Define Adası, Dr. Jekyll ve Mr. Hyde kitaplarının yazarı Stevenson, İskoç bir yazar. Stevenson’ın daha 44 yaşındayken hayata veda ettiğini düşünecek olursak, kısa ömründe ne denli üretken olduğunu daha iyi anlarız.
WAYANA’nın kendisine yüklediği şarap kültürü misyonu bizi WAYANA KİTAP konseptini hayata geçirmeye yöneltti. Hayalimiz WAYANA KİTAP’ın farklı dizilerden oluşması. İlk dizimiz “İçinde Şarap Geçen Eserler Dizisi”. Bunun ilk kitabı da Robert Louis Stevenson’un Eşekle Seyahat kitabı.
Şarap kültürü açısından Stevenson’ın özel bir yeri olduğuna inanıyoruz. Çünkü daha henüz şarap yazarlığı icat edilmeden çok önce, bolca kaleme aldığı seyahat yazılarında, gözlemlerinin bir parçası olarak şaraba yer verir. Eşekle Seyahat kitabı, bu ilgisinin en güzel örneğidir. Bu yanıyla günlük yaşamın bir parçası olan şarabın doğal bir gözlemcisidir. Amerika’nın meşhur NAPA Vadisi’ndeki tabelada yazan “Bottled Poetry”, daha şarap dünyası bölgenin farkına varmadan çok önce Stevenson’ın bölgeye yakıştırdığı kimliğe atfen ortaya çıkmıştır. “Şişedeki Şiirsellik” olarak Türkçeleştirebileceğimiz bu yakıştırma, ilerleyen yıllarda NAPA Vadisi’nin tamamlayıcı adı oldu ve benimsendi. Bizim de WAYANA KİTAP için seçtiğimiz ilk kitabın Eşekle Seyahat olması, Stevenson’un yaşamın içine sızan şarapla olan doğal beraberliği olsa gerek.

Wine in Stevenson’s Travel Writing
Robert Louis Stevenson’s travel books often read like records of landscapes, walks, and the people he encounters. Yet a closer look reveals another element that returns again and again: what is eaten and what is drunk. For Stevenson, the glass or the plate is not a secondary detail of the journey; it is another way of understanding a place, of attempting to “read” the land. Wine here is not merely a beverage but the imprint geography leaves on the palate, a brief summary of local life. Long before the concept of “terroir” was given a technical framework, Stevenson grasped it through literary intuition: a place has a taste, and this taste reveals itself most clearly through wine and table culture.
When Stevenson stops at inns in the French countryside to taste local wines, these are not simple scenes of rest. They are moments in which his relationship with place becomes most concentrated. The coolness of stone walls, tired bodies, brief conversations, and an ordinary red brought to the table… All of this transforms the wine from a mere “product” into the language of its setting. What catches Stevenson’s attention is not the label on the bottle but the bond between the drink, the soil, and the people. That glass carries silent knowledge of the slope of the vineyards, the harshness of the wind, the habits of a frugal or generous kitchen.
Bugün gastronomi dünyasında sıkça vurguladığımız “yerellik” ve “mevsimsellik” Stevenson’da sezgisel bir biçimde vardır. Yolda karşılaştığı sofralarda sunulan şaraplar, çoğu zaman gösterişten uzaktır; fakat bu sadelik, onların kimliğini güçlendirir. Stevenson, büyük şehirlerin rafine zevklerinden ziyade küçük köylerin gündelik içkilerinde bir doğruluk görür. Bu doğruluk, şarabın tek başına bir tat olmaktan çıkıp yemekle, sohbetle ve mekânla birlikte anlam kazanmasıdır. Bir çorbanın yanındaki yerel şarap, yazarın gözünde “uyum”un en basit ve en sahici örneğidir: “Sofra bir bütün olarak çalışır”.’
Stevenson’un seyahati, bugün giderek daha çok gezgin tarafından benimsenen slow travel-yavaş yolculuk kavramı. Yolculuğu eşekle yapma kararı vermesi zaten bu yaklaşımın kendiliğinden ifadesi değil mi?
