The Disaster that (Almost) Destroyed Winemaking

T h e D i s a s t e r t h at ( A l most) D e s t r o yed W i n e m a king

Facebook
Twitter
LinkedIn
When we look back, we see that England was the center of scientific research and discoveries in the world of the 1800s. The prosperous British Kingdom organized both commercial and scientific expeditions to all over the world. When we look at Darwin's journey aboard the Beagle, we see how the information obtained during these expeditions created great changes in the history of science.

Ama kimi zaman bu seferlerin beraberinde getirdiği sorunlar da oluyor. 1850’li yıllarda giderek daha çok iskâna açılan Amerika kıtasından İngiltere’ye getirilen asma fidanlarında farkına varılmayan davetsiz zararlılar vardır. Daha sonradan ‘üzüm filokserası’ olarak adlandırılan bu davetsiz zararlılar önce İngiltere’deki bağları hallaç pamuğu gibi atarlar, sonra hızlarını alamayıp anakaraya geçerler ve başladıkları işe Fransa’da devam ederler.

1860’lı yıllarda başlayan filoksera salgını 1875 yılına kadar Fransız bağlarının %40’ını yok etti. Sorunun kaynağının bulunmasından sonra daha önceden Amerika’ya götürülmüş olan eski dünya asmalarının bu kez filokseraya bağışıklık kazanan yeni jenerasyonlarının tekrar Avrupa’ya getirilmesi ve dikilmesi gerekir. Anlayacağınız, Amerika kıtasının yerel üzüm asmaları filoksera felaketini başlatmış, kurtuluşu da Amerika’ya gidip gelen asmalar sağlamıştır.

 

 

Filoksera felaketinden sonra bağcılık konusundaki değişim yalnız zararlılarla mücadeleyle sınırlı kalmamış. Fransa’daki karışık asma türlerinden oluşan bağlar tek tip üzüm bağlarına dönmüş, fidan dikimlerinde bitkilerin birbirlerine uzaklıkları yeni kurallara bağlanmış. Ama o dönemde meydana gelen bu değişimler kimi üzüm türlerinin giderek daha az yetiştirilmesi sonucunu doğururken bazı üzümlerin de şarap üretiminde hakimiyet kurmasına fırsat yaratmış. Bazı bölgelerdeki bağlık alanlar filoksera sonrasında yeniden ekilmediği için toplam bağ alanı yüzölçümü olarak daralmış.

 

 

 

 

In the following years, phylloxera reached the lands we live in. Although the Ottoman administration did not accept its existence at first, it started to struggle with phylloxera in 1886, especially after it spread in the vineyards in the Aydın region. Later, five vine nurseries had been established in Istanbul and Izmir and resistant vines brought from America were planted in these nurseries and native breeds were vaccinated. Afterwards, healthy saplings were distributed free of charge to viticulturalists.

Bugün WAYANA Şarap Menüsü’nde servis ettiğimiz şarapların arasında belki de zamanında bu fidanlıklarda aşılanmış asmaların torunlarının üzümleri var. Artık filokserayı nasıl kontrol edeceğimizi biliyoruz, ama gezegenimizi hoyratça kullanmamızla hızlanan iklim değişikliğini nasıl kontrol edeceğimizi henüz bilmiyoruz. Dileyelim, büyük kayıplara uğramadan bu süreci de durdurmayı başaralım.

İlginizi Çekebilir:

Picture of Katerina Monroe
Katerina Monroe

@katerinam •  More Posts by Katerina

Congratulations on the award, it's well deserved! You guys definitely know what you're doing. Looking forward to my next visit to the winery!