Part 1
To truly speak of the future, we must first understand the shifts that brought us here—and the landscape we find ourselves in today. Once the scope of this piece became clear, I realized it was best to share it in two parts. This issue features the first installment; the second will follow in our next bulletin.
Anadolu topraklarında bağcılığın ve şarap üretiminin karşı karşıya kaldığı dinamikleri incelemek, bu kadim kültürün nasıl bir gelecek tablosuna doğru ilerlediğini anlamamızı sağlar. Yaşamını girişimci olarak sürdüren birinin kötümser olması mümkün değil. Girişimci insan gelecekteki başarılarına inandığı için iyimserdir. Bu, ihtiyatsız olmak anlamına gelmez. Geleceğin belirsizliğinin yarattığı riskler biz iyimserleri daha da ihtiyatlı olmaya iter. Çünkü geçmiş girişimlerimiz sırasında muhtemelen düşmüşüzdür ama kalkmayı becerip iyimserliği yine de muhafaza etmişizdir.
Bugünkü başlığımıza baktığımızda, iyimser olmamızı besleyecek asgari şartların yakın ufukta olmadığını görüyoruz. Bu yazıyı buraya kadar okuyanların zihninde “Malumun ilanı” gibi bir içerik görüntüsü ortaya çıktıysa yanıldığınızı söyleyebilirim. Ben Türk şarapçılığının ufkunun çok aydınlık olduğuna gönülden ve rasyonel sebeplerle inanıyorum. Bu yazıyı, bu düşüncelerimi gerekçeleriyle anlatmak için kaleme aldım.

Önce Bugünkü Durumumuz ve Nedenleri
When the Republic of Turkey was founded following the fall of the Ottoman Empire, this land was already a country of vineyards. During the Ottoman era, winemaking was largely left to the Christian population, which meant viticultural knowledge was passed down through generations within that community.
The forced migrations of the early 20th century—the Armenian deportations and the population exchange with Greece—disrupted this legacy. The Balkan immigrants who settled in Anatolia had little connection to viticulture. So, in response, the young Republic sought foreign expertise to revive the industry.
But winemaking wasn’t the core objective. What the state prioritized was economic development through productive vineyards—so that farmers could earn more and live better lives. Since wine is the highest-value product of the grapevine, the government tasked TEKEL (the state monopoly) with building wine factories. In essence, this was a social investment project, designed with economic uplift in mind.
Thanks to this initiative, pilot projects were launched across the country and TEKEL established wineries of various sizes in different regions. In the aftermath of WWII, just as Europe was rebuilding its wine industry, Turkey stood out as a promising candidate for global winemaking. In fact, the 1949 annual meeting of the OIV (International Organisation of Vine and Wine) was held in Istanbul, attended at the ministerial level. Ambitious goals were set for the years to come.
But the political winds shifted with the change in government in 1950. Winemaking quickly fell down the list of national priorities. The viticultural and winemaking momentum sparked by the state gradually lost steam—and without macro-level policy support, the industry would spend the next 40 years waiting for its second chance.
Bugün şarabın aydınlık bir geleceği olduğunu söyleyebiliyorsak, bunu 1980’li yıllardan sonra şarapçılığa gönül veren girişimcilere ve bu toprağın unutulmaya yüz tutan üzümlerini geri getirmeye gönül veren gönüllülere borçluyuz.
To all of them, we owe our deepest gratitude.
Dünya Şarapçılığının Bugünü ve Gelecek Beklentileri
İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünya ekonomisinde yaşanan büyüme şarap sektörünü de olumlu etkiledi. Neredeyse 75 yıl boyunca aralıksız büyüyen şarap sektörünün büyüme hızı sonunda yavaşlamaya başladı ve 2023 yılında düşüşe geçti.
Back in 1950, per capita wine consumption was double what it is today. All signs suggest this downward trend may continue until we reach just one-third of those historic levels.