Reading Terroir: Soil, Climate, Altitude, and the Human Hand
Today we define terroir as the sum of soil structure, climate, vineyard location, and human intervention. Stevenson does not list these elements in technical terms, yet all are sensed in the texture of his narratives. The “harshness” or “roundness” of rural wines often becomes a translation of geography. Angular flavors born of stony, meager soils give way to ripeness on lower slopes bathed in abundant sun. Stevenson’s observations are not tasting notes in a formal sense, but he mentally aligns what is felt on the palate with what is seen in the landscape. He does not stop at liking or disliking a wine; he pursues the question, “Why does this taste remind me of this place?”
In Stevenson’s writing, soil is not merely a physical ground but the first layer that shapes flavor. He may not name the differences between limestone and granite, clay and sand, yet he conveys them through sensory equivalents such as “lightness,” “hardness,” and “dryness.” Climate amplifies or softens this ground’s voice: the acidity sharpened by cool winds, the fruit ripened by long sunny days. Altitude and slope translate into a wine’s weight or delicacy. In his prose, the “lightness” of a glass often corresponds to higher elevations, while “roundness” suggests vineyards set lower down, pointing to a geographic reality.
Yet for Stevenson, terroir is not only the sum of natural conditions; the human being is an indispensable part of the equation. How the vine is pruned, when it is harvested, how the wine is stored… all these choices translate nature’s potential into a language. The wines he encounters in inns are often the products of small-scale production and therefore not homogeneous. That one year they may be “sharper,” another “softer,” is not a flaw in his eyes but the trace of place and labor. Terroir here is not a standardized promise of quality, but a variable yet authentic identity.
This view also moves beyond an understanding of terroir confined to the boundaries of the vineyard. In Stevenson, terroir extends to the plate. The bread, cheese, soup, or meat served alongside the wine carry another face of climate and agriculture. Wine and food, products of the same soil, are reunited at the table. Thus in his narratives, “pairing” is not a formula but a natural outcome: two different expressions of the same place complete each other on the table. What we today call the principle of “local cuisine–local wine” appears in his world as an everyday practice.
The Table, Context, and Culture
Stevenson için içki sofradan bağımsız değildir. Yolda yenen sade bir ekmek, biraz peynir ve yanına gelen yerel şarap; bunlar bir araya geldiğinde, mekânın ruhu ortaya çıkar. Bugün “eşleşme” dediğimiz şeyin, onda formülsüz ama isabetli bir karşılığı vardır. Asiditesi yüksek bir şarabın yağlı bir yemeği dengelemesi ya da hafif bir yemeğin ağır bir içkiyle bastırılmaması gibi ilkeler, Stevenson’ın anlatılarında pratik akıl olarak belirir. Sofra, teknik bir gösteri alanı değil, yerel dengenin kurulduğu bir sahnedir.
Yazarın metinlerinde içkinin toplumsal işlevi de belirgindir. Şarap, çoğu zaman insanları bir araya getiren ortak bir dil gibi çalışır. Yolda tanışılan biriyle paylaşılan bir kadeh, kısa sürede samimiyet kurar; yerel halkla kurulan bağ, masada güçlenir. Gastronomi burada yalnızca tatların değil, ilişkilerin de mekânıdır. Stevenson, şarabı bir “anlatı nesnesi” olarak kullanırken kültürel aktarımın en eski araçlarından birine işaret eder: ‘Masada kurulan bağ, coğrafyanın hikâyesini sözsüzce taşır’.
A Conception of Terroir Beyond Technical Language
There is a risk we often encounter in today’s wine world: the reduction of wine to technical detail. Acidity, tannin, alcohol, body, oak… all important, yet insufficient on their own. Stevenson’s writing offers a perspective that goes beyond this technical language. For him, a wine’s value lies not only in its structural properties but in the meaning it gains through its connection to geography and to the table. This view binds terroir not just to the vineyard, but also to the plate and to people. Wine, in other words, “falls into place” only together with gastronomy and culture.
Stevenson’un seyahatlerinde coğrafya değiştikçe içki kültürlerine dair karşılaştırmaları da keskinleşir. Farklı iklimlerde, farklı hammaddelerle yapılan içkiler, ona tek bir gerçeği tekrar tekrar hatırlatır: Tadın kimliği, bulunduğu yerden bağımsız değildir. Bu nedenle bir içkiyi evrensel bir ölçütle yargılamaktan kaçınır. Bir yerde “basit” görünen tat, başka bir yerde o coğrafyanın en sahici ifadesi olabilir. Bugün yerel mutfakları ve şarapları savunurken söylediğimiz pek çok şey, onun metinlerinde sezgisel olarak vardır: Değer, çoğu zaman bağlamda saklıdır.
Eşekle Seyahat Neden Hâlâ Okunuyor?
What makes Stevenson valuable for wine culture is not that he speaks of great wines, but that he reads the geography behind the ordinary wines drunk on the road and at small tables. He approaches terroir not as a technical term but as a lived experience. He sees gastronomy not as an “art of presentation,” but as the language of local life. For anyone who wishes to think of wine not only in the glass but together with its story, its soil, and its plate, Stevenson’s travel writing remains a living source. Because he reminds us of a simple yet demanding truth: a place has a taste, and we learn that taste most truly at the table.
Stevenson’ın seyahat kitaplarından yalnızca birisini Türkçede görüyoruz: Eşekle Seyahat. Halbuki bunun dışında da zevkle okunacak seyahat kitapları var: An Inland Voyage, The Silverado Squatters, In the South Seas gibi. Bu kitapların hiç değilse dijital olarak ulaşılabilir olmasını sağlamak için biz de WAYANA olarak çalışıyoruz. Umarız onları da kendi dilimizde okuma fırsatımız olur.
Kısa Özet: Neden “Eşekle Seyahat” Kitabını Seçtik?
- Yolculuğu bir varış değil, deneyim olarak anlatır.
- Kırsal yaşamı romantikleştirmeden gözlemler.
- Toprak ve insan ilişkisini merkeze alır.
- Şarap kültürünü doğrudan anlatmasa da onu besleyen coğrafyayı hissettirir.
- WAYANA KİTAP dizisinin ruhunu yansıtır.
Bu yazımız ilginizi çektiyse, aşağıdaki yazılarımıza da üzerlerine tıklayarak göz atabilirsiniz.
Henry James – Küçük Bir Fransa Turu
Merhaba,
Çok güzel bir yazı olmuş, elinize sağlık. Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum, ayrıca teşekkür ederim. Robert Louis Stevenson hakkındaki bu yazı çok iyi derlenmiş ve iyi bir bakış açısı ile yazarı ele almış. Çok beğendiğim ve fakat şarap konusundaki değindiğiniz özel yaklaşımı nedense bir parça göz ardı edilen ünlü yazarın hakkında nefis bir başlangıç yazısı olmuş, tebrik ederim. Şarap konusunda ilgili bir çok arkadaşımla da referansınızı da vererek yazıyı paylaştım, teşekkür ederim.
Yazıyı kaleme alan kişinin ismini de merak ettim açıkçası.
Değerli emekleriniz ve şarap konusundaki lider girişiminiz için sizi gönülden tebrik ederim.
Saygılarımla
Burak Bey,
Değerlendirmeniz için çok teşekkür ederim. Biliyorsunuz, çoğunlukla beğensek de bunu dile getirmeyi nedense gerekli görmeme eğilimindeyizdir çoğunlukla. Bu kalıbı kırdığınız için kutlarım. Umarım görüşme fırsatımız olur. Selam ve sevgiler.
Cenap Kuzuoğlu
Bülteninizdeki yazıları ve müzik seçkilerinizi keyifle takip ediyorum. Metinlerin yazarlarının da bültende yer almasını çok isterim; Malum, devir YZ devri; böyle özenli hazırlanmış metinlerde insan dokunuşunu yazar imzası ile anlarız ancak…
Merhaba Nuray Hanım,
WAYANA Bülten ve bağlantılı yazıları ben hazırlıyorum. Kurumsal paylaşım kimliği önde olsun diye isim vermiyorum ama elbette gizli değil.
Mesajınız bize moral veriyor. Şarabın içinde alkol barındırmasından ötürü adeta cezalandırıldığı bir dönemin içindeyiz. Farklı açılardan yaklaşıp kültürel kimliğini öne çıkartmaya gayret ediyoruz. Umarız bir fayda sağlayabiliriz.
Teşekkürlerimizle selam ve sevgilerimizi yolluyoruz.
Cenap Kuzuoğlu