Geçtiğimiz günlerde farklı bir alanda çalışan deneyimli ve entelektüel bir dostumla sohbet ediyorduk. Lâ, lâfı açtı, bizim işimizin merkezinde şarap olduğunu bilerek şu soruyu sordu: “Dünyanın en zengin biyolojik çeşitliliğine sahip topraklarından birinde yaşıyoruz. Acaba neden kendi insanımızın elinden çıkanını değil de dışarıdan geleni daha ulaşılabilir ve cazip buluyoruz?” Arkadaşımın sorduğu bu soru, aslında sektörün ve ülke ekonomisinin kalbindeki derin bir sancıya işaret ediyor.
Toprağın Çığlığı: Üreticiyi Kim Koruyor?
Anadolu, binlerce yıllık bir bağ ve damıtım mirasına ev sahipliği yapıyor. Bu topraklarda yetişen yerel üzümlerimiz, sadece birer tarım ürünü değil; binlerce yıllık bir kültürün, emeğin ve kimliğin taşıyıcısı. Ancak mevcut politikalar, bu mirası omuzlayan yerel üreticiyi teşvik etmek yerine, ağır vergi yükleri ve bürokratik engellerle adeta “cezalandırıyor.”
Kendi toprağımızda, kendi insanımızın alın teriyle üretilen bir içkinin üzerindeki maliyet baskısı artarken; ithal ürünlerin pazar payının dolaylı olarak korunması, hangi stratejik akla hizmet ediyor? Üstelik buna Türkiye’nin içine sürüklenmiş olduğu ekonomik darboğazdan çıkış için dövizin baskılanması eklendiğinde, yabancı içkilerin fiyat cazibesi daha da belirginleşiyor. (Buna bir örnek verelim: Az sayıda üreticimizin Türkiye dışında da üretimi var; bu yurt dışındaki tesislerde üretip Türkiye’ye ithal ettikleri şaraplarının fiyatı Türkiye’de ürettiklerinden daha ucuz.)
İthalatın Görünmez Maliyeti
İthal içkiye sağlanan her avantaj, sadece döviz kaybı demek değil. Bu durumun daha derin sonuçları var:
- Kırsal Kalkınmanın Baltalanması: Yerel üretici desteklenmediğinde köylü toprağından vazgeçiyor, bağlar sökülüyor ve kadim türler yok oluyor.
- Katma Değerin Kaybı: Hammaddesi bu topraklardan gelen bir ürünün yaratacağı istihdam ve yan sanayi (şişeleme, etiket, lojistik) fırsatları, hazır ürünü dışarıdan alarak elimizden kaçıyor.
- Turizmde Özgünlük Kaybı: Ülkemize gelen bir turist, her yerde bulabileceği küresel bir markayı mı yoksa bu coğrafyanın mesoklimasından süzülüp gelen özgün bir tadı mı aramalı? Kendi markalarımızı boğarak turizm potansiyelimizi de sıradanlaştırıyoruz.

İnsanı Kahreden Değişim:
2004 yılında Türkiye 1,9 milyon litre viski tüketirdi. 2023 yılında bu rakam 28,6 milyon litreye yükseldi. Yine 2004 yılında 44,1 milyon litre olan rakı tüketimi 2024 yılında 41,8 mlyon litreye geriledi. İlk kez 2025 yılı Haziran ayında Türkiye alkollü içki pazarında viskinin payı rakıyı geçti.
Yerli ve millî vurgusunu içinde hisseden bizler için bu tablo kadar can acıtan başka ne olabilir?
WAYANA Ziyaretçilerindeki Gözlemlerimiz:
WAYANA, bir mikro işletme. Ama çok özgün bir yanımız var: Biz yalnızca şarap ve yalnızca Türkiye şaraplarını servis ediyoruz. Bizim konuk profilimizin içinde yabancı konuklarımızın önemli bir payı var. Bu yabancı konuklarımızın bize geldiğinde talep ettiği şaraplar arasında yerli üzüm şaraplarının ezici bir üstünlüğü var. Kendi yaşadığı ülkede zaten karşısına çıkan Chardonnay, Cabernet gibi üzümler, bize gelen konukların ilgisini çekmiyor. Ama yerli çeşitlerle ilgili tadımlar onlar için vazgeçilmez bir cazibeye sahip.
Türkiye’de turizm öncelikli sektör olarak kabul ediliyor. Harcama kabiliyeti en yüksek turist grubu şarap turistleri. Politika yapıcıların ülke çıkarlarını bu denli belirgin biçimde gösteren gerçeklere gözlerini kapamaları, kulaklarını tıkamaları hepimizi en çok yaralayan gerçeklerden biri.
Ülke Çıkarı Nerede Başlar?
Gerçek bir ekonomi politikası, yerli üreticiyi küresel devler karşısında korumasız bırakmaz. “Ülke çıkarını korumak”, ithalata giden kaynağı yerel Ar-Ge’ye, markalaşmaya ve butik üreticiye yönlendirmekle mümkündür. Yerel üretimin üzerindeki ağır vergi yükü ve tanıtım yasakları, sadece bir sektörü değil; toprağıyla barışık yaşamak isteyen herkesi etkiliyor.
Türkiye’nin regülasyonlarındaki dağınıklık, bizim de bir parçası olduğumuz şarap sektörünü bambaşka zorluklarla karşı karşıya bırakıyor. Her idarî organ tescil edilmiş olan üzüm cinsleri için kendi listesini kullanıyor, ama listeler ortak değil. Ülkenin ulusal koleksiyon bağını ayakta tutan Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsü’nde kayıtlı olan 1.459 üzümün ezici bir çoğunluğu da performansını tam olarak bilmediğimiz çeşitler. Bunlar arasından çıkacak sürpriz bir şaraplık çeşit, belki de Türk şarapçılığının kaderini değiştirecek, ama biz oraya daha gelemedik.
Üreticiler kendi niş alanlarını yaratabilmek için var güçleriyle bu henüz gizli olan üzüm çeşitleri üzerinde araştırma ve geliştirme yapıp şarap severlerle buluşturuyorlar. Bu çabayı desteklemek yerine kuralcı yaklaşımı kullanarak engel çıkarmak bu ülkenin menfaatine midir?

Sonuç: Kendi insanımıza güvenmeli ve desteklemeliyiz.
Kendi toprağının bereketini ve insanının maharetini “pahalı” ve “ulaşılamaz” kılan bir sistemin kazananı biz değiliz. İthal içkiye avantaj sağlamak kısa vadeli bir vergi geliri gibi görünse de, uzun vadede kültürel ve ekonomik bir çoraklaşma getiriyor.
Artık sormamız gereken soru şu: Kendi değerlerimizi gölgeleyen politikalarla mı büyüyeceğiz, yoksa bu toprakların ruhunu taşıyan üreticiye hak ettiği alanı açarak mı?