Şubat 2025’te Christchurch, Yeni Zelanda’daki Pinot Noir 2025 Konferansı

Ş u b a t 2 0 2 5 t e C h r i s t c h u r c h , Y e n i Z e l a n d a d a k i P i n o t N o i r 2 0 2 5 K o n f e r a n s ı

Facebook
Twitter
LinkedIn

2025 Şubat’ında Yeni Zelanda, Christchurch’te düzenlenen Pinot Noir 2025 konferansına katılan şarap kritiği Jamie Goodie, kongeransta Felton Road Şaraphanesi’nin kurucusu Nigel Greening’in sektöre yönelik değerlendirmeleri ve kendi duruşlarını ifade ettiği sunumundan çok etkilenmiş.

Doğrusu Nigel Greening pek çoğumuzun düşüncelerini yüksek sesle dile getirmiş. Yazarın Jamie Goodie’ye verdiği izinle biz de sizinle paylaşıyoruz.

Nigel Greening’in Konuşması

Garip zamanlarda yaşıyoruz… Bu oldukça sarsıcı… Bildiğimiz dünyanın büyük bir kısmı değişiyor ve bu tür zamanlarda insanın aklına hep geçmişe dönüp bakmak geliyor… Daha iyi zamanlara… En azından hafızamızda öyle kalmış olan zamanlara. Bugün konuşmak istediğim şey tam da bu: Kendimizi sürüklenmiş bulduğumuz sularda nasıl yol alacağımız… Omuzumuzun üzerinden geriye bakma dürtüsüne nasıl karşı koyacağımız ve daha iyi bir geleceğe nasıl bakabileceğimiz…

Şarap dünyasının ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğuna şüphe yok. Geçenlerde önde gelen bir port şarabı üreticisiyle konuştum. Adam neredeyse panik halindeydi (ve haksız da sayılmazdı; ben port yapsaydım ben de panik olurdum!). Alkol karşıtı lobinin onu işinden edeceğine emindi. Sanırım, kimsenin artık içmek istemediği bir ürün ürettiğini kabullenmektense, böyle bir bahaneye sığınmak daha kolay geliyor. Ama şurası kesin ki, sağlık lobisi özellikle genç profesyoneller arasında şarap satışlarını düşürüyor. Çünkü onlar ya tamamen alkolsüz kalmayı tercih ediyor ya da alkol içeceklerse genellikle kokteyllere yöneliyorlar.

Sonra Bordeaux satışlarının fiilen çöküşü var; dünyanın en büyük kaliteli şarap sistemi şimdilik piyasadan silinmiş durumda ve geri dönüş yolu da belli değil. Büyük şatolar artık şaraplarını kendi belirledikleri fiyatlardan satamıyor, daha küçük olanlar ise hiçbir fiyatla satamıyor. Burgundy de kendi uyanışını yaşadı: En primeur 2023, devasa miktarda ama kalitesi tutarsız bir rekolte, abartılı fiyatlar ve artık olağan hale gelmiş hayal kırıklığı içindeki bir müşteri tabanı. Bütün “fine wine” (kaliteli şarap) kavramı eskimiş ve lekelenmiş gibi duruyor: Şişirilmiş fiyatlarla, büyük ölçüde yaşlı beyaz erkekler ve Asyalı erkekler tarafından yaratılmış bir snobluk parçası. (Bunu söyleyen de yaşlı bir beyaz erkek olarak ben oluyorum!)

Buna ek olarak; iklim değişikliğinin yarattığı hava düzensizlikleri, büyük sosyal istikrarsızlık, süregelen ve kötüleşen çatışmaların ve siyasi anarşinin ihtimali… Baktığında önümüzde zorlu bir tablo var.

Bu eski ve demode enkazı çöpe atma cesaretini göstermemiz gerekiyor. Ayrıca şarabın cazibesini genişletmek için onu gizemden arındırmamız gerektiğini de biliyoruz. Peki bunu nasıl yapabiliriz? İşte bir örnek:

Kaliteli şarabı çevreleyen snobluk, şarapların “olgunlaşmadan önce” içilmeye uygun olmadıkları inancını da kapsar. Yani iyi şarap, ancak 20 yıl bir mahzende bekletilirse “kendine gelir.” Neden? Tarihsel olarak şarap yapımı, üründeki sertliklerin çözülmesi için uzun zamana ihtiyaç duyuyordu ve bu yüzden eski şarap tadını kutsallaştırmaya başladık. Elbette, eski şarapların keyfini çıkarmamızda hiçbir sorun yok, ama bu bir gereklilik olmamalı. İnsanların iyi şarap içebilmek için mutlaka bir mahzene sahip olmaları gerekmez. Ve bir şarabı piyasaya çıktığı anda nefis içilecek şekilde üretmek, o şarabı küçültmez; aksine değerini artırır.

Öyleyse… Minerallik, dokusal yapı, damakta kalıcılık üzerine ahkâm kesmek yerine, “lezzetliliği” konuşmanın ne sakıncası var? “Bir on yıl bekleyin” demek yerine, “Bu şarap bu gece muhteşem olacak!” demek neden yanlış olsun ki? “Fine Wine” enkazına sarılmayı bırakmamız ve gelecekteki müşterilerimizin kendilerini yakın hissedecekleri bir dil kullanmamız gerekiyor. Bu, şarap dünyasını basitleştirmek anlamına gelmiyor; aksine, ukalalığı bırakmak demek.

Ve en önemlisi… Bence dışlayıcı olmaktan vazgeçmeli, kapsayıcı olmalıyız. Şarabın tarihinde kapsayıcılık ve dostluk vardır; bir araya geliriz, konuşuruz, fikir paylaşırız, güleriz, dertleşiriz — hepsini birlikte bir kadeh şarap eşliğinde, ekmeği paylaşarak yaparız. Şarap, sosyal medyanın sahte birliktelik illüzyonuna karşı harika bir panzehirdir. Gençler şarap içmekten mi uzaklaşıyor, yoksa fiziksel olarak bir arada olmayı ve birbirlerinin keyfini çıkarmayı mı unutuyorlar? İnsanları bir araya getirmekte ilerleme kaydedemeyiz, eğer sürekli dışlayıcılığı savunursak!

Bu piyasada dayanıklılığı (resilience) ne yaratır? Bence, eski moda snobluk ve dışlayıcılığa sarılmak yerine, daha geniş sosyal değerlere yönelmek önemli. Sosyal olarak bilinçli, başarılı, talep gören, çevresel açıdan sorumlu, iyi fiyatlı, dost canlısı… Sayılabilecek değerler listesi oldukça uzun ve birden fazlasını taşıyabilmek kesinlikle dayanıklılığı artırır. Felton Road’un bu kadar çok sertifika toplamasının bir sebebi de bu sanırım; çünkü günümüzde tüketiciler, genel laflara gitgide daha kuşkuyla bakıyor. Dolayısıyla bu sertifikalar, “Bu söylediklerimizi gerçekten kastediyoruz” demenin bir yolu.

Peki Felton Road’un yeri nerede? Kendimizi “fine wine” geleneğinin bir parçası olarak görülmesinden rahatsızlık duyuyoruz. Çünkü bu gelenek, sıkıcı, snob ve ukala. Dışlayıcılığı yaratmaya çalışıyor ve ben bundan bıktım. Artık Burgundy’nin bir yedeği olmak istemiyoruz; deli fiyatlar, sık sık güvenilmez kalite ve gitgide modası geçmiş terroir fikirlerine tutunmak… Bunlar bizi yansıtmıyor. “Doğal” şarap camiasına da tam anlamıyla ait değiliz, oysa şaraplarımız herkesinki kadar doğal yapılıyor. Organik mi? Biyodinamik mi? IWCA mı? B Corp mu? Bunlar, pazarda kullanmak için birer bayraktan çok, başımıza taktığımız şapkalar gibi. Peki biz kime aitiz?

Bu noktada Pascaline Lepeltier ve onun harika kitabı A Thousand Vines geliyor aklıma. Lepeltier, bu terimi bir kategori oluşturmak için kullanmasa da, sık sık “Living Wine” (Canlı Şarap) ifadesine atıfta bulunuyor. Onun kastettiği, zanaatkârların ürettiği, dürüst, karakterli, ilginç şaraplar. Ama Living Wine teriminin isminde çok daha ilginç fikirler gizli: Hayatı önemseyen bir şekilde yetiştirilen şarap… sadece asmanın değil, bütün canlı ekosistemin yaşamını önemseyen bir üretim biçimi. Başka bir deyişle: Dışlayıcı değil, kapsayıcı tarım. Şarabın, süreçleri yerel mikroorganizmaların eline bırakarak yapıldığı ve şarap yapımcısının egosuyla, laboratuvar ürünleriyle veya teknolojiyle kontrol edilmeye çalışılmadığı bir üretim tarzı. Yine aynı şekilde, şaraphanenin biyomuna kapsayıcı bir felsefe olarak yaklaşmak. Şarabı üreten insanların, yalnızca hayatta kalmaktan öte, gerçekten yaşaması gerektiğini, yani iyi kazanan, sağlıklı ve desteklenen insanlar olmaları gerektiğini anlaması… Tıpkı bağların ve şarabın da o destek ve sağlığa ihtiyaç duyması gibi. Bu, estetik kadar etik değerlere de önem veren bir şarap üreticisi gerektirir. Bu fikir; sosyal, etik, iklim, çevre, düşük etkili, hassas üretim anlayışını kapsıyor ve ortaya hem hayranlık uyandıran hem de ilham verici bir şey çıkarıyor. Dışlayıcı şarap değil, kapsayıcı şarap. İşin özü bu: Dışlayıcı olmayı bırakmak, kapsayıcı olmayı benimsemek.

