Wine in the Shadows of Troy: What the Goblets Reveal

Wine in the Shadows of Troy: What the Goblets Reveal

Facebook
Twitter
LinkedIn

Long before the amphorae salvaged from sunken ships off the coast of Bodrum, and long before the oak barrels neatly lined up in Burgundy cellars, wine had already begun weaving itself into the fabric of daily life. And perhaps in a place few would think to look: Troy. Truva’da.

Blum ve arkadaşlarının 2025 tarihli akademik çalışması, Truva’da Erken Tunç Çağı’nda şarap tüketimi olup olmadığı sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Üstelik bunu destanlarla ya da efsanelerle değil, doğrudan organik kalıntı analizleri üzerinden yapıyorlar. İnceledikleri kap ise oldukça özel: Depas amphikypellon olarak bilinen çift kulplu ince uzun bir içki kabı.

A Goblet from Another Time

The depas amphikypellon is no ordinary cup. With its twin handles and slender body, it’s been found at multiple elite sites across Western Anatolia and the Aegean, but most notably in Troy itself. It’s often seen as a marker of status, possibly tied to ceremonial or elite social settings.

By analyzing the chemical residues inside these vessels, the research team identified tartaric acid—an organic compound strongly associated with grapes and, by extension, fermented grape beverages.This doesn’t prove the presence of wine as we define it today. But it strongly suggests that people in Troy, some 4,500 years ago, were not only consuming grape products, but perhaps fermenting them, too.

Wine at Home, Not Just at Altars

What makes this discovery especially fascinating is where the vessels were found—not in temples, not in tombs, but in domestic contexts. This hints that wine—or its early ancestor—may have been part of daily life: part ritual, part refreshment, part social glue.

Belki kutsal bir sunu değil ama bir akşam sofrasının paylaşımı, bir dost meclisinin ortak sesi ya da ev içi küçük bir ritüel… Truva’da şarap sadece savaşçıların değil, bir arada yaşayan insanların hikâyesine dahildi.

Troas Teruarı ve Karasakız’ın Antik Kodları

Truva surlarının gölgesinde süzülen o antik kadehlerin izini sürerken, coğrafyanın bugünkü modern şarapçılık haritasına bıraktığı en asil genetik mirası gözden kaçırmamak gerekir: Karasakız (Kuntra). Antik çağlarda Troas olarak adlandırılan Çanakkale ve Bozcaada bölgesinin bu emektar endemik üzümü, Truva Savaşı döneminde de muhtemelen o topraklarda vahşi pırnalların arasında serpilen asma familyasının doğrudan bir uzantısıdır. Bölgenin kuzey rüzgarlarına (etezyen) açık, granid ve kalker kırılımlı toprak yapısı, şaraba o dönem de bugünkü gibi yüksek bir asidite, hafif gövde ve kendine has kuru incir, kızılcık aromaları üflüyordu. Truva’da kadehlere dolan sıvı, sadece bir sarhoşluk aracı değil; rüzgarın, denizin ve asırlık bir teruar hafızasının kilden süzülmüş saf bir fotoğrafıydı.

Antik Sofralar Üzerine: Amforanın Sırrı

Geçtiğimiz günlerde bar tezgâhının ardında bu tarih öncesi kadehler üzerine konuşurken, bir şarap sever bana çok yerinde bir soru yöneltti: “Peki abi, Homeros’un kahramanları bu şarapları bugün bizim yaptığımız gibi sek mi içiyordu, yoksa o meşhur deniz suyu ve balla karıştırma efsanesi gerçek miydi?”

Konuğumuzun bu sorusu, antik gastronomi arkeolojisinin en heyecan verici kırılma noktasına dokunuyor. Antik çağlarda, özellikle Truva ve Erken Bronz Çağı döneminde şaraplar iç yüzeyi çam reçinesiyle sıvanmış pişmiş toprak amforalarda (pithos) saklanıyordu. Reçine şarabın hava almasını önlerken, sıvıya yoğun bir çamsı aroma (bugünkü Yunan Retsina şaraplarının atası) katıyordu. Alkol derecesi kontrolsüz fermentasyon nedeniyle oldukça yüksek olan ve tortu içeren bu yoğun sıvıyı içilebilir kılmak için krallar ve askerler şarabı krater adı verilen büyük kaplarda suyla seyreltirlerdi, bal ve kurutulmuş otlarla aromatik olarak desteklerlerdi. Yani Truva’da kadehler ne kadar savaş ve kahramanlık anlatıyorsa, bir o kadar da doğanın sert koşullarını evcilleştirme sanatının felsefesini fısıldıyordu.

A Shared Story in Every Sip

Depas kaplarının benzer formları çok geniş bir coğrafyada görülüyor: Ege’den Orta Anadolu’ya kadar. Bu da sadece bir içki alışkanlığından değil, ortak ritüellerden, kültürel paylaşımlardan söz etmemize neden oluyor. Şarap, her zaman sadece bir içki değil, aynı zamanda bir anlatı aracı oldu antik zamanlardan bugünlere gelinceye kadar.

Today, at WAYANA, when we open a bottle from one of Anatolia’s native grapes, we’re not just pouring a beverage—we’re uncorking a story that began millennia ago, in places like Troy.

Sadece bugüne değil,  geçmişe de kadeh kaldıranlar için!

Truva surlarının gölgesinde, destansı sofralarda şekillenen bu antik bağcılık mirası ve kadehlerin gizemli arkeolojisi ilginizi çekiyorsa, blogumuzdaki diğer nitelikli araştırmalarımıza da göz atabilirsiniz:

  • Truva’daki bu tarih öncesi kadeh arayışımızın bir benzerini; Hristiyanlık tarihinin en ikonik vedasında kadehlerin rengini teolojik ve botanik verilerle aradığımız o meşhur dedektiflik yazımız için Hz. İsa’nın Son Yemeğindeki Şarap: Beyaz mı Yoksa Kırmızı mıydı? makalemizi inceleyebilirsiniz.

  • Truva’nın çam reçineli amforalarından süzülen o yoğun şarap felsefesinin aksine; Kapadokya’nın volkanik Güzelyurt topraklarında toprağa gömülü antik küplerde vahşi mayalarla hayat bulan modern amfora ekolünü okumak için Gelveri VIII. Dionysos Sempozyumu ve Amfora Şarapçılığı monografimize göz atabilirsiniz.

  • Antik çağların o bulanık, tortulu ve suyla seyreltilen sıvılarından, modern spektroskopi laboratuvarlarının milimetrik ölçümlerine kadar uzanan kadehteki o görsel dönüşümü izlemek için Şarapta Renk Kavramının Tarihsel Seyri çalışmamızı ziyaret edebilirsiniz.

  • İspanya’da bir Roma mezarında sıvı halini korumayı başarmış, iki bin yıllık geçmişiyle laboratuvar analizlerine meydan okuyan dünyanın en eski arkeolojik sıvı şarabının sarsıcı keşif hikâyesi için Neredeyse Hz. İsa’yla Yaşıt Şarap: Dünyanın En Eski Sıvı Şarabı yazımıza bakabilirsiniz.

Bir cevap yazın

Your email address will not be published. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir