Kadehinizdeki Canlı Fosiller: Franc de Pied ve Asmaların Gizli Mitolojisi

K a d e h i n i z d e k i C a n l ı F o FIRST STOP FOR WINE ENTHUSIASTS: WAYANA 101 i l l e r : F r a n c d e P i e d v e A FIRST STOP FOR WINE ENTHUSIASTS: WAYANA 101 m a l a r ı n G i z l i M i t o l o j i FIRST STOP FOR WINE ENTHUSIASTS: WAYANA 101 i

Facebook
Twitter
LinkedIn

Yolunuz bir bağa düştüğünde yeşil yaprakları arasından farklı renklerdeki üzümlerle bezenmiş salkımlara dokunduğunuzda, tabiatın hediyesi bu bitki örtüsünün binlerce yıldır aynen süregittiğini düşünürüz. Pek çok bitki türü için bu doğrudur da. Ama asmanın kaderinde ağır bir değişim vardır. Üstelik bu değişimin geçmişi daha 200 yıl bile olmamıştır.

Anlayacağınız üzere, Anadolu topraklarında gezinirken okşadığınız asmaların Bizans, Urartu, Hitit ve öncesindeki uygarlıklarla olan bağı radikal bir kesintiye uğramış ve bugünkü bağlarımızın sürdürülmesi için hibrit bir çözüm geliştirilmiştir. Bu yalnız bizim coğrafyamızda değil, dünyanın bütün şarap kuşağı ülkelerinde de karşımıza çıkar. Bağlardaki asmaların %99’unun kökü bir canlıya, gövdesiyse bir başka canlıya aittir.

Gelin, bu süreci tarihte bir tur atarak birlikte izleyelim.

belden yukarısı insan, belden aşağısı at olan üzerine asmalar dolanmış iki mitolojik karakter
Yunan mitolojisindeki kimerik varlıklar

Yarı İnsan, Yarı At: Kimerik Asmalar

Amerika kıtasının keşfi muazzam bir değişimi beraberinde getirdi. Hem bu kıtanın kendi doğal zenginlikleri hem de devasa bir kıtanın imara açılmasının yarattığı hareketlilik yüzyıllar boyu devam etti. Ama daha önce izole bir yapıda olan ve kendi ekosisteminin kurallarıyla yaşam dengesi kurmuş olan kıtada yaşayanlar, Avrupalı göçmenlerin getirdikleri mikroplara yenik düşüp kitleler halinde yok oldu.

Elbette Amerika’nın bitki örtüsünde de benzer bir denge vardı. Birlikte yaşayarak bağışıklık kazanmış olan yerel asmalar, zararlılardan etkilenmiyor ve varlıklarını sürdürebiliyorlardı. Bağcılıkla ilgili kırılma bu noktada yaşandı. Amerika kıtasında yetişen asma cinsleri için tehlike yaratmayan asma biti “filoksera”, Avrasya kıtasının bilimsel adı Vitis vinifera olan asma ailesi için adeta Azrail görevini üstlendi.

1800’lerin ikinci yarısında Avrupa’nın o güzelim bağları, bağcıların ve şarapçıların şaşkın ve çaresiz bakışlarıyla gözlerinin önünde yok olup gitti. Uzun bir süre çaresizlik içinde kilitlenip kalan bağcılık dünyası çözümü teknik bir melezlemede buldu: Avrupa’nın hassas ama asil asma gövdeleri, bu bite dayanıklı olan Amerikan asma anaçlarının üzerine aşılandı.

Yani bugün içmekte olduğumuz şarapları üreten asmalar, aslında birer botanik mucizesi olmalarının yanında, tıpkı Yunan mitolojisindeki Centaurlar (yarı insan, yarı at) veya Satyrler gibi melez, yani kimerik varlıklar. Kökleri Amerikan, gövdesi ve meyvesi Avrupalı…

Geniş düzlükte yer alan henüz yeşillenmemiş çalı görünümlü yerde yetişen asmalar
Filokseradan etkilenmemiş goble asmalardan oluşan bağ

Peki Ya Kendi Kökleri Üzerinde Direnen “Canlı Fosiller”?

Şimdi geldik hikâyenin en büyüleyici kısmına. Filoksera felaketinden bir şekilde kaçmayı başarmış, aşısız, yani kendi orijinal kökleri ve gövdeleri üzerinde yükselen çok az sayıda şanslı bölge var dünyada. Şarap dünyası bu nadir asmalara “Franc de Pied” diyor.

Peki bu asmalar nasıl hayatta kaldı? Cevap: Toprağın karakterinde gizli. Filoksera bitinin yaşayamadığı, kanallar açamadığı volkanik tüflü ya da yoğun kumlu topraklar sayesinde… Tıpkı Ege’nin ortasındaki Santorini Adası gibi, tıpkı yanı başımızdaki Kapadokya’nın o kadim volkanik toprakları gibi… Ya da daha güneye indiğimizde Şırnak bölgesinde görebileceğimiz, insan elinin endüstriyel olarak değmediği o geleneksel “goble” asmalar gibi…

Bu asmalar, Hititler döneminde bu topraklarda nasıl üzüm veriyorsa, bugün de tamamen aynı genetik saflıkla ve aynı kök yapısıyla varlıklarını sürdürüyorlar. Onlarla buluştuğunuzda sadece şarap içmiyorsunuz; binlerce yıllık kesintisiz bir tarihi yudumluyorsunuz.

V biçimindeki kalın dallarına kollarını iki yana açarak tutunan insan
Yaşlı ve kendi kökü ve gövdesi üzerindeki asmayı kavramaya çalışan yazar

🍷 Deneyimlerinize Farklı Boyutlar Katın:

WAYANA’nın kendisine yüklediği misyon, Anadolu’nun bu eşsiz ve aşısız bağ mirasını korumak, kadehlere taşımak ve sizlerle buluşturmak. Şimdi size soralım:

  1. Tarihin Genetik Mirası: Sizce bir şarabın kendi orijinal kökleri üzerinde (Franc de Pied) yetişmesi, onun kadehteki karakterini ve hikâyesini nasıl etkiler? Saflığı mı, yoksa felakete karşı gösterdiği direnç mi öne çıkar?
  2. Kapadokya’nın Gizemli Bağları: Yolunuz Kapadokya’ya düştüğünde, balonların, yeraltı kentlerinin, peri bacalarının yanı sıra asırlık aşısız asmaların gövdelerine bu gözle bakmak ve şaraplarını yudumlamak Kapadokya deneyiminize farklı bir boyut katmaz mı?

Şarapları yalnızca teknik özellikleriyle değerlendirmek haksızlık olur. Yüzyıllara meydan okuyan, özgün kimliğini koruma şansına sahip bu şaraplar bizi toprağımıza, tarihimize bağlar. Şarap yudumlarınızı yalnız şarap tadımından ibaret gibi görmeyin. O yudumların tarih ve coğrafyayla bütünleşince uğradığı değişimi dostlarınızla paylaşın.

Hepsini ve daha fazlasını konuştuğumuz yeni videomuzu aşağıdan izleyebilirsiniz:

https://youtu.be/c8tDKZiMHXw

Küçük Bir WAYANA Daveti:

Videoyu izledikten sonra, blogda okuduğunuz o “canlı fosillerin” hikâyesini damağınızda hissetmek isterseniz, WAYANA’ya bekliyoruz. Gelin, kavımızda yer alan, Kapadokya ve Şırnak gibi bölgelerin Franc de Pied (aşısız) asmalarından üretilen özel şarapları keşfedin, kadehlerinizi gerçek tarihe kaldırın.

Picture of Katerina Monroe
Katerina Monroe

@katerinam •  More Posts by Katerina

Congratulations on the award, it's well deserved! You guys definitely know what you're doing. Looking forward to my next visit to the winery!

Bir cevap yazın

Your email address will not be published. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir