Tarih Diyarbakır’ı İşaret Ederken Biz Neyi Bekliyoruz?

T a r i h D i y a r b a k ı r ı İ ş a r e t E d e r k e n B i z N e y i B e k l i y o r u z ?

Facebook
Twitter
LinkedIn

Gürcistan MÖ 6000 ile “Şarabın Beşiği” oldu. Diyarbakır Körtik Tepe ise MÖ 9300’de sessizliğe gömüldü.

Doğrusunu isterseniz, “en” ile başlayan uluslararası yarışların anlamlı olacağına inananlardan değilim. En eski ekmeğin, en eski tekerleğin bir ülkede bulunması heyecan verici bir şey elbette. Neticede, o buluntu kazanılan bir değerden çok geçmişin o ülkeye sunduğu bir armağan. Ama içselleştirilmemiş, varlığının değeri karşılık bulamamış olan en eskiler hiçbir zaman parlayan bir hazine haline gelemiyor.

Bugünkü yazımızın başlığındaki Körtik Tepe buna çok iyi bir örnek. Yapılan laboratuvar analizlerine göre Körtik Tepe kazılarından elde edilen ve “yeşil taş” olarak da bilinen klorit kaplarda üzüm suyu veya şarap bulunduğunu kanıtlayan tartarik asit kalıntıları var. Körtik Tepe’deki yerleşim günümüzden 11.300 yıl önceye uzanıyor.

Komşumuz Gürcistan’ın Gadachrili Gora arkeolojik alanından çıkarılan toprak kaplarda da tartarik asit bulundu. Bu bölgedeki yerleşim ise günümüzden yaklaşık 8000 yıl önceye uzanıyor.

Komşumuz 8000 yıl önceki şarap kalıntısına dört elle sarıldı. Turizm politikasının merkezine şarap turizmini yerleştirdi. Kendisine de bir unvan verdi: Şarabın Beşiği.

Diyarbakır’ın Bismil ilçesi yakınlarındaki Körtik Tepe’de yaşayanların zamanında, daha toprak kaplara şekil verilip fırınlanması bile henüz keşfedilmemişti. Onun için kaplar taştan oyularak yapılabiliyordu.

Eğer temel aritmetik işlemlerde bir hata yapmıyorsak, Körtik Tepe’de şarabın varlığı Gürcistan’dan 3.300 yıl daha eski. Peki, Gürcistan’ı “Şarabın Beşiği” yapıp Türkiye’yi yok sayan günümüz gerçekliğini sizce nerede aramalıyız?

Herhalde ülkemizin kültür ve turizm politikasında.

Körtik Tepe

Önce Körtik Tepe’ye yakından bakalım

Körtik Tepe, Diyarbakır ili Bismil ilçesine bağlı Ağıl köyünün Pınarbaşı mevkiinde, Dicle Nehri ile Batman Çayı’nın kesiştiği noktanın batısında yer almaktadır. İlk kez 1989 yılında “Dicle-Fırat Arkeolojik Yüzey Araştırması Projesi” esnasında belgelenmiş. İzleyen yıllarda Ilısu Barajı’nın gündeme gelmesiyle su altında kalacağı anlaşılmış ve 2000 yılında kurtarma kazıları başlatılmış.

Körtik Tepe’nin ana yerleşim evresi, arkeoloji biliminin “Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem” olarak adlandırdığı, henüz killi toprağın ve seramik kapların keşfedilmediği dönem. Buluntular üzerinde yapılan C14 (radyokarbon) analizleri yerleşimdeki yaşamın günümüzden 11.300 yıl önceye uzandığını ortaya koymuş. Körtik Tepe’den günümüze ulaşan en önemli buluntular ise klorit olarak bilinen yeşil taş ve mermerimsi taşlardan oyularak yapılan kaplar.

İşte Körtik Tepe’yi bu yazının konusu yapan da bu kaplar üzerinde yapılan laboratuvar çalışmalarında tartarik asite rastlanmış olması.

Tartarik asit bulunmasının anlamı ne?

Tartarik asit doğada en çok bilimsel adı Vitis vinifera olan asmanın meyvesi üzümde bulunuyor. Arkeoloji biliminin laboratuvarları yoğun şekilde kullanmaya başlamasıyla birlikte, buluntuların içinde karşılaşılan kalıntıların analizleri sayesinde kaplarda zamanında neyin bulunduğunu artık anlayabiliyoruz. Tartarik asidin varlığı, kaplarda üzümden elde edilen ürünlerin muhafaza edildiğini gösteriyor. Üzüm suyunun kendi halinde birkaç gün kalması doğal fermantasyonun başlaması için zaten yeterli. Bilim dünyası tartarik asit bulgusunu şarap geçmişiyle ilişki kurmak için yeterli kabul ediyor.

Körtik Tepe Yılan Figürlü

Bundan 11.300 yıl önce neler oldu?

MÖ 10. bin yılın başları, insanlık tarihi için büyük bir kırılma noktasıydı. Buzul Çağı’nın sona ermesiyle birlikte, Toroslar ve Zagros Dağları arasındaki O-biçimli verimli havza—yani Bereketli Hilal—insanlığın ilk büyük denemelerine sahne oldu.

Henüz bildiğimiz anlamda tarım başlamamıştı; ancak insan toplulukları yabani tahılları ve doğada bolca bulunan yabani asmayı tanımlamış, toplamış ve işlemeye başlamıştı. Asmanın evcilleştirilmesi ve insanoğlunun üzümle olan bu ilk stratejik teması, neolitik devrimin en heyecan verici sayfalarından biridir.

(Asmanın evcilleşme serüveni ve Bereketli Hilal’in bu süreçteki benzersiz rolü hakkında kaleme aldığımız detaylı incelemeye Şarabın Doğduğu Yer: Bereketli Hilal ve Şarap Tarihi başlıklı blog yazımızdan ulaşabilirsiniz.)

Gürcistan ne yaptı?

Aslında komşumuz Gürcistan’ın yaptığı şey bir pazarlama mucizesi değil; sahip olduğu kültürel mirası içselleştirip dört elle sarılmasının ve bunu doğru okumasının stratejik bir sonucuydu.

Tiflis’in yaklaşık 50 kilometre güneyindeki Gadachrili Gora ve Shulaveris Gora arkeolojik alanlarında yürütülen kazılarda, MÖ 6000 yıllarına (günümüzden yaklaşık 8.000 yıl öncesine) tarihlenen killi çömlek parçaları bulundu. Çıkarılan bu parçaları biyomoleküler arkeoloji dünyasının önde gelen isimlerinden Prof. Patrick McGovern ve ekibi, bu pişmiş toprak kapların gözeneklerinde yaptıkları kimyasal analizlerde tartarik asit kalıntıları tespit etti.

Gürcistan bu bilimsel tespiti makalelerde bırakıp unutulmaya terk etmedi. Akıllıca kurgulanmış bir iletişim ve turizm stratejisiyle şu adımları attı:

  • Dünya basınında küresel iletişim: “Dünyada killi seramik kaplarda şarap/üzüm fermantasyonu yapıldığının en eski somut kanıtı” bulgusunu, uluslararası medyaya “Şarabın Anavatanı – Cradle of Wine” sloganıyla servis etti.
  • Guinness Rekorlar Kitabı: Bu arkeolojik bulguyu tescil ettirerek Guinness Rekorlar Kitabı’na girmesini sağladı ve kültürel bir iddiayı uluslararası arenada resmi bir statüye kavuşturdu.
  • Gelenek ile arkeolojiyi birleştirdi: Toprağa gömülerek kullanılan geleneksel şarap küpleri Qvevri üretimi ve kültürünü UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne kaydettirdi. Arkeolojik buluntu ile hâlen yaşayan gelenek arasında mükemmel bir köprü kurdu.
  • Enoturizmin Merkezine Yerleşti: Uluslararası gastronomi ve şarap otoriterlerini, gazetecileri ve yüksek gelir grubundaki turizm seyahatçilerini ülkesine çeken devasa bir bağ turizmi (enoturizm) ekosistemi yarattı.

Kısacası, Gürcistan MÖ 6000 yılına ait bu bulguya dört elle sarıldı, onu hikâyelendirdi, kurumsallaştırdı ve ülkesi için katma değerli bir turizm markasına dönüştürdü.

Peki ya biz ne yapabiliriz?

Komşumuz MÖ 6000’deki bir çömlek parçasıyla tüm dünyaya “beşik” olduğunu ilan ederken, biz ondan 3.300 yıl daha eski olan Diyarbakır Körtik Tepe’deki o klorit taş kapların karşısında neden sus pus oturuyoruz? Elimizde Körtik Tepe’den çıkarılmış kaplar, analiz sonuçları ve bu sonuçlarla kaleme alınmış bilimsel referanslar var. Bunları bizim cılız sesimizle duyurmanın neredeyse hiçbir etkisi olmayacağının hepimiz farkındayız.

(Türkiye’nin komşu ülkelerle karşılaştırmalı şarap turizmi potansiyeli için Türkiye Şarap Turizmi ve Dünyada Türk Şaraplarının Algısının Değişmesinde Turizmin Rolü yazımızı inceleyebilirsiniz.)

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nı ve Sektörü Göreve Davet Ediyoruz

Türkiye’nin önünde gastronomi, arkeoloji ve bağ turizmini birleştirerek Güneydoğu Anadolu’yu ve tüm Anadolu’yu küresel bir çekim merkezine dönüştürme fırsatı duruyor. Bu potansiyelin hayata geçmesi için Kültür ve Turizm Bakanlığı nezdinde şu adımların acilen atılması gerekmektedir:

  1. “Anadolu Bağ ve Fermantasyon Arkeolojisi Rotaları” oluşturulmalı: Diyarbakır Körtik Tepe’den başlayıp Şanlıurfa Nevali Çori, Batman Hallan Çemi, Elazığ, Kapadokya ve Batı Anadolu bağlarına uzanan uluslararası tematik turizm rotaları çizilmelidir.
  2. Uluslararası Lansman ve Müze Vurgusu: Diyarbakır Arkeoloji Müzesi ve Hasankeyf Müzesi’nde sergilenen bu eşsiz klorit kaplar ve tartarik asit bulgusu, “Dünyada Üzümün Biyokimyasal Doğuş Noktası” temasıyla uluslararası arkeoloji ve gastronomi fuarlarında öne çıkarılmalıdır.
  3. Enoturizm Strateji Belgesi Yayınlanmalı: Bakanlık, bağcılık mirasını ve buna bağlı gastronomi turizmini ideolojik çekincelerden arındırarak, İspanya ve İtalya örneklerinde olduğu gibi katma değeri yüksek bir nitelikli turizm politikası haline getirmelidir.

Son Söz

Tarih, yaşadığımız topraklara kaleme alınıp arşivlerde bırakılamayacak kadar cömert davranmış. Bu geçmişten nasıl yararlanacağımız ise bizim kararlarımız ve politikalarımızla şekilleniyor.

İnsanlığın üzümü ilk kez işlediği, ilk kaplara doldurduğu bu toprakların hikâyesini dünyaya biz anlatmazsak, başkaları kendi eksik hikâyelerini “dünyanın ilki” diye pazarlamaya devam edecektir.

Anadolu’nun 11.300 yıllık devasa mirasına hak ettiği değeri verme zamanı geldi.

Sizleri, Türkiye’nin sahip olduğu bu değerli gerçeğe sahip çıkmaya ve ülkemiz adına Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın da bu konuda öncü rolü üstlenmesi konusunda bizlerle birlikte olmaya ve sesimizi daha güçlü çıkarmaya davet ediyoruz.

Bu yazımızda aşağıdaki kaynaklardan güç aldık:

  1. Özkaya, V. & Coşkun, A. (2009). Körtik Tepe, a new Pre-Pottery Neolithic A site in south-eastern Anatolia. Antiquity, 83(320). (Körtik Tepe’nin uluslararası literatürdeki temel kronoloji referansı).
  2. Özkaya, V. & San, O. (2007). Körtik Tepe: Bulgular Işığında Kültürel Doku Üzerine İlk Gözlemler. Türkiye’de Neolitik Dönem, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, s. 21-36. (Taş kaplar ve yerleşim stratigrafisi).
  3. Taskesenlioglu, M. Y., Ercisli, S., Kupe, M., & Ercisli, N. (2022). History of Grape in Anatolia and Historical Sustainable Grape Production in Erzincan Agroecological Conditions in Turkey. Sustainability, 14(3), 1496. (Körtik Tepe klorit kaplarındaki tartarik asit ve 9.000 yıllık üzüm/fermantasyon bulgusu atfı).
  4. McGovern, P. E., et al. (2017). Early Neolithic wine of Georgia in the South Caucasus. PNAS, 114(48), E10309-E10318. (Gürcistan Gadachrili Gora’daki MÖ 6000 çömlek analizleri – Karşılaştırma referansı).

İlginizi çekebilir:

Yazının içinde verdiğimiz linklere kolayca erişebilmeniz için aşağıda sıraladık.

2 Comments:
29 Temmuz 2026

Merci beaucoup pour cet article et votre appel aux autorités pour des politiques de mise en avant du patrimoine historique viticole du pays.

Néanmoins, si je peux me permettre d’apporter quelques nuances pour expliquer les différences entre les découvertes archéologiques en Géorgie et celles près de Diyarbakır.

En Géorgie, les archéobotanistes ont identifié des pépins dont la morphologie montre que la plante avait été domestiquée par l’homme. C’est le passage d’une cueillette fortuite à la naissance de la viticulture. Vitis vinifera vinifera est cultivé volontairement. A Körtik Tepe il s’agissait de
Vignes sauvages (Vitis vinifera sylvestris) cueillie dans la nature.

En Géorgie, la découverte de Gadachrili Gora ne montre pas seulement du jus fermenté, elle révèle un système de vinification complet. Les jarres en terre cuite étaient enterrées pour contrôler la température de fermentation.

À l’époque de Körtik Tepe, la poterie n’existait pas encore. Il est extrêmement difficile de stocker de grands volumes de liquide fermenté dans des cuves en pierre perméables ou trop lourdes à déplacer. Il s’agissait très probablement de préparations consommées immédiatement ou transformées par réduction (pekmez).

Körtik Tepe ne montre pas encore une “viticulture” organisée avec des vignobles cultivés, mais il apporte la preuve matérielle que dès 10 000 av. J.-C., les humains du bassin du Tigre cueillaient des raisins sauvages, les écrasaient dans des récipients en pierre et en consommaient le jus (très probablement fermenté).

Cette découverte, même si elle ne permet pas de nommer la Turquie comme le berceau de la viticulture, est très importante. Elle doit être exploitée, pour mettre en avant l’histoire et l’héritage de cette région à travers l’oenotoursime

29 Temmuz 2026

Değerli okurumuz,
Bu bilgi dolu ve entelektüel yorumunuz için size ne kadar teşekkür etsek az. Tespitleriniz ve arkeobotanik ve enolojik ayrım üzerine getirdiğiniz detaylar son derece yerinde. Şarabın ve bağcılığın tam olarak ilk kez nerede ortaya çıktığını belki de hiçbir zaman tek bir noktaya indirgeyerek bilemeyeceğiz. Ancak henüz asmanın evcilleşme süreci devam ederken bile şarabın yaşamın içinde yer aldığını görmek, insanoğlunun yabani üzümleri işleyip fermente ettiğini bilmek bile son derece heyecan verici. Böyle bir tarihsel deneyimin yaşandığı coğrafyalardan birinin ülkemizde bulunması ve bu gerçeğe bürokratik ve turistik düzeyde kayıtsız kalınmasının, ülkemiz ve enoturizm potansiyelimiz açısından büyük bir kayıp olduğuna inanıyoruz. Bu açıdan yazımız aslında tam da ifade ettiğiniz gibi bir farkındalık ve sahiplenme çağrısı.Sizin bu değerli ve derinlikli yorumunuz da bu girişimimize en önemli ve kıymetli desteklerden biri oldu.

Katkınız için çok teşekkür ederiz.

(Veuillez m’excuser de ne pas pouvoir répondre à votre commentaire dans votre propre langue ; j’ai donc fait appel à l’aide de Gemini, que je vous transmets ci-dessous.)

Chers lecteur, nous ne saurions trop vous remercier pour ce commentaire si riche en informations et d’un si grand niveau intellectuel. Vos remarques et nuances sont extrêmement pertinentes.

Nous ne saurons peut-être jamais exactement où le vin est apparu pour la première fois. Cependant, constater que le vin faisait déjà partie de la vie alors même que le processus de domestication de la vigne était encore en cours, et savoir que l’on produisait du jus fermenté à partir de raisins sauvages est en soi passionnant.

Le fait qu’une telle expérience se soit déroulée en Turquie et que l’on reste indifférent à cette réalité constitue une grande perte pour notre pays et pour le tourisme viticole. En ce sens, notre article est avant tout un appel à la réappropriation de ce patrimoine. Votre aimable commentaire sera l’un des soutiens les plus précieux à cette initiative. Merci infiniment pour votre contribution.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir