Bir Üzümün Adı Nasıl Yaşar?

✦
Facebook
Twitter
LinkedIn

Anadolu’nun üzüm adlarında saklı dil, kültür ve hafıza

Eşimle birlikte Şanlıurfa’ya gittiğimizde Halfeti’yi de ziyaret ettik. Gitmeyenlere hatırlatalım: Halfeti, baraj sularının yükselmesiyle sular altında kalan bir bölge ve gezinizi tekneyle yapıyorsunuz. Tekne turunun duraklarından birinde çay içerken tezgahtaki arkadaşımıza yörede bağcılık yapılıp yapılmadığını sordum. “Elbette var,” dedi, “hatta yanınızda bir asma duruyor.” Ben de hangi üzüm çeşitleri yetişiyor bu yörede diye sorunca cevabı “Hem yeşil hem siyah hem de pembe,” oldu. Adları ne dediğimde önce bir an “Söyledim ya,” der gibi boş baktı, sonra “Yani Besni gibi bir adı var mı diye soruyorsan bilmiyorum,” dedi.

Aslında bu ve benzer konuşmalar gezilerimiz esnasında çok yerde karşımıza çıktı. Üzüm çeşitlerinin adlarının, onları yetiştirenler ve konuyla özel olarak ilgilenenler dışında pek bilinmediğini sizler de fark etmişsinizdir. Ama ne zaman ki üzümlerin adlarıyla tanışırsınız, önünüzde çok renkli bir dünyanın kapıları açılır.

üzüm adları

Bir üzüm nasıl ad sahibi olur?

Onu ilk yetiştiren bağcı mı adını koyar? Yoksa yetiştiği köyün insanları mı? Ya da tanelerini bir hayvanın gözüne, bir insanın parmağına benzeten biri mi?

Bu soruların cevaplarını çoğu zaman bilmiyoruz. Çünkü üzümlerin adları, onları yetiştiren insanların hayatlarının bir parçası olarak doğmuş. Bir bağdan diğerine, bir köyden komşu köye, bazen de yüzlerce kilometre uzağa taşınmış. Kuşaklar boyunca söylenmiş, değişmiş, kimi zaman başka adlarla yer değiştirmiş.

Bugün bir üzüm çeşidinin adını duyduğumuzda çoğunlukla onun yetiştiği bölgeyi, rengini veya şarapta gösterdiği özellikleri düşünüyoruz. Oysa bu adların arkasında çok daha geniş bir dünya var.

Anadolu’nun üzüm adları bize yalnızca bağcılığın değil, dilin ve gündelik hayatın tarihini de anlatıyor.

Anadolu üzümlerini nasıl adlandırmış?

2008 yılında yayımlanan Anadolu Ağızlarında Üzüm Adlandırmaları başlıklı çalışmasında Vedat Kartalcık, Türkiye’nin farklı yörelerinde kullanılan üzüm adlarını incelemiş. Türk Dil Kurumu’nun Derleme Sözlüğü ile Anadolu ağızları üzerine yayımlanmış araştırmalardan yararlanarak bu adları hem ses değişimleri hem de anlamları bakımından sınıflandırmış.

Ortaya çıkan tablo, Anadolu insanının çevresini nasıl gözlemlediğini gösteren zengin bir söz varlığı.

Bazı üzümler yetiştirildikleri yerlerin adlarıyla anılmış. Besni, Ayaş, Birgi, Antep Karası ve Şam Üzümü gibi adlarda coğrafyanın izlerini görüyoruz.

Bazıları insanların adlarını veya lakaplarını taşımış. Ahmedbey, Bekiroğlu, Kösehalil ve Nebi Dede bunlardan yalnızca birkaçı.

Ama belki de en renkli grup, benzetmelerden doğan adlar.

Öküzgözü, Danagözü, Kurbağagözü, Gelinparmağı, Hatunparmağı, Keçimemesi, Tilkikuyruğu, Horoz Yüreği…

Dikkat ederseniz, bunlar birer üzüm adı olmadan önce insanların çevrelerinde gördükleri varlıkların adları. Anadolu insanı, üzüm tanesinin büyüklüğünü, salkımın biçimini veya kabuğun görünüşünü tanıdık bir nesneyle ilişkilendirmiş. Örneğin, Öküzgözü adı, iri ve koyu renkli üzüm tanelerinin bir hayvanın gözüne benzetilmesinden doğan adlandırmalar arasında değerlendiriliyor. Gelinparmağı ve Hatunparmağı gibi adlar ise uzun taneli üzümleri insan bedeninin bir parçasıyla ilişkilendiriyor.

Bu adları koyan insanların botanik bilgisine sahip olmaları gerekmiyor. Onlar, doğayı kendi dünyalarının sözcükleriyle tarif ediyorlar. Başka bir deyişle, asmaların dallarında şekillenen üzümlere isim vermek için çevrelerine bakıp benzetme yapmaları yetiyor.

üzüm adları

Üzümün kendisi de adını anlatır

Bütün üzüm adları başka varlıklara benzetilerek ortaya çıkmamış. Bazıları doğrudan üzümün kendi özelliklerini anlatıyor. Rengi, tadı, kokusu, olgunlaşma zamanı veya kullanım biçimi adlandırmada belirleyici olabiliyor. Kartalcık’ın çalışmasında Ak Üzüm, Alaca, Acıkara, Ekşikara, İrikara, Tekçekirdek ve Boğazkere gibi adlar bu grupta yer alıyor.

Burada dikkatimizi çeken önemli bir özellik var: Bir üzümün adı, bazen onu diğerlerinden ayırmaya yarayan en belirgin niteliğin kısa bir tarifine dönüşebiliyor. Renkler özellikle güçlü bir ayırt edici unsur. Ak, kara, alaca, kızıl ve sarı gibi sözcükler, Anadolu’nun üzüm adlarında tekrar tekrar karşımıza çıkıyor.

Ancak üzümün adının bugün bizde çağrıştırdığı anlam, onun tarihsel kökenini çıkarmamıza yardımcı olmuyor. Örneğin bir üzümün adında ‘kara’ sözcüğünün bulunması, tek başına o adın ne zaman ortaya çıktığını veya üzümün ilk nerede yetiştirildiğini açıklamıyor.

Yani adın anlamını bilmekle tarihini bilmek tamamen farklı şeyler.

Bir üzümün adı yolculuğa çıkarsa

Üzüm adlarının en ilginç özelliklerinden biri de değişmeleri. Bir bağcıdan diğerine aktarılan ad, yeni bir yörede farklı telaffuz edilebiliyor. Zamanla bazı sesler düşüyor, bazıları yer değiştiriyor, sözcük yeni bir biçim kazanıyor.

Kartalcık’ın çalışmasında Dimnit, Dimrit ve Dirmit gibi biçimler, üzüm adlarındaki ses değişimlerinin örnekleri arasında bulunuyor. Üstelik bu değişimler yalnızca eski metinlerde karşımıza çıkmıyor.

Tuğba Gökbayır ve Mehtap Suiçer’in 2024 yılında yayımlanan Elâzığ Ağzında Üzüm Adları ve Üzüme Bağlı Adlandırmalar başlıklı araştırması da benzer örnekler sunuyor.

Tahirnebi, Tahannebi, Tehennebi, Tenhebi, Ternebi…

Aynı adlandırma çevresinde gelişen bu farklı söyleyişler, bir sözcüğün yöresel konuşma içinde nasıl dönüşebildiğini gösteriyor. Üstelik değişim yalnızca telaffuzla sınırlı değil. Bazen üzüm sözcüğü de addan düşüyor. Besni Üzümü, yalnızca Besni olarak anılabiliyor. Bir zamanlar iki sözcükle anlatılan bir üzüm, artık tek sözcükle tanınıyor.

Fakat burada dilbilim ile bağcılığın birbirinden ayrıldığı önemli bir nokta var. İki üzüm adının birbirine benzemesi, mutlaka aynı genetik çeşidi gösterdikleri anlamına gelmiyor. Tersine, birbirinden çok farklı iki adın aynı çeşide ait olması da mümkün. Dolayısıyla üzüm adlarının dildeki yolculuğunu izlemek, o üzümlerin biyolojik kimliğini belirlemekten farklı bir araştırma gerektiriyor.

Dil bize bir adın nasıl değiştiğini anlatsa da o adın hangi asmaya ait olduğunu belirlemek için ampelografik incelemelere ve gerektiğinde genetik araştırmalara başvurmak zorundayız.

Elâzığ’ın üzüm sözlüğü

Anadolu’nun üzüm adlarındaki zenginliği görmek için Elâzığ’a bakmamız yeterli. Gökbayır ve Suiçer’in 2024 tarihli araştırmasında, taranan kaynaklardan hareketle Elâzığ yöresinde kullanılan 48 farklı üzüm adı belirlenmiş. Öküzgözü ve Boğazkere’nin yanı sıra Köhnü, Ağın Beyazı, Ağın Kırmızısı, Şilfoni, Keşbir, Cevzeni, Hasani, Zehni ve daha birçok ad karşımıza çıkıyor. Bu üzümlerden bazıları yöre dışında neredeyse hiç bilinmiyor.

Benzer bir deneyimi biz de Elmalı bölgesinde üretim yapan bir üreticimizin kayıtlarında görüyoruz. WAYANA’nın “WAYANA Menüsündeki Otokton Türk Üzümleri ve Şarapları” derlemesine Çalıbağ üzümünü ekledikten birkaç yıl sonra bu üzüme yer verilen şarapta farklı bir üzüm adına rastladık. Üreticimize dönüp üzüm değişikliğini sorduğumuzda aldığımız cevap bizi şaşırttı: “Kullandığımız üzüm aynı. Ama iki ayrı köydeki bağlardan tedarik ediyoruz. Bu rekoltede aldığımız köyde üzümün adı Margaz.” O tarihten beri bizim derlememizde de üzümün her iki adı yer alıyor. Bu iki adın aynı genetik çeşidi tanımlayıp tanımlamadığını kesinleştirmek ise ayrıca araştırılması gereken bir konu.

Yukarıda söz ettiğimiz çalışmada bağcılıkla ilgili sözcükler de ele alınmış. Örneğin tevek asmayı, cıngıl küçük üzüm salkımını, bağman bağlara bakan kişiyi, heblemek ise asmadaki üzüm tanelerini tek tek koparıp yemeyi anlatıyor. Üzümden elde edilen ürünlerin de kendi adları var: orcik, kesmece, pilit, bastık…

Bütün bu sözcükleri bir araya getirdiğimizde yalnızca bir meyvenin çeşitlerini değil, o meyvenin çevresinde oluşmuş bir yaşam biçimini görüyoruz. Bağın yetiştirilmesinden hasada, üzümün saklanmasından işlenmesine kadar uzanan bir kültür, kendi dilini yaratmış. Bu dilin bazı sözcükleri bugün günlük hayatımızdan çekilmiş olabilir. Ancak sözlüklerde ve yöresel araştırmalarda yaşamaya devam ediyorlar.

Bir üzümün adı nasıl unutulur?

Buraya kadar üzüm adlarının nasıl doğduğunu ve değiştiğini gördük.

Peki, nasıl kayboluyorlar?

Elâzığ üzerine yapılan araştırmanın sonuç bölümünde, yerel üzüm adlarının özellikle genç kuşaklar arasında giderek daha az kullanılmasına dikkat çekiliyor. Araştırmacılar, bu durumun geleneksel bağcılık kültürüyle kurulan bağı zayıflattığını belirtiyor.

Aslında bu tehlike yalnızca üzüm adlarıyla sınırlı değil. Bir yörede bağcılık gerilediğinde, yalnızca asmalar kaybolmuyor. O asmaların bakımıyla ilgili bilgiler, hasat gelenekleri, üzümden yapılan ürünler ve bunları anlatan sözcükler de günlük hayatın dışına çıkabiliyor. Üstelik bir üzüm çeşidinin ortadan kalkmasıyla adının unutulması aynı şey değil.

Bir üzüm, başka bir yörede farklı bir adla yetiştirilmeye devam edebilir. Ya da artık yetiştirilmeyen bir üzümün adı, eski sözlüklerde, aile hatıralarında ve yöresel anlatılarda yaşamayı sürdürebilir. Bazen asma yaşamaya devam ederken adı kaybolur. Bazen de adı, asmanın kendisinden daha uzun yaşar.

Bu nedenle üzüm adlarının korunması yalnızca dilbilimcilerin ilgilenmesi gereken bir konu değil. Bağcıların, araştırmacıların, yerel yönetimlerin ve kültürel mirasla ilgilenen herkesin bu konuda yapabileceği bir şey var.

Adını korumak, mirasını korumak

Türkiye’nin yerel üzüm çeşitlerini korumaktan söz ettiğimizde çoğunlukla bağları, genetik kaynakları ve üretim olanaklarını düşünüyoruz. Bunların hepsi önemli. Fakat korumamız gereken bir başka miras daha var: üzümlerin adları.

Çünkü bu adlar, bir çeşidin botanik kimliğinin ötesinde, onu yetiştiren insanların dünyasına açılan kapılar. Bir üzümün adında bazen bir köyün, bazen bir insanın, bazen bir hayvanın, bazen de unutulmuş bir sözcüğün izini buluyoruz.

Bizim için Anadolu’nun yerel üzümlerini tanımak, yalnızca onların nasıl şaraplar verdiğini öğrenmekten ibaret değil. Bu üzümlerin nerelerde yetiştiğini, hangi adlarla anıldığını ve insanların hayatında nasıl bir yer tuttuğunu da anlamak istiyoruz. Çünkü bir üzümün hikâyesi, yalnızca bağda başlayıp sofrada bitmiyor. O hikâyenin bir bölümü de dilimizde yaşamaya devam ediyor.

Belki de bu yüzden, bir üzümün adını hatırlamak, bazen unutulmuş bir bağın kapısını yeniden aralamaktır.

Kaynakça

  1. Kartalcık, Vedat (2008). “Anadolu Ağızlarında Üzüm Adlandırmaları.” Turkish Studies, 3(5), 663–711.
  2. Gökbayır, Tuğba ve Suiçer, Mehtap (2024). “Elâzığ Ağzında Üzüm Adları ve Üzüme Bağlı Adlandırmalar.” Turkish Studies – Language, 19(Ö1), 519–534. https://doi.org/10.7827/TurkishStudies.76770

Okurlarımıza bir çağrı

Biz de WAYANA’da yerel üzüm çeşitlerini belgelemeye çalışırken, bu adların ardındaki hikâyeleri kaybetmemeye özen gösteriyoruz.

Sizin ailenizde, köyünüzde veya yörenizde kullanılan, bugün pek duyulmayan üzüm adları var mı?

Bu adları, kullanıldıkları yöreleri ve biliyorsanız hangi üzümleri tanımladıklarını bizimle paylaşın. Belki de birlikte Anadolu’nun unutulmaya yüz tutmuş üzüm adlarından küçük bir hafıza arşivi oluşturabiliriz.