla kullandığını görüyoruz. Bazen günlük yaşamda, bazen törenlerde. Bazen ibadetin parçasıyken, bazen zenginliğin anlatımı.

Antik toplumlarda şarabın içme, sunu ve ziyafet geleneklerinde önemli bir yer tuttuğunu biliyoruz. Ancak bu yazıda ele aldığımız kapların her birinde şarap bulunduğu kanıtlanmış değil; bunu söyleyebilmek için elimizde yeterli kanıt yok. Yine de ritonlar ve hayvan biçimli içme kapları, şarabın da içinde yer aldığı geniş bir kültürel dünyanın izlerini taşıyor. Ama cevabını bilmediğimiz başka sorular da var: O kabı kim tutmuştu? Hangi törene katılmıştı? İçinde ne vardı? Ve neden bir hayvanın biçimini taşıyordu?

Türkiye: Dünyanın En Büyük Açık Hava Şarap Müzesi dediğimizde, anlatmak istediğimiz biraz da bu. Anadolu’nun şarap geçmişi yalnızca bağlarda, üzüm çeşitlerinde, üretim tekniklerinde veya ticaret yollarında saklı değil. Bazen küçük bir kabın biçiminde, bazen onun üzerindeki kabartmada, bazen de binlerce yıl önce yazılmış bir ritüel metninin birkaç sözcüğünde karşımıza çıkıyor.

Picture of Katerina Monroe
Katerina Monroe

@katerinam •  More Posts by Katerina

Congratulations on the award, it's well deserved! You guys definitely know what you're doing. Looking forward to my next visit to the winery!