Yolunuz bir bağa düştüğünde yeşil yaprakları arasından farklı renklerdeki üzümlerle bezenmiş salkımlara dokunduğunuzda, tabiatın hediyesi bu bitki örtüsünün binlerce yıldır aynen süregittiğini düşünürüz. Pek çok bitki türü için bu doğrudur da. Ama asmanın kaderinde ağır bir değişim vardır. Üstelik bu değişimin geçmişi daha 200 yıl bile olmamıştır.
Anlayacağınız üzere, Anadolu topraklarında gezinirken okşadığınız asmaların Bizans, Urartu, Hitit ve öncesindeki uygarlıklarla olan bağı radikal bir kesintiye uğramış ve bugünkü bağlarımızın sürdürülmesi için hibrit bir çözüm geliştirilmiştir. Bu yalnız bizim coğrafyamızda değil, dünyanın bütün şarap kuşağı ülkelerinde de karşımıza çıkar. Bağlardaki asmaların %99’unun kökü bir canlıya, gövdesiyse bir başka canlıya aittir.
Gelin, bu süreci tarihte bir tur atarak birlikte izleyelim.

Yarı İnsan, Yarı At: Kimerik Asmalar
Amerika kıtasının keşfi muazzam bir değişimi beraberinde getirdi. Hem bu kıtanın kendi doğal zenginlikleri hem de devasa bir kıtanın imara açılmasının yarattığı hareketlilik yüzyıllar boyu devam etti. Ama daha önce izole bir yapıda olan ve kendi ekosisteminin kurallarıyla yaşam dengesi kurmuş olan kıtada yaşayanlar, Avrupalı göçmenlerin getirdikleri mikroplara yenik düşüp kitleler halinde yok oldu.
Elbette Amerika’nın bitki örtüsünde de benzer bir denge vardı. Birlikte yaşayarak bağışıklık kazanmış olan yerel asmalar, zararlılardan etkilenmiyor ve varlıklarını sürdürebiliyorlardı. Bağcılıkla ilgili kırılma bu noktada yaşandı. Amerika kıtasında yetişen asma cinsleri için tehlike yaratmayan asma biti “filoksera”, Avrasya kıtasının bilimsel adı Vitis vinifera olan asma ailesi için adeta Azrail görevini üstlendi.
1800’lerin ikