Önce yazının Türk dil tarihi açısından yaslandığı temel ve Orta Asya bağcılık kültürü konularını özetlediğimiz iki paragraflık bir ön bilgi yazımız var. Süçig sözcüğünün öyküsü oradan sonra devam ediyor.
Semantik Evrim: “Tatlı” Kökünden Fermente Sıvıya Uzanan Yol
İslamiyet öncesi Türk dillerinin söz varlığında “şarap” ve “alkollü içki” kavramlarını karşılayan en eski ve asil terim olan “süçig” (süçi) sözcüğü, dilbilimsel açıdan büyüleyici bir semantik (anlamsal) evrim haritasına sahiptir. Kadim Türk lehçelerinde bu sözcüğün kökeni, doğrudan “tatlı, lezzetli, aşırı hoş” anlamlarına gelen “süçig” sıfatına dayanmaktadır. Kaşgarlı Mahmud’un anıtsal eseri Divânu Lügati’t-Türk’te de yerini bulan bu terim, asmanın salkımlarından süzülen taze üzüm şırasının o yoğun şekerli ve tatlı yapısına atıfta bulunur. Zamanla, bu tatlı sıvının yabani mayalarla spontan fermentasyona uğraması, alkollü bir karaktere bürünmesi ve kadehlerde olgunlaşması sürecinde de kelime anlamını korumuş; doğrudan “fermente üzüm suyu, yani şarap” kavramının kendisini karşılayan teknik bir terime dönüşmüştür. Bu dilbilimsel veri, kadim Türklerin şarabı tanımlarken onun ilk duyusal karakterine, yani damakta bıraktığı o asil ve tatlı aromatik mirasa verdikleri değeri kanıtlamaktadır.
Tarım Havzasından Turfan Vahalarına: Uygur Bağcılık Kültürü
Süçig kelimesinin Göktürk ve Uygur dönemi metinlerinde bu denli köklü bir biçimde yer alması, İslamiyet öncesi Türklerin yalnızca göçebe bir hayvancılık ekonomisine sıkışmadığını, özellikle Tarım Havzası ve Turfan Vahaları’nda son derece ileri bir yerleşik bağcılık ve enoloji kültürü geliştirdiklerini göstermektedir. Çin yıllıkları (Tang ve Han hanedanlıklarının raporları), Gaochang (Turfan) bölgesindeki Türklerin binlerce dönümlük vahalarda dikey asma bağları kurduklarını, kehribar sarısı tatlı üzümler yetiştirdiklerini ve bu üzümlerden elde ettikleri “süçig”leri killi küplerde yıllandırarak devasa bir Akdeniz tipi ticaret ağı ördüklerini hayranlıkla kaydeder. Uygur hukuk belgelerinde bağ arazilerinin satışı, süçig küplerinin miras paylaşımı ve bağ bozumu ritüellerine dair korunan somut kayıtlar, bu kadim içeceğin bozkır diplomasisinde, toy (ziyafet) ritüellerinde ve toplumsal katmanlarda ne denli birleştirici ve asil bir diplomatik enstrüman olarak kabul edildiğini tarihsel birer anıt olarak önümüze koymaktadır.
Bu yazıya eşlik eden harita bir dil uzmanı tarafından hazırlanmış. Son derece kolay anlaşılan, şarap sözcüğünün hangi arkaik dillerden günümüze kadar evrilerek geldiğini anlatıyor. Dikkat ederseniz, haritanın Avrupa kıtasının neredeyse bütününü kapsayan ortak renk, aslında ülkemizin ev sahipliği yaptığı Hitit uygarlığının tabletlerle bize ulaşan dilinden beslendiğini gösteriyor. (İzin verirseniz, bizim adımız olan WAYANA’nın da aynı kökten geldiğini hatırlatalım.) Hititçe, yazıya geçen en eski Proto-Hint-Avrupa dil ailesi örneklerinden birisi olarak kabul ediliyor.

Avrupa kıtası içinde bu kökten gelmeyen ve lokal olarak kullanılan birkaç örnek görüyoruz. Açık yeşil renkle belirtilen ülke Macaristan; şarap karşılığı kullanılan sözcük ‘bor’. Farsça kökenli olup Türkler vasıtasıyla Macarlara aktarıldığını haritanın lejandında görüyoruz. Komşumuz Yunanistan şarap karşılığında ‘krasis’ sözcüğünü kullanıyor. Eski Yunan dilinde karıştırmak anlamına gelen bu sözcük, antik Yunan metinlerinde şarabın içine su (ve diğer katkı maddeleri) katılmasıyla da açıklanıyor. Fransa-İspanya sınırındaki küçük bir bölgede de eski Bask dilinden gelen ‘ardo’ sözcüğü var.
Ülkemiz ve Türk kökenli devletler günümüzde şarap sözcüğünü kullanıyorlar. Türk boylarının İslamiyet’i seçmelerinden sonra giderek artan oranda Arapça sözcüğün dili işgal etmesi, şarap sözcüğünün de yerleşmesiyle sonuçlanmış. Türkler şarapla daha önceden tanışmış olduklarına göre acaba İslamiyet öncesi hangi sözcük ya da sözcükler şarap anlamında kullanılıyordu?
Eski Uygur Türkçesinde ‘bor’ sözcüğü şarap anlamında kullanılırmış. Bu sözcüğün bugün Macarcada kullanıldığını hemen hatırlayalım. Bor sözcüğünün eş anlamlısı olarak kullanılan ‘süçig’ sözcüğü de Uygurlarda şarap anlamında kullanılırken, Orhon Türkçesinde süçig tatlı anlamında da kullanılmış.
Zaman içinde ilerleyip Karahanlılar döneminin kayıtlarında da süçig sözcüğünün hem tatlı anlamında hem de içecek bağlamında şarap anlamında yer bulduğunu görüyoruz. Kıpçak Türkçesinde süçig sözcüğünde fonetik değişim görülüyor ve tatlı üzümden yapılan şarap anlamında ‘süçü’ ve ‘suçu’ formlarında kullanımın sürdüğü anlaşılıyor.
15. yüzyıldan sonra Çağatay Türkçesinde ‘süçi’ şarap, ‘süçi-hane’ şarap dükkânı, ‘süçük’ tatlı, lezzetli, hoş anlamlarında yer bulur. Osmanlı sözlüklerinde ‘süçik’ ve ‘süçüg’ şarap karşılığında yer almakla birlikte, kullanım sıklığı şerâb, mül, mey, hamr, bâde, şira gibi Arapça sözcüklerin giderek gerisine düşer.
Türkiye Türkçesinde artık yeri kalmayan süçi ve süçig, yerini tümüyle şaraba bırakır. Ancak yöresel olarak ‘süci’nin Konya ve Tokat’ta, ‘sücü’nün İzmir’de, ‘sünci’nin de Ordu’da kullanım örneklerinin olduğunu kayıtlar göstermektedir.
‘Tatlı’ ve ‘şarap’ anlamlarını eşzamanlı olarak taşıyan ‘süç’ kökenli bu kullanımın fermantasyona uğrayarak tatlılaşan süt kökünden türediği konusunda araştırmacıların gösterdiği işaretler dikkat çekicidir. Bugünkü kullanımımızda artık yer bulamasa da Türkçemizin geçmişinde Arapçadan ithal edilmemiş, kendi dilimizden türettiğimiz bir sözcüğümüzün bulunması hoş bir duygu.
Bu yazıda referans olarak Caşteğin Turgunbayer ve Hasan İsi’nin “Kısrak Sütünden Şaraba: Eski Türk Kültüründe ‘SÜÇİG’ Kelimesi Üzerine Değerlendirmeler” adlı çalışmasını kullandım. Yazarların her ikisine de bu çalışmalarından ötürü teşekkür ederiz.
Orta Asya vaha bağlarından kadehlerimize uzanan süçig teriminin o dilbilimsel evrimi ve İslamiyet öncesi Türklerin kadim enoloji hafızası ilginizi çekiyorsa, blogumuzdaki diğer nitelikli tarihsel ve kültürel araştırmalarımıza da göz atabilirsiniz:
Süçig teriminin Orta Asya’daki o ilk yazılı köklerinden yüzyıllar sonra; bu kez Batı Anadolu topraklarında, Genç Cumhuriyet’in o planlı enstitü duvarları arasında başlatılan o büyük bilimsel ve kurumsal tarım seferberliğini okumak için 1923-1950 Dönemi Türkiye Cumhuriyetinin Şarap Politikaları yakın tarih monografimizi ziyaret edebilirsiniz.
Türk kültür tarihindeki bu felsefi ve kurumsal kadeh ritüellerinin Akdeniz dünyasındaki o eş zamanlı ve anıtsal bir diğer yansımasını; felsefi tartışmaların suyla seyreltilmiş sıvılarla harmanlandığı o kadim medeniyet kodlarını keşfetmek için Antik Yunan Dünyasında Şarap Kültürü arkeolojik analizimizi inceleyebilirsiniz.
Uygurların o vaha bağlarında binlerce yıl önce kerpiç mahzenlerde aradığı o “saf ve müdahalesiz özgünlük” hissinin modern enolojideki teknik karşılığını; laboratuvar girdilerine yerel yabani suşlarla meydan okuyan felsefeyi görmek için Şarapta Özgünlük ve Benzersizlik Kavramının Enolojik Sırları manifestomuza göz atabilirsiniz.
Kökleri Turfan Vahalarına kadar uzanan o somut olmayan tarımsal biyoçeşitliliği, asırlık ahşap cendereleri ve geleneksel bağ bozumu ritüellerini insanlığın ortak hafızası adına koruyan yaşayan koruma üslerini incelemek için Asmadan Bağcılık Müzesi: Şarap Culture ve Yaşayan Tarih Mirası kültür yazımıza bakabilirsiniz.