Dünya ticaretinde şarabın ihraç ve ithal ürün olarak önemli bir yeri var. Donald Trump’ın başkanlığı sonrasında yürürlüğe giren gümrük tarifesi değişikliklerinin Amerika’ya ihracatın büyük paya sahip olduğu İtalya, Fransa ve İspanya şarap üreticileri üzerinde nasıl etki yaratacağını önümüzdeki dönem gösterecek.
Turkey, however, is still too small to register on global wine charts—in terms of production, consumption, or export. So if there’s light on the horizon for Turkish wine, we’ll have to look for it somewhere else.
Şarap Üretim, Dağıtım ve Satışındaki Manzara
Bütün dünyada şarabı üretenlerle şarabı satanlar arasında önemli bir fark görürüz. Şarabı üretenler genellikle yaptıkları işe âşıktır. Aşkın gözünün kör olduğu gibi, aslında üreticiler de piyasa denen görünmeyen elin varlığını başlangıçta önemsememe eğilimindedirler. Çünkü yaptıkları ürünle kurdukları öyle derin bir bağ vardır ki üreticilerin gözünde bu şarapların anlayanlar tarafından sevilmemesi mümkün değildir. “Biz en iyisini yaptık, nasılsa onlar da bunu fark edecektir” gibi özetlenecek naif bir beklenti, içten içe canlılığını korur.
Ama şarabın son tüketiciyle buluşuncaya kadarki sürecine baktığımızda, ürünlerle ilgili verilecek mesajlar o kadar birbirinin aynısı olur ki tüketicinin bu okyanusun içinden kendisini memnun edecek şarabı seçmesi bir yana, bu şarabın varlığından haberdar olması bile kolay değildir.
Let’s take the U.S. as an example. There are roughly 11,300 wine producers in the country—but just 14 distributors control 71% of the market. Their combined portfolios include no more than 400–500 wineries. That leaves about 10,800 producers fighting for a 29% share. How can their voices ever be heard?
In Turkey, larger producers often rely on their own distribution networks. Some integrate small-scale local delivery into their models, while others work with wholesalers. Chain supermarkets also play a significant role in reaching end consumers.
Meanwhile, small and mid-sized wineries often rely on regional distributors, or sell directly to restaurants and local shops. An increasing number have invested in vineyard hotels—an effort to boost their share of direct-to-consumer sales.
As wine routes continue to expand, this form of direct engagement is likely to grow even stronger.
Türk Üreticilerin Pazarlamayla Sınavları
Hem ölçeklerinin yeterince büyük olmaması ve bütçe ayrılamaması hem de giderek ağırlaşan tanıtım kısıtlamaları nedeniyle üreticilerin şarap pazarlama faaliyetlerinin çok sınırlı olduğunu görüyoruz. Aktif pazarlama departmanı kullanan birkaç büyük üretici dışında, şarap üreticilerinin pazarlama ve satışı bir arada yürütmeye çalışan küçük ekipleri ve bu faaliyetlere doğrudan destek vermeye çalışan aile bireylerinin yer aldığını gözlüyoruz. Bütün bunlar gelecek kaygılarını daha da artırıyor.
Türk şarapçılığının geleceğini gölgeleyen bu makro prangaları, yasal ve ekonomik kısıtlamaları ele aldığımız ilk bölümün ardından, Anadolu’nun saklı yerel üzüm mirasını, butik üreticilerin dirayetini ve tüm zorluklara rağmen ufukta beliren o umut dolu çözüm yollarını okumak için manifestomuzun ikinci bölümü olan Türk Şarapçılığının Geleceği: Ufukta Işık Var mı? – 2 yazımızla yolculuğa devam edebilirsiniz.
Sektörün maruz kaldığı bu genişletilmiş kısıtlamaların ülkenin hak ettiği küresel turizm gelirlerinde ve katma değer yaratma potansiyelinde yol açtığı sarsıcı kayıpları tüm verileriyle incelemek için Genişletilmiş Alkol Yasakları ve Türkiye’nin Kaçırdığı Katma Değer ve Türkiye’de Alkol Düzenlemeleri ve Sektörün Geleceği analizlerimize göz atabilirsiniz.