Tarih boyunca dinsel törenler içinde şarap kendisine yer bulmuş. Son yemek şarap açısından özel bir önem taşıyor. Hatta başka içecekler olsa bile, şarap başköşede kurulmuş. Şarabın insanda yarattığı gevşeme ve rahatlama duygusu hem sosyal ilişkilerin kurulmasını kolaylaştırmış hem de spiritüel duyarlığa daha açık hale gelmeyi sağlamış. Anadolu topraklarında hayat bulan medeniyetlerin kültürel tarihlerine yakından baktığımız “WAYANA – Zaman Tünelinde Şarap Tadımı” serileri sayesinde bu alanda olan bitenleri daha iyi anladık. Farklı uygarlıkların izlerini sürdüğümüzde, kimilerinin tabletlere kaydettikleri bilgilerden, kimilerinin dinsel ayinlerin işlendiği friz ve fresklerden, kimilerinin ziyafette yediklerinin laboratuvar analizlerinden elimize ulaşanlar şarabın konumunu yerli yerine oturtmamızı sağladı.
Dilerseniz önce dinler tarihi ve bölgenin coğrafyasına yönelik kısa bir derlemeye göz atalım, sonra da elimizdeki bilgilerle masanın üzerine koyup bir sonuca varmaya gayret edelim.

Arkeoloji ve Enoloji (Şarap Bilimi) Işığında Antik Filistin Teruvarı ve “Passum” Stili
Son Akşam Yemeği’ndeki kadehin sırrını çözmek, teolojik yorumların ötesinde, birinci yüzyıl Filistin coğrafyasının tarımsal ve enolojik gerçekliklerini rasyonel olarak analiz etmeyi gerektirir. Arkeo-enolojik kazılar ve antik Akdeniz ticaret kayıtları, o dönemde Kudüs ve civarındaki dağlarda üretilen şarapların bugünkü modern, hafif ve berrak beyaz şaraplardan çok uzak olduğunu göstermektedir. Dönemin baskın ve en prestijli üretim tarzı, üzümlerin hasat edildikten sonra hasır sergiler üzerinde güneşte kurutulmasıyla elde edilen “Passum” olarak adlandırılan yoğun, konsantre ve yüksek alkollü tatlı şarap ekolüdür. Suyu buharlaşan köklü yerel kırmızı üzümlerin fermente edilmesiyle üretilen bu antik şaraplar, hem lojistik olarak uzun mesafeli amfora ticaretine dayanıklı yapıları hem de dönemin damak tadına uygun o koyu, gövdeli karakterleriyle Son Akşam Yemeği masasında yer bulma ihtimali en yüksek enolojik çıktılardır.
Kutsal Kadehin Semiyotik Karşılığı: Kan ve Şarabın Rengi
Teolojik semiyotik ve litürjik metinler Son Akşam Yemeği seansındaki kadehi doğrudan bir ahit ve kurban ritüeli ile ilişkilendirir. Hz. İsa’nın ekmeği gövdesiyle, kadehteki şarabı ise doğrudan “kendi kanı” (Ahd-i Cedid) ile sembolize ettiği o meşhur metafor, sıvının rengine dair en güçlü kültürel ve görsel kanıttır. Antik Yakın Doğu dünyasında şarap, ritüellerde zaten “asmanın kanı” olarak adlandırılırdı. Dönemin masalarında şarabın suyla seyreltilerek (krater kaplarında) içilmesi evrensel bir kural olsa da, rengin o koyu yakut, mürdüm veya kuru incir tonlarındaki kırmızı karakteri asırlar boyunca litürjik bir dogma olarak korunmuştur. Dolayısıyla, kimyasal ve arkeolojik veriler o dönemde ilkel beyaz şarapların varlığını doğrulasa da, hem coğrafi baskınlık hem de törensel semiyotik o kutsal masadaki kadehten süzülen sıvının koyu, tatlı ve baharatlı bir kırmızı şarap olduğunu rasyonel olarak ortaya koymaktadır.
Dinler tarihi elbette zamana yayılan efsaneler ve öyküler tarihi. Gerçekle hayalin ve abartının iç içe geçtiği, inanç ve kabullenişin rasyonalitenin önüne geçtiği bir öğreti ve inanış sisteminden söz ediyoruz elbette. Kitabî dinler olarak kabul ettiğimiz üç dinden en büyük sayıda takipçiye sahip olan Hıristiyanlık, dinsel ritüeller içinde şarabı resmî olarak konumlandıran tek örnek. Üstelik Hristiyan seremonilerinin içerisinde simgesel olarak Hz. İsa’nın bedenini ekmek, kanını şarap temsil ediyor.
Bugünün Din Adamlarının Yorumları
Şarap yazılarını okuduğum deneyimli Fransız gazeteci Bernard Pivot’un ‘Şarabın Aşk Sözlüğü’ kitabındaki başlıklardan birisi bu yazının konusunu çağrıştırdı. Acaba ‘Son Yemek’te Hz. İsa havarileriyle vedalaşırken içtikleri şarap konusunda net bir bilgi var mıydı? Cevap net bilgi olmadığı biçimindeydi. Ama bir yanlışlık olmaması için Moda’daki Katolik Assumption Kilisesi’nin kapısını çaldım. Beni karşılayan rahible kısa bir sohbetimiz oldu. Ben ziyaret sebebimi söyleyince hemen konuya ilişkin bildiklerini paylaştı.
Hepimizin bildiği gibi, Hıristiyan dünyası farklı mezheplerden oluşuyor. Ama anlaşılan coğrafî menşei, şarap kullanımı konusunda mezheplerden daha öne çıkıyor. Oryantal dünyanın (Ortadoğu gibi düşünelim) Ortodoks ve Süryani kiliselerinde kana benzeyen renginden ötürü kırmızı şarap tercih edilirken, batı dünyasında beyaz şarabın öne çıktığını söyledi ev sahibim. Bunun en kolay açıklamasının ise törenler esnasında kırmızı şarabın kazayla damlaması durumunda ortaya çıkan belirgin leke yerine beyaz şarabın kullanılıp bu durumun daha az sorun yaratması olduğunu söyledi. Kendilerinin Katolik Kilisesi olmalarına karşın kırmızı şarabı tercih ettiklerini de ekledi. Esas sorumuz şarap olsa da, yeri gelmişken bedeni simgeleyen ekmeği de sormadan edemedim. Ekmek için de Batı kiliseleri peksimet gibi kuru ekmeği tercih ederken, Doğu kiliselerinin bu amaçla pişirilen taze ekmeği kullandığını söyledi. Aslında Batı dünyasının daha pragmatik ve saklama ve uygulama sorunu yaratmayan seçenekleri tercih ettiğini anlamış olduk.
Sonuç
Hasılı, ‘Son Yemek’ esnasındaki şarabın beyaz mı, kırmızı mı olduğunu bilemesek de coğrafyanın tercihte belirleyici olduğunu artık biliyoruz. Bu bilgileri benimle paylaşan Assumption Kilisesi görevlilerine teşekkürü bir borç bilirim. İşin tadını kaçırmamak için şarabın markasını ve nereden aldıklarını sormadım. Ama aklımdan geçirmedim de değil.
Hz. İsa’nın o kutsal sofrasındaki kadehin enolojik sırları, antik Filistin teruvarı ve şarabın dinler tarihindeki o derin semiyotik yolculuğu ilginizi çekiyorsa, blogumuzdaki diğer nitelikli arkeolojik ve kültürel araştırmalarımıza da göz atabilirsiniz:
Son Akşam Yemeği’nden yüzyıllar önce, Akdeniz’in bir diğer kıyısında felsefi tartışmaların suyla seyreltilmiş kadehler eşliğinde yürütüldüğü o asil ritüelleri ve krater kaplarının toplumsal kodlarını okumak için Antik Yunan Dünyasında Şarap Kültürü ve Sempozyum Ritüelleri konuk yazar monografimizi ziyaret edebilirsiniz.
Antik Yakın Doğu ve Akdeniz dünyasında kölelerin bağlarda verdiği o muazzam emeği; salkımların çıplak ayakla ezildiği taş preslerin gıcırtılarını ve mahzenlerin o kokulu, gürültülü endüstriyel dünyasını sahaya indiren o yaşayan çalışmayı incelemek için Antik Dönemde Şarap Üretimi: Mevsimsel, Kokulu ve Gürültülü Bir Süreç makale incelememizi inceleyebilirsiniz.
Geçmişin o zengin tarımsal ve litürjik mirasını, antik dönemlerden bu yana şarap fermente etmekte kullanılan killi gözeneklerin modern önolojideki o muazzam avangart geri dönüş hikayesini keşfetmek için Modern Şarap Üretiminde Amforaların Yeri ve Enoloji Etkisi teknik analizimize göz atabilirsiniz.
Şarabın Orta Asya bozkırlarından, Göktürk ve Uygur yazıtlarının satır aralarından süzülüp gelen o en eski etimolojik ve kültürel Türk kökenlerini; “tatlılık” kökünden fermente sıvıya uzanan o dilsel hafızayı görmek için Süçig: İslamiyet Öncesi Türklerde Şarap Sözcüğü tarih monografımıza bakabilirsiniz.