
2026 yılının başlarında Tayyar Bey ve yeğenleriyle WAYANA’da bir araya geldik. Lâf lâfı açrı, sohbet koyulaştı. 2025 yılında Türkiye’de çok ağır bir don felâketi yaşandığını bildiğim için sormuştum Tayyar Bey’e 2025 yılında ne kadar üzüm aldığını. Normalde 4-4,5 ton alırken 2025 yılı 400 kilo üzüm vermişti bağ. Normalde kendisi için kullanacağı üzümün fazlasını satabilirken bu kez ancak kendisine kadar çıkmıştı üzüm. “Ben, dedi Tayyar Bey, kendi şarabımı işledikten sonra Hıdrellez günü içerim. “Onun bu sözleri üzerine “Ben de Hıdrellez günü Merzifon’da olacağım ve şarabına eşlik edeceğim” dedim. Geçtiğimiz haftanın Merzifon gezisinin tohumu o zaman atılmıştı ve verdiğim sözü tuttum.
Merzifon’da Bir Gün
Merzifon yolculuğu yapacağımdan bahsedince katılmak isteyen Ankaralı şarap sever dostlar da oldu aslında. Ama tarih yaklaştıkça herkesin başka öncelikleri oraya çıktı ve benimki bir “solo” yolculuk olarak gerçekleşti. İstanbul’dan Merzifon’a THY her gün, Pegasus gün aşırı bir sefer düzenliyor. Fakat THY uçuşu 6:15’te ve havaalanına gitmek için neredeyse sabaha karşı 3’te hareket etmek gerekiyordu. Onun yerine otobüsle gitmeyi, Pegasus’la dönmeyi tercih ettim, çok da rahat ettim.

Sabah 9:15’te Merzifon otogarında Tayyar Bey’le buluştuk. Merzifon turumun rehberi elbette Tayyar Bey oldu, çok sistematik bir gezi yaptık. Şehrin tarihe mal olan ismi Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın adıyla anılan etkileyici bir camii var. Camiinin beni en çok etkileyen yanı şadırvandaki tavan süslemeleri oldu. Bu etkileyici tezyinatın resmini çekip bu yazıya ekledim. Yolunuz Merzifon’a düşerse göz atmayı unutmayın.
American Board Cemiyeti tarafından 1800’lerin ikinci yarısında Anadolu’da kurulan okullardan birisi de Merzifon Koleji. Okulun ana binası artık yok ama kampüsteki diğer binalardan bugüne ulaşanlar restore edilerek kullanılıyor. Bunlardan bir tanesi “Merzifon İlçe Halk Kütüphanesi” olarak hizmete alınmış. Bu yüz akı kütüphanenin m müdürüyle sohbet etme ve hem kendisini hem Kültür Bakanlığı’nı böyle bir eser kazandırdığı için kutlama fırsatımız oldu.
Merzifon’un Keşkek, Haşhaşlı Ekmek ve Baklalı Dolması
Hemen her yörenin kendi adıyla anılan özgün lezzetleri var. Merzifon’da belki keşkek ve haşhaşlı ekmek dışında başka lezzetler de var olabilir ama bu ikisini deneme fırsatım oldu ve deneyimimi paylaşmak isterim. Merzifon’u kuşatan köylerin içinden geçerken gördüğümüz tarlalar arasında geniş alanlara yayılan buğday tarlalarının yanında çok daha küçük alanlarla sınırlı olsa da haşhaş tarlaları da vardı. Yani haşhaşın ekmekle buluşması zaten yerel tarımda kendiliğinden gerçekleşmiş. Buna bir de Hitit uygarlığının kayıt altına alarak bize ilettiği ekmek kültürünü de eklediğiniz zaman, haşhaşlı ekmeğe fikren hazırlanmış oluyor insan. Ben hem çarşı malı hem ev yapımı haşhaşlı ekmeği tatma şansına sahip oldum. Mutlaka denemelisiniz.

İkinci lezzetimiz keşkek. Tayyar Bey’in keşkek için kurduğu cümleyi aynen alıntılıyorum: “Merzifon’da keşkek Hititler zamanında nasıl yapılıyorsa yine öyle yapılır.” Merzifon’un bayram geleneklerinde keşkeğin özel bir yeri var. Her aile kendi keşkeğini hazırladıktan sonra toprak kaplar içinde akşamdan fırına teslim ediyor. Fırın kendi günlük faaliyetini tamamladıktan sonra, akşamdan toprak kapları fırına diziyor. Bayram sabahı herkes gelip keşkek kaplarını fırından teslim alıyor. Bayram keşkeği sabah tüketiliyor, yani bayram yemeği olarak düşünmeyin.
Merzifon keşkeğinin sırrının pişme biçiminde olduğunu söylüyor Merzifonlular. Benim ziyaret günümde aldığımız keşkeği pişiren fırın ustasına sordum nasıl yaptıklarını, cevabı çok güzeldi: “Abi, biz bir şey yapmıyoruz, malzemeyi kaba koyup fırına veriyoruz, ne yapıyorsa fırın yapıyor.” Keşkeği yerken ağzınızda dağılıyor. Giderseniz yemeği ihmal etmeyin.
Son olarak da asma yaprağına sarılarak hazırlanan Merzifon’un baklalı dolması, yörenin dokunuşuyla emsallerinden farklılaşan bir yemek. Malûm, sarmalarda çoğunlukla tercih edilen asma yaprağıdır. Asma yaprakları arasında en öne çıkan da Tokat’ın Narince asmasının yaprağıdır. Tayyar Bey’le sohbetlerimiz arasında Samsun Üniversitesi’nde bu konuda yürütülen bir çalışmanın lâfı geçti. Belki önümüzdeki günlerde sarma yaprakları konusunda sürpriz haberler alırız, moralimiz düzelir.
Merzifonkarasına Adını Veren Merzifon’da Bağcılık
Gezimizin özünde aslında Merzifonkarası üzümü ve şarabı olduğunu elbette anladınız. Ama aslına bakarsanız, Merzifon’da bağların hazin bir öyküsü var. 1960’larda yaklaşık 10 bin dönüm bağ alanına sahip olan Merzifon’da bugün Tayyar Bey’inkiyle birlikte toplam 15 dönüm bağ kalmış. Yani bağ yok diyebilirsiniz. Aynı yıllarda Merzifon kentinde şarap servisi yapan yedi işletme, üç tane de özel şarap fabrikası varmış. Bugün bunlardan eser kalmamış. Üstelik yaşanan demografik ve sosyal değişime baktığınız zaman, o günlerin geri gelmeyeceğini anlıyorsunuz.
Merzifon’un, adını kentten alan Merzifonkarası dışında bir şaraplık üzümü daha var: Dişi Mercan. Bu beyaz şaraplık çeşidin ilk kez geçtiğimiz yıl tanıştığımız şarabı, geleceği parlak yeni bir beyaz üzümümüz daha olduğunu müjdelemişti bizlere.
Merzifon’da şaraphane olmamakla birlikte, Amasya’da kurulan genç bir şarap işletmesi var: adı 502 Vineyard. Merzifonkarası ve Dişi Mercan üzümlerini işleyen 502, uluslararası üzümlerden yaptığı şaraplara da yer veriyor ürün gamında. Yani en azından bölgenin üzümlerine hayat vermeye değer bulan bir işletme var.
Dileriz ki biz yanılalım ve ileride Merzifon, üzümlerine sahip çıkan, şaraplarını bütün dünyanın tanıdığı bir yöre haline gelsin. Merzifonkarasını bizlerle buluşturan Tayyar Öztürk’e bizden selâm olsun.