Küçük Menderes’in Yarattığı Şehir
İzmir’i ziyaret edip Efes’e gitmeyen yerli veya yabancı turist yoktur desek herhalde çok abartmış olmayız. Efes, eski adıyla Ephesos, Türkiye’nin antik kentleri arasında dünyada en çok bilinenlerden biridir. Ama antik dünyanın ünlü liman kenti Ephesos’a gittiğimizde ilk şaşkınlığımızı yaşarız: “Ephesos şarap ve bağcılık” konulu yazıya başlarken Ephesos’un denizi olmayan bir liman kenti olduğunu öğrenir, tarihin garip bir cilvesi olduğunu fark ederiz.
Tarih boyunca kentlerin kaderini belirleyen unsurların belki de ilk sırasında suyla olan münasebetleri gelir. Kimi kentler deniz kıyısında olur, kimileri akarsu, kimileri göl kıyısında. Ama hepsinin varlığını sürdürmesinde suyun yadsınamaz bir önemi vardır.
Ephesos’un suyla ilişkisinin iki yönü olduğunu görüyoruz. Birincisi Ege Denizi’ne olan kıyısı sayesinde liman kenti olması, ikincisiyse bizim Küçük Menderes adıyla bildiğimiz Kaystros Nehri’nin bir yandan tarım havzasını beslerken bir yandan da taşıdığı alüvyonlarla Ephesos Limanı’nı tehdit etmesi. Nitekim yüzyıllar boyunca devam eden bu alüvyon taşınması sonucunda kıyı çizgisi değişti, limanın açık tutulması giderek zorlaştı ve sonunda denizle kentin beraberliği sona erdi.
Tahmin edeceğiniz gibi bizim Ephesos’a bakışımızda bağcılık ve şarap kültürü öne çıkıyor. Küçük Menderes Nehri’nin içinden aktığı vadi, bu vadiyi çevreleyen yamaçlar ve Ege Denizi’nin etkilediği iklim, bölgeye tarım ve bağcılık için elverişli koşullar sağlıyordu. Ama Ephesos’un şarap tarihindeki önemini yalnızca çevresindeki bağlarda aramamakta fayda var.
Hikâyenin esas kahramanlarından biri limandı. Çünkü Ephesos Limanı yalnızca bu coğrafyada üretilen şarabın başka Akdeniz limanlarına ulaşmasını sağlamıyordu. Akdeniz’in farklı üretim bölgelerinden gelen şaraplar da aynı limandan Ephesos’a giriyordu.
Ephesos şarabın yalnızca üretildiği değil, dolaştığı bir kentti.
Panormos: Anadolu’nun Akdeniz’e Açılan Kapısı
Ephesos’un kurulduğu yerin coğrafî konumu sebebiyle kentin birden çok liman kullanmaya mecbur kaldığını görüyoruz. Bunu hem antik metinler hem de Avusturya Arkeoloji Enstitüsü ve Helmut Brückner’in çalışmaları ortaya koyuyor. Roma döneminde Efes’teki tiyatronun önündeki Arkadiane Caddesi’nin açıldığı korunaklı İç Liman, kentin ticaret agorasına ve mahzenlerine hizmet veriyordu. Fakat Küçük Menderes’in taşıdığı alüvyonlar limanın giderek dolmasına sebep oluyordu.
Burada küçük bir parantez açalım. Çünkü Ephesos’un denizle mücadelesinin içinde insanın doğaya müdahale etmeye çalışırken beklediğinin tam tersi sonucu aldığı hayli öğretici bir hikâye de var. Limanın nehir sularıyla taşınan alüvyonlarla giderek sığlaşması ve dönemin büyük tonajlı gemilerinin yanaşmasını zorlaştırması üzerine II. Attalos döneminde ilginç bir mühendislik çözümüne başvuruldu. Liman ağzı daraltılırsa akıntının hızlanacağı ve biriken alüvyonları denize taşıyacağı düşünüldü. Fakat doğa, mühendislerin hesabına uymadı. Daraltılan liman ağzı beklenen temizleme etkisini yaratmak yerine alüvyonların içeride birikmesini kolaylaştırdı. Limanın dolma ve bataklığa dönüşme süreci hızlandı. Ephesos’un tarihinde insanın coğrafyayı değiştirmeye çalışırken coğrafyanın son sözü söylediği örneklerden biri de buydu.
Bu gelişmeler sonucunda büyük gemilerin yanaşmasına elverişli Panormos Limanı Ephesos’un büyük limanı olarak kullanılırken, ancak daha sığ teknelerin ulaşabildiği İç Liman malların aktarıldığı yer haline geldi.
Amphoraların Anlattığı Ephesos
Limandan kentin içine doğru uzanan anıtsal Arkadiane’yi, yani Liman Caddesi’ni, yalnızca etkileyici bir bulvar gibi görmemek lazım. Bu cadde, deniz yoluyla gelen insanların ve malların Ephesos’a girdiği ana güzergâhlardan biriydi. Bu hat üzerinden ulaşılan Tetragonos Agora ise kentin ticari hayatının merkezlerinden biriydi. Burada bulunan amphoralar Ephesos’un ekonomik dünyası hakkında önemli ipuçları veriyor. Çünkü karşımıza yalnızca yerel kaplar çıkmıyor. Rhodos, Kos, Knidos, Khios, Girit ve başka üretim merkezleriyle ilişkilendirilen amphoralar da Ephesos’a ulaşıyordu.
Bu tablo önemli bir ayrımı ortaya koyuyor. Ephesos’u yalnızca şarap üreten ve ihraç eden bir kent olarak düşünmemeliyiz. Burası aynı zamanda farklı bölgelerin şaraplarının geldiği, tüketildiği, el değiştirdiği ve başka noktalara taşındığı büyük bir Akdeniz dolaşım merkeziydi.
Şarabın Ephesos’taki hikâyesi bu nedenle bağdan çok daha büyüktür.
Antik dünyada şarabın hareketini izlemek istiyorsanız, çoğu zaman şarabın kendisini değil, kabını takip etmek zorundasınız. Amphora bu bakımdan antik ticaretin sessiz kayıtlarından biridir. Ephesos ve çevresinde de farklı dönemlerde amphora üretimi yapıldığını biliyoruz. Ancak burada tek bir değişmez “Ephesos amphorası”ndan söz etmek doğru değildir. Kentin uzun tarihi boyunca üretim biçimleri ve amphora tipleri değişmiştir. Roma ve Geç Antik Çağ’a uzanan arkeolojik buluntular, yerel üretimin yüzyıllar boyunca farklı formlarla sürdüğünü gösterir.
Bunlardan biri olan ve arkeoloji literatüründe Ephesos 56 olarak adlandırılan amphora tipi, yaklaşık MS 4. yüzyılın sonlarından 6. ve 7. yüzyılın başlarına uzanan çok daha geç bir döneme aittir. Dolayısıyla onu, birazdan karşılaşacağımız MS 92 tarihli Domitianus düzenlemesinin doğrudan tanığı gibi görmek mümkün değildir. Ama Ephesos’ta bulunan amphoraların bize anlattığı daha büyük bir hikâye var.
Kent hem üretiyor hem tüketiyor, hem dışarıya mal gönderiyor hem de Akdeniz’in farklı üretim bölgelerinden ürün alıyordu. Şarap da bu karmaşık dolaşım sisteminin içindeydi. Bu nedenle Ephesos’un şarap tarihindeki önemini tek bir amphora tipine ya da tek bir “ünlü Ephesos şarabı”na bağlamak yerine, yüzyıllar boyunca devam eden üretim ve dolaşım sisteminde sahip olduğu yeri değerlendirmek daha doğru görünüyor.
Efes Şarabı Gerçekten Ünlü müydü?
Antik şarap tarihi anlatılırken kolayca düşülen bir tuzak var: Önemli bir kent bulduğumuzda, onun şarabının da antik dünyanın en değerli şaraplarından biri olduğunu varsaymak. Ephesos için elimizdeki kaynaklar daha karmaşık bir tablo çiziyor.
Yaşlı Plinius, Naturalis Historia’da Ephesos şarabından söz eder. Fakat bunu günümüzün diliyle bir “yüksek puanlı şarap” gibi övdüğü söylenemez. Aksine, hazırlanmasında deniz suyu ve kaynatılarak yoğunlaştırılmış şıra kullanıldığına değinir ve sağlık açısından olumlu bir değerlendirme yapmaz. Bu ayrıntı aslında Ephesos’un önemini azaltmaz. Tam tersine bize daha değerli bir şey öğretir:
Bir kentin şarap tarihindeki önemi, şarabının antik yazarlar tarafından ne kadar beğenildiğiyle sınırlı değildir. Ephesos’un önemi; bağcılık yapılan bir hinterlandın kıyısında bulunması, büyük bir nüfusu beslemesi, amphora üretmesi, farklı bölgelerden şarap alması ve Akdeniz ticaret sistemine bağlanan büyük bir limana sahip olmasıdır.
Şarap burada yalnızca seçkin sofraların içeceği değil, büyük bir ekonominin parçasıdır.
MS 92: Asmalara Uzanan İmparatorluk Eli
Tam da bu nedenle MS 92 yılında Roma’dan gelen bir karar, Ephesos ve Asia eyaletinin diğer bağcı bölgeleri için ciddi bir tehdit oluşturmuş olmalıdır. İmparator Domitianus, İtalya’da yeni bağ kurulmasını yasaklayan, eyaletlerdeki bağların ise önemli bölümünün kaldırılmasını öngören bir düzenleme yayımladı.
Suetonius’un aktardığına göre, kararın arkasında şarap üretimindeki bolluk ile tahıl üretimindeki yetersizlik arasındaki dengesizlik vardı. Tarım alanlarının bağlara ayrılmasının tahıl üretimini azalttığı düşünülüyordu. Modern araştırmacılar düzenlemenin ekonomik nedenleri konusunda farklı yorumlar ileri sürmüşlerdir. İtalyan üreticileri eyalet şaraplarının rekabetinden koruma amacı da bunlardan biridir. Ancak antik kaynakların açık biçimde verdiği gerekçe tahıl ile bağ alanları arasındaki gerilimdir.
Kararın ne ölçüde uygulandığı ise ayrı bir sorudur. Suetonius, Domitianus’un düzenlemenin uygulanmasında sonuna kadar ısrar etmediğini de aktarır. İşte burada karşımıza Asia’nın bağcı kentlerini ilgilendiren dikkat çekici bir hikâye çıkar.
Asia’nın Bağları İçin Roma’ya: Skopelianos
Antik yazar Philostratos’un aktardıklarına göre, Domitianus’un bağlara yönelik düzenlemesi Küçük Asya’da ciddi tepki yarattı. Bu kararı değiştirmesi için imparatoru ikna etmek amacıyla İonia’nın kentleri Roma’ya bir heyet gönderdi. Bu diplomatik girişimin en dikkat çekici ismi, dönemin ünlü sofistlerinden Skopelianos idi. Skopelianos Ephesoslu değildi; Smyrna ile ilişkiliydi. Dolayısıyla hikâyeyi “Ephesos’un Roma’ya karşı zaferi” olarak anlatmak doğru olmaz. Fakat belki bundan daha önemli bir şey anlatıyor.
Bağcılık, tek bir kentin ekonomik faaliyeti olmaktan çıkmış, Asia’nın farklı kentlerini ilgilendiren bölgesel bir mesele haline gelmişti. Merkezi yönetimin tarım politikası yerel ekonomilere müdahale ettiğinde, kentler kendi üretim düzenlerini savunmak için Roma’nın siyasal mekanizmalarını kullanabiliyorlardı. Domitianus’un bağların sökülmesine ilişkin emri sonuçta öngörüldüğü ölçüde uygulanmadı.
Asmalar kaldı.
Toprağın Hafızası
Bugün Efes’te Liman Caddesi’nden yürüyüp Tetragonos Agora’ya vardığımızda denizi göremiyoruz.
Panormos artık yok.
Gemiler yok.
Amphoraları taşıyan hamalların, tüccarların ve denizcilerin sesleri de çoktan sustu.
Fakat arkeolojinin ortaya çıkardığı amphora parçaları hâlâ başka bir harita çizmemize izin veriyor: Rhodos’tan Kos’a, Knidos’tan Khios’a, Ephesos’tan Akdeniz’in uzak limanlarına uzanan bir dolaşım haritası. Bu haritada şarap yalnızca bir içecek değil; tarım, zanaat, seramikçilik, denizcilik, ticaret ve sonunda siyasettir.Ephesos’un şarap tarihindeki asıl önemi belki de tam burada yatıyor.
Bağın nerede başladığını bilmediğimiz gibi şarabın hikâyesinin de nerede bittiğini kestiremiyoruz.