Çoğu grup, üyelik için belli gereklilikler koyar: sertifikalar, puanlar, fiyatlar, ukalalık… Bunların hepsi birer çit, oysa bizim ihtiyacımız olan kapılar. Kapsayıcı bir yaklaşım. Belki ortak bir değerler bildirgesine ihtiyacımız var, ama katı kurallara değil. Ve bu bildirge sabit ve dogmatik olmamalı; esnek ve dinamik olmalı. Burada rejeneratif bağcılık için büyük bir fırsat var. Rejeneratif bağcılığın avantajı, karbon ve dolayısıyla iklim değişikliği konusuna odaklanması. Bu, hem sektörümüz için hem de müşterilerimizin refahı için en önemli tehdit. Ama bu, organik veya biyodinamikteki “ya bizim yolumuz, ya hiç” anlayışına benzemiyor.

Biyodinamik ve organik üretim, iklim değişikliği konusunda neredeyse hiç konuşmuyor ya da söyledikleri pek inandırıcı değil. Daha kötüsü, bazı insanların “Biz biyodinamiğiz, o yüzden iklim değişikliği için başka bir şey yapmamıza gerek yok” gibi şeyler söylediğini görüyorum. Organik üretim ise hem malzeme hem de teknikler açısından yasakçı bir yaklaşım sergiliyor. Yasaklar, malzemenin uygun olup olmamasıyla değil, kimyasalların şeytanlaştırılması gibi dogmatik bir anlayışla belirleniyor. Organik üretimin tüketiciler açısından bir değeri var; çünkü tüketiciler ve medya, çevreye ve ürün sağlığına saygı gösterildiğine dair kolay bir işaret olarak görüyor. Ama bu, hem şarap hem de çevre açısından yararlı olabilecek pek çok şeyi de yasaklıyor.

Biz organik üretime devam ediyoruz. Çünkü tüm kimyasalları kötü bulduğumuzdan değil, tüketiciye net bir mesaj verebilecek başka bir alternatif olmadığı için. Biyodinamik de aynı, sadece üzerine biraz tuhaflık eklenmiş hali. Artı yanı, canlı ekosistem dinamiklerine odaklanmayı vurgulaması. Kötü yanı, bazen sahte bilime ve ilgisiz şeylere kayabilmesi. Biyodinamik üretime devam ediyoruz çünkü çoğu kısmının etkili olduğu açık. Sertifikasyon sistemi, bizim çelişki yaşadığımız uygulamaları yapmak zorunda kalmadan, yararlı bulduğumuz fikirleri benimsememize imkân veriyor. Ayrıca bağda ve şaraphanede çalışan pek çok insan için, bu fikirlerin önemli bir bağ oluşturduğunu da biliyoruz. “Kült” demek fazla iddialı olur, ama birçok insanın motive ve desteklenmiş hissettiği bir grup yapısı bu. Bu yüzden her iki grupta da kalacağız, ama bunları bizi tanımlayan kimlikler olarak kullanmayacağız.

Organik ve biyodinamik üretim, kapsayıcı değil dışlayıcıdır; içeri alınmak için belli kurallara uymanız gerekir. Oysa rejeneratif bağcılık dışlayıcı gereklilikler listesi değil, esnekliği benimseyen kapsayıcı bir fikirdir.

Sonuç olarak: Ben dışlayıcı şarapları geride bırakmaya razıyım. Şarap kelimesini tanımlarken “dışlayıcı” kelimesinin kullanılması tam bir çelişki olmalı. Şarap, kapsayıcılık demektir. Paylaşmak, dostluk, bir araya gelmek; insanları dışlamak değil. Harika bir şarap, yalnızca ihtişamı, nadirliği veya fiyatı nedeniyle konuşulacak bir şey değildir. Harika bir şarap, benzersiz karakteri ve muhteşem tadıyla sohbetin konusu olur. Dolayısıyla benim bu fırtınayı atlatma planım şu: Sosyal olarak birleştirici olmak, şarabı gizemden arındırmak, dışlayıcı değil kapsayıcı olmak ve iletişimimizin merkezine yaşamı yerleştirmek.

Picture of Katerina Monroe
Katerina Monroe

@katerinam •  More Posts by Katerina

Congratulations on the award, it's well deserved! You guys definitely know what you're doing. Looking forward to my next visit to the winery!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir