7 Aralık 2025 tarihinde yapmayı planladığımız TANEANDA tadımının fikir annesi Göknur Gündoğan oldu. Aslında tadımın ana amacı ülkemizde kurulu bağların büyük bir bölümünde emeği olan Metin İlhan’ın bağcılıkla ilgili deneyimlerini meraklılarla paylaşmasını sağlamak ve PiWi üzümleri olarak bilinen ve kendi bağlarında yetiştirdikleri yeni nesil asmaların arkasında yatan felsefeye dikkat çekmekti.
Göknur’s suggestion made perfect sense for us. It offered the chance to hear, directly from the most competent voices in the field, topics we often touch on: PiWi grapes, academic research on vines, and the broader conversation around innovation in viticulture. It was also an opportunity to draw attention to this field.
To make this process more meaningful, we visited Kırklareli as guests of the couple behind Taneanda, Hanife and Metin. We listened to their story right at the edge of their vineyards. And to leave out the part where we shared a roasted kid beforehand would be to tell the story incompletely.

A Brief Journey Through the Vine’s Story
It is estimated that the transformation of wild grapevines into cultivated vines began 10–11 thousand years ago. There is one major difference between wild and cultivated grapes: wild vines exist as separate male and female plants and reproduce only through pollination, which limits fruiting to particular conditions. Yet nature, with its usual mischief, occasionally causes mutations that allow male and female flowers to appear on the same plant. Our ancestors selected these rare individuals, laying the foundations of viticulture.
For thousands of years, new hybrid varieties have emerged through natural crossbreeding. The deliberate creation of new varieties by humans accelerated dramatically with the phylloxera disaster. The old-generation hybrids produced through 19th-century breeding programs are now almost entirely gone.
Hybridization has historically met strong resistance in the wine world. Technical concerns played a role, but so did the reluctance of European growers to open their borders to unfamiliar varieties.
Since the 1960s, however, modern breeding techniques have transformed the debate. Today, improving vine quality is widely accepted, and hybridization generally falls into two categories:
- Quality-oriented breeding
- Disease-resistant breeding (PiWi)
PiWi Üzümleri Nedir?
PiWi (Pilzwiderstandsfähig) üzümleri, mantar hastalıklarına karşı doğal direnç gösterecek şekilde geliştirilen üzüm çeşitleridir. Amaç daha fazla verim değil; daha az ilaç kullanımı, daha sürdürülebilir bağcılık ve iklim değişikliğine daha iyi uyum sağlamaktır.
Bilgi Kutusu: PiWi Üzümlerinin Avantajları
- Daha az mantar ilacı ihtiyacı
- Organik üretime daha uygun yapı
- Daha düşük çevresel etki
- İklim değişikliğine uyum potansiyeli
- Üretim maliyetlerinde azalma
- Yeni aroma profilleri geliştirme fırsatı
Quality-Oriented Breeding
Bu yaklaşım bağı değil, şarabı birinci sıraya koyar. Amaç daha iyi içimli, daha iyi aromalı stiller elde etmektir. Üzümün karakterini geliştirmeyi önemseyen bu yaklaşımda renk yoğunluğu, asidite düzeyi, aromatik çeşitlilik, olgunlaşma performansı, verim artışı, sıcaklık direnci gibi hedefler gözetilir. Kullanılan asmalar Eski Dünya dediğimiz Avrasya’nın Vitis vinifera, yani bizim bildiğimiz üzümleridir.
Several well-known grapes emerged from this work:
Pinot Noir × Cinsault → Pinotage
Balufrankisch x St. Laurent → Zweigelt
Riesling x Trollinger → Kerner
Riesling x Madeleine Royale → Müller-Thurgau
Disease-Resistant Breeding (PiWi)
Burada yaşamsal öncelik ilk sıradadır. Amaç mantar hastalıklarına direnç, daha az ilaç kullanma, üretim maliyetinden tasarruf, organik bağcılık uyumu, kuraklık ve sıcaklık direnci, sürdürülebilir tarıma uygun asmalar elde etmektir. Yani, daha iyi tada sahip şarabın değil, ilaçlamanın en aza indiği sağlıklı asmanın peşinde koşulur.
Bu kategoride kullanılan asmalarda hem Eski Dünya’nın Vitis vinifera üzümleri hem de Amerika kıtasının asma ailelerine yer verilir. Bu gruptaki cinslere örnek olarak Floreal, Regent, Cabernet Blanc, Muscaris, Vidoc gibi örnekler verebiliriz.
The Taneanda Tasting
Our WAYANA tasting featured both styles: Caladoc, born from quality-oriented breeding, and Floreal, a true PiWi variety.
Caladoc emerged in the 1950s through Paul Truel’s work, crossing Grenache and Malbec. It is a modern hybrid, but not a PiWi. It offers impressive heat and disease tolerance while delivering remarkable color and aroma.
Floreal, on the other hand, is a textbook PiWi: developed at the INRA centre in France and officially recognized in 2018. It is exceptionally disease-resistant, requires almost no spraying, and is highly suited to organic farming. Clean, fruity, lightly floral, and incredibly successful in warm regions. In short, a perfect match for the Turkish climate.
During the tasting, we explored Caladoc through a vertical flight reaching back to 2007. Even the older examples retained their elegance. Floreal, being a white variety meant for young consumption, is not suited to vertical tastings, yet its vivid fruit and floral notes surprised and delighted everyone.
A Few Words About the Producer
Metin İlhan is a name that carries immense influence in Turkey’s wine-grape vineyards. His use of modern techniques and the functional, innovative solutions he has developed reveal a distinctive approach. It doesn’t take long to see how much simple, practical interventions can improve both vineyard efficiency and the daily life of those working the vines.
Naturally, a producer with this mindset also makes unconventional choices in grape selection. At every fair he attends religiously, he seeks out varieties with limited presence today but strong potential for tomorrow. Caladoc, Marselan, Floreal — they all fall into this category.
Floreal üzümünün daha da ilginç bir yanı var. Daha yeni tescil edilen bu üzümün asma fidanları Fransa tarafından yurt dışı satışına kapatılmadan önce Metin İlhan Türkiye’ye getirmiş. Anlayacağınız, dünyanın iki ülkesinde Floreal yetişiyor ve şarabı yapılıyor: Fransa ve Türkiye.
Taneanda bağ hizmeti verdiği şaraphanelerde üzümlerini işletiyor. Bağ kısmı Metin Bey’in, operasyonel süreçler Hanife Hanım’ın sorumluluk alanları. Zaten miktar odaklı bir yaklaşımlarının olmadığı aşikâr. Ama hem tanımaya değer insanlar hem de tatmaya değer, hikâyesi güçlü şarapları var.
In Essence
Göknur Gündoğan’a bu tadımın fitilini ateşlediği için teşekkür ediyoruz. Taneanda’nın arkasındaki Hanife-Metin çiftini tuttukları bu alternatif yolu tercih ettikleri için kutluyor ve bizi bu yaklaşımla tanıştırdıkları için teşekkür ediyoruz.
Önümüzdeki günler iklim koşullarının etkilerini daha da fazla hissedeceğimiz günler olacak. Bakalım yeni nesil asmalar ve üzümler bize neler gösterecek?