Çok uzaklardan, Güney Amerikalı uzak komşumuz Uruguay’dan şarabı “yaşayan kültür” olarak tescillemesi haberini alınca çok şaşırdık. Şaşkınlıkların çeşitleri vardır, hepimiz biliriz. Aldığımız haberin içeriği, yaşayacağımız şaşkınlığın nasıl olacağını da belirler. Kimi zaman daha çok endişelenmemize sebep olur. Kimi zaman da bizi yenileyen bir enerjiyle dolmamızı sağlar. Uruguay haberi, tahmin edeceğiniz gibi, içimizi memnuniyet ve sevinçle doldurdu, bize enerji verdi.
Uzun zamandır karşılaştığımız şarap tüketiminin düşmekte olan sayıları, sökülmekte olan bağ alanları, kapanan şaraphaneler gibi olumsuz haberlerden sonra bir devletin şarabı birinci derecede korumaya değer kabul edip “yaşayan kültür” olarak tescil etmesi, doğrusu ya, ilaç gibi geldi.
Uruguay dışındaki ülkelerde de bağcılık ve şarapçılığın korunması konusunda hayata geçirilmiş uygulamalar var. Bu uygulamalara ve Uruguay’ın özgün uygulamasına karşılaştırmalı olarak baktık.
Ülkelerin Farklı Yaklaşımları
Fransa: Hukuki Zırh ve Estetik Miras
Fransa’nın yaklaşımı şarabı toplumsal bir saldırıdan korumaya yönelik. 2014 yılında kabul edilen yasayla şarabı “ulusal miras” ilan ederek, alkol karşıtı katı reklam yasaklarının (Loi Évin) şarabın kültürel anlatısını boğmasını engellemişler. Onlar için şarap korunması gereken bir peyzaj ve gastronomi unsuru.
Gürcistan: “Köken” Diplomasisi
Gürcistan, stratejisini tamamen “en eski” olma iddiası üzerine kurmuş. 8.000 yıllık Qvevri geleneğini UNESCO üzerinden tescilleyerek, şarabı bir dış diplomasi aracına dönüştürmüşler. Yaklaşımları daha çok arkeolojik ve antropolojik bir kökene sahip çıkma biçimi.
İtalya ve Portekiz: Muhafazakâr Bir Toprak ve Terroir Politikası
Bu ülkeler şarabı belirli bir coğrafyaya (terroir) hapseder. UNESCO listelerindeki bağ alanları, bu toprakların yüzyıllardır değişmeyen estetik ve teknik yapısını korumayı amaçlar. Yaklaşımlarında coğrafi ve mimari bir koruma kalkanı oluşturmak esas.

Uruguay’ı Farklı Kılan 3 Temel Yan
Uruguay’ın 22 Nisan 2026’da imzaladığı “Yaşayan Kültür” (Living Culture) bildirisi, yukarıdaki örneklerden şu yönlerle keskin bir şekilde ayrılıyor:
Müzeleştirmek Yerine Yaşatmak (Programatik Yaklaşım)
Fransa veya İtalya’nın yaklaşımı genellikle geçmişi “dondurmaya” ve mevcut olanı “korumaya” yöneliktir (preservation). Uruguay ise şarabı statik bir miras değil, dinamik ve gelişen bir süreç olarak tanımlıyor. “Yaşayan Kültür” vurgusu, şarabın bugün hâlâ toplumun damarlarında akan, değişen ve geleceği şekillendiren bir organizma olduğunu kabul ediyor.
Sektörel Dönüşümü Kültürle Fonlamak
Uruguay, sadece “şarabımız değerlidir” demiyor; bu kültürel tanımı, bağların re-dönüşümü için bir yakıt olarak kullanıyor. Yüksek verimli üzümlerin yerine nitelikli çeşitlerin (Tannat, Albariño) dikilmesini, sadece ekonomik bir teşvik olarak değil, bu yaşayan kültürü nitelikli hale getirme projesi olarak sunuyor. Yani kültür, endüstriyel inovasyonun kılıfı değil, doğrudan motoru konumunda.
Hükümet Organları Arası Tam Entegrasyon
Diğer ülkelerde şarap genellikle Tarım veya Turizm Bakanlığı’nın tekelindeyken; Uruguay’da Dışişleri, Eğitim, Kültür ve INAVI (Ulusal Şarap Enstitüsü) tek bir imzada buluşmuş. Bu, şarabın bir ülkenin yumuşak gücü (soft power) olarak diplomasi masasına, bir kimlik unsuru olarak eğitim müfredatına ve bir ekonomik güç olarak üretim sahasına aynı anda inmesi demektir.
Türkiye İçin Çıkarılabilecek Dersler
Özellikle son bir yıldır, bıkmadan usanmadan, bağcılık ve şarapçılık konusunda, ülkemiz için geliştirilmekte olan ve yapılabilecek neler olduğuna kafa yormaya ve dikkat çekmeye çalışıyoruz. Bu konuda pek çok girişim var. Bu girişimlerde resmî kuruluşların katkısının sembolik düzeyde kalması kaygı verici. Devletin güç ve olanaklarının bu alanda kullanılması konusundaki isteksizlik, toplumda genel anlamda hâkim olan umutsuzlukla paralellik gösteriyor.
WAYANA’nın da bir parçası olduğu Iter Vitis gibi Avrupa Birliği tarafından desteklenen projelere verilen desteğin, kuruluşun ana kuruluş gayesi olan şarap sözcüğüne yer verilmeden yapılması gibi kara mizah örneği yaklaşımların ülkemizi nereye getirdiğini kaygıyla izliyoruz.
Yukarıda örnek olarak ele aldığımız Fransa, İtalya, Portekiz ve Gürcistan örneklerinin hepsinden yararlanarak hazırlayabileceğimiz ve onların hepsinden daha kapsayıcı ve yetkin uygulamalar geliştirebileceğimiz aşikâr. Uygulanan engellemelerle çapı küçülen ama niteliği yükselen bir şarapçılık ve bu şarapçılığı besleyen bir bağcılık sektörümüz var. Ama makro politikalarla desteklenmeyen projelerin uzun soluklu olması mümkün olmuyor. Türkiye turizmi için altın yumurtlayan tavuk olabilecek şarapçılık sektörünün desteklenmemesi, Uruguay gibi bu alanda çok kısa bir geçmişe sahip ülkenin girişimiyle karşılaştırıldığında umutsuzluğumuzu daha da artırıyor.
Türkiye’nin Tek İhtiyacı Yeni Bir Bakış Açısı
Benzetmeyi bilirsiniz: un-şeker-su. Bundan yapılacak helvanın nasıl olacağı, helvayı yapanın maharetine kalır. Şimdi sahip olduklarımıza bakıp nasıl helva yapabileceğimize bakalım:
Bağ alanı: Dünyanın beşinci en büyük bağ alanı
Üzüm çeşitliliği: 1.459 çeşitle dünyanın en zengin çeşitliliği
Asma tarihi: Yabani üzümün 11.000 yıl önce evcilleştirildiği coğrafya
Şarap tarihi: Gürcistan ve Ermenistan’la birlikte şarabın ilk ortaya çıktığı coğrafya
Eğer yukarıdaki sermayeyle şu andaki gibi bir helva yapabiliyorsak, vakit kaybetmeden yeni helva yapacaklar bulmamızda fayda var.