John Dilworth’ün bir yazısından yola çıkıp uzun bir mesafe katettik. İlk yazımızda şarabı anlamakla şarabı deneyimlemenin aynı şey olup olmadığını sorduk. Ardından aynı şişeden içen iki insanın gerçekten aynı şeyi tadıp tatmadığını tartıştık. Bir önceki yazıda ise iş daha da karıştı: Deneyimlerimiz birbirinden farklıysa “iyi şarap” hakkında nasıl ortak bir yargıya varabiliyoruz?
Orada şöyle bitirmiştik:
“İyi şarap” dediğimiz şeyin ne kadarının şarabın kendisinden, ne kadarının onu değerlendirmek için kurduğumuz ortak dilden geldiğini sormamız gerekiyor.
Ve o dili kimlerin, nasıl kurduğuna bakmadan bu soruya cevap veremeyeceğimizi söylemiştik. Bugünkü yazıyı buna ayırdık. Ayrıca bu yazıyla diziyi de tamamlamış oluyoruz.
Aynı şarabı tadan iki insan
WAYANA’da masaya iki kadeh koyalım. Varsayalım ki masadaki misafirlerden biri şarap konusunda fazla deneyimi olmayan bir misafirimiz. “Çok güzel,” desin.
Diğer kadehi tadansa yıllardır şarapla haşır neşir olmuş bir profesyonel. Asiditesinden, tanenlerinden, gövdesinden, dengesinden, aromatik yoğunluğundan ve bitişinin uzunluğundan söz etsin.
İkisi de aynı şarabı içtiler, ikisi de beğendi. Ama aynı şeyi mi tattılar? Daha doğrusu profesyonel daha fazla mı tattı? Bu yazı dizisinin ilkinde şarap eğitiminin bize kazandırdığı iki beceriden söz etmiştik: Ayırt etmek ve adlandırmak.
Şarapla ilgilendikçe daha küçük duyusal farklılıkları artık yakalayabiliyoruz. Tattığımız şarap sayısı arttıkça belleğimizde karşılaştırabileceğimiz örneklerin sayısı artıyor. Daha önce tek bir bütün olarak algıladığımız şeyin içindeki farklı unsurları seçmeye başlıyoruz.
Ama bunun yanında başka bir şey daha öğreniyoruz. Fark ettiklerimizi nasıl sınıflandıracağımızı ve nasıl adlandıracağımızı. Bu nokta aslında önemli bir eşik:
Bir özelliği fark etmeyi öğrenmek ve o özelliğin önemli olduğunu öğrenmek. İkisi aynı şey mi?
Şarabı öğrenirken bir de dil öğreniyoruz
Şarap eğitimi yalnızca burnumuzu ve damağımızı eğitmiyor. Bize bir sözlük de veriyor: Asidite. Tanen. Gövde. Yoğunluk. Uzunluk. Denge. Karmaşıklık. Tipiklik.
Bu kavramlar sayesinde bir başkasına ne algıladığımızı anlatabiliyor, iki şarabı karşılaştırabiliyor, hatta yıllar önce tattığımız bir şarap hakkında konuşabiliyoruz. Ortak dil olmadan ortak değerlendirme yapmak mümkün olur mu? Elbette olmaz.
Fakat bu dilin sözcüklerinin hepsi aynı işi yapmıyor. “Yüksek asidite” dediğimizde büyük ölçüde şarapta algıladığımız bir özelliği tarif etmeye çalışıyoruz; üstelik bu özelliği istersek ölçülebiliyoruz.
Peki “dengeli” dediğimizde? Ya “zarif”? “Karmaşık”? “Tipik”?
Burada artık yalnızca şarapta ne bulunduğunu söylemiyor olabiliriz. Aynı zamanda o özelliğe bir değer de yüklüyor olabiliriz. Yavaş yavaş “Ne algılıyorum?” sorusundan “Bu iyi mi?” sorusuna geçiyoruz. Demek ki şarap dili yalnızca gördüklerimizi ve algıladıklarımızı tarif etmemizi sağlamıyor. Bazen neyin görülmeye değer olduğunu ve bunları nasıl değerlendireceğimizi de öğretiyor.
Peki bu dili kim kurdu?
Tabii ki bugün kullandığımız şarap dili bir sabah hepimizin aynı sözcükleri kullanmaya karar vermesiyle ortaya çıkmadı. Yüzyıllar boyunca üreticiler, tüccarlar ve şarap içen topluluklar kendi kavramlarını geliştirdiler. Modern dönemde buna şarap eleştirmenleri, araştırmacılar, sommelier’ler, eğitim kurumları, yarışmalar ve profesyonel tadım sistemleri eklendi.
Özellikle modern duyusal değerlendirme yöntemleri geliştikçe son derece kişisel görünen bir deneyimi karşılaştırılabilir hale getirmek için ortak kavramlar, standart tadım koşulları ve değerlendirme sistemleri oluşturuldu. Bunun çok anlaşılır bir nedeni vardı. Bir insanın “Ben bunu beğendim” demesi başka bir insanın o şarap hakkında pek az şey öğrenmesini sağlar.
Ama “Yüksek asiditeli, orta gövdeli, belirgin tanenli ve uzun bitişli” dediğimizde artık karşılaştırabileceğimiz ve karşımazdakine aktarabileceğimiz bir şey vardır. Ortak şarap dili, en azından kısmen, deneyimlerimizi birbirimiz için anlaşılır hale getirmek amacıyla inşa edildi.
Fakat burada dikkatli olmalıyız. Bir şeyin insanlar tarafından geliştirilmiş olması onun keyfî olduğu anlamına gelmez. Haritaları da insanlar yapar. Bu, dağların yerlerini haritacıların belirlediği anlamına gelmez.
Şarap dili de şarabın gerçek özelliklerinden bütünüyle bağımsız değil. Asiditeyi, taneni, alkolü, aromatik yoğunluğu kafamızdan uydurmuyoruz. Ama hangi özelliklere dikkat edeceğimiz, onları hangi kavramlarla sınıflandıracağımız ve kalite değerlendirmesinde onlara ne kadar ağırlık vereceğimiz öğrenilmiş olabilir.
İşte işin hassas noktası burada.
Uzman daha fazla mı tadar?
Şarap profesyonelleri hakkında iki kolay sonuca varabiliriz.
Birincisi: “Onlar bizden çok daha fazla şey tadıyor.”
İkincisi ise bunun tam tersi: “Hepsi öğrenilmiş bir jargon. Aslında herkes aynı şeyi tadıyor.”
İkisi de meseleyi gereğinden fazla basitleştiriyor.
Deneyim ve eğitim gerçekten fark yaratıyor. Bir profesyonel yıllar içinde yüzlerce, bazen binlerce şarabı karşılaştırmış olabilir. Duyusal belleğinde çok daha geniş bir örnek repertuvarı vardır. Bir kusuru daha kolay tanıyabilir. Küçük farklılıklara dikkatini daha hızlı yöneltebilir. Bir üzümün, bölgenin veya üretim yönteminin daha önce karşılaştığı örnekleriyle bağlantı kurabilir. Kısacası bildiği yalnızca yalnızca daha fazla sözcük olmasa gerektir. Bakmayı öğrenmiştir. Ve tam da bu nedenle neye bakacağını da öğrenmiştir. Eğitimi ona yalnızca duyularını kullanmayı değil, dikkatini nereye yönelteceğini de öğretmiştir. Belki uzmanlık bundan ötürü ilginçtir:
Muhtemelen hem daha iyi görmeyi hem de neye bakacağımızı öğrenmeyi içeriyordur.
Etiketi saklayabiliriz, öğrendiğimiz dili değil
Bir önceki yazıda kör tadımı tartışırken şöyle demiştik:
Şişeyi saklayabiliriz ama kendimizi saklayamayız.
Şimdi buna bir şey daha eklememiz gerekiyor. Şişeyi bir torbanın içine koyup üreticinin adını, fiyatını, bölgesini, hatta üzümünü tadımcıdan saklayabiliriz. Ama yıllardır öğrendiği değerlendirme dilini kafasının içinden çıkaramayız. Profesyonel kör tadıma yalnızca burnu ve damağıyla girmez. Eğitimiyle girer. Belleğiyle girer. Karşılaştırdığı yüzlerce şarapla girer. Ve neye dikkat etmesi gerektiğini söyleyen kavramlarla girer.
Etiketi saklayabiliriz ama öğrendiğimiz dili saklayamayız.
Bu, kör tadımı değersiz hale getirmez. Tam tersine işlevini daha doğru anlamamızı sağlar. Kör tadım bazı önyargıları ve dışsal bilgileri masadan kaldırmaya çalışır. Ama tadımcıyı geçmişinden ve eğitiminden arındırmaz. Zaten belki de arındırmamalıdır. Çünkü profesyonelin değerli olan yanı tam da o geçmiş olabilir.
O zaman profesyonele neden ihtiyaç duyuyoruz?
Buraya kadar anlattıklarımız kolaylıkla şüpheci bir sonuca götürebilir. Eğer şarap dili insanlar tarafından oluşturulduysa, uzmanlar bu dil içinde eğitiliyorsa ve kalite ölçütleri de tarih içinde gelişiyorsa neden bir şarap profesyonelinin yargısına diğerlerinden daha fazla önem verelim?
Çünkü ortak bir dil öğrenmek uzmanlığın değersiz olduğunu göstermez. Tam tersine, uzmanlık çoğu zaman tam da böyle oluşur. İyi bir profesyonelin değeri yalnızca şarabı bizden daha hızlı sınıflandırabilmesinde değildir.
- Daha fazla örnek görmüştür.
- Karşılaştırma yapabilir.
- Bir özelliği bağlamına yerleştirebilir.
- Kendi ilk izlenimine kuşkuyla yaklaşmayı öğrenmiştir.
- Neden öyle düşündüğünü açıklayabilir.
Ve belki en önemlisi, karşısındaki insanın kendisiyle aynı şeyi deneyimlemek zorunda olmadığını bilir.
İşte profesyonellikle otorite arasındaki önemli farklardan biri burada ortaya çıkıyor.
Otorite: “Bu şarap iyidir.” deyip noktayı koyabilir.
İyi profesyonel ise: “Ben bu şarabı şu nedenlerle iyi buluyorum.” der ve konuşmanın devam etmesine izin verir. Birincisi bize sonucu verir. İkincisi bize düşünme imkânı verir.
İlk sorumuza geri dönelim
Bu diziye bir orkestra şefiyle başlamıştık. Beethoven dinlerken müziği benden çok daha iyi bilen bir orkestra şefinin daha fazla doyum alıp almadığını sormuştum. Sonra roller değişmiş, WAYANA’da aynı şarabı içerken bu kez şarap konusunda daha bilgili olan taraf ben olmuştum. Ve aynı soruyu kendime sormuştum:
Daha iyi bilen, daha mı çok doyum alır?
Dört yazının sonunda hâlâ bu soruya basitçe “evet” diyemiyorum. Ama artık başka bir şey söyleyebiliriz. Bilgi bize mutlaka daha fazla haz vermeyebilir. Ama daha fazla şeyi fark etmemizi sağlayabilir. Daha önce birbirinden ayırmadığımız şeyleri ayırabilir, daha önce adını koyamadığımız özellikleri adlandırabilir, deneyimimizi başka deneyimlerle karşılaştırabiliriz.
Ve belki iyi şarap eğitiminin amacı da tam olarak budur. Bize neyi sevmemiz gerektiğini öğretmek değil. Bir kadehin karşısında daha dikkatli durmayı öğretmek. Kendi algımızla şarabın özelliklerini, kişisel beğenimizle kalite yargımızı birbirine karıştırmamayı öğretmek.
Ve gerektiğinde:
“Ben böyle deneyimliyorum ama başka türlü deneyimlemek de mümkün.”
diyebilecek kadar alan bırakmak.
Dilworth’ün açtığı kapıdan dört yazı önce böyle girmiştik. Şarabı analiz etmek deneyimi öldürür mü diye sorarak başladık. Sonra aynı şarabın farklı insanlar için farklı deneyimlere dönüşebileceğini gördük. Buna rağmen ortak kalite yargıları kurabildiğimizi, bunun için de ortak bir dil geliştirdiğimizi düşündük. Şimdi başladığımız yere döndüğümüzde belki elimizde küçük bir cevap var:
Şarap hakkında daha çok bilmenin değeri, bize ne tatmamız gerektiğini söylemesinde değil; kadehte olup bitenlerin daha fazlasını fark edebilmemize yardım etmesinde olabilir.
İyi profesyoneli değerli kılan da belki bizim yerimize tatması değil, kendi kadehimizi daha iyi tatmamıza yardım etmesidir.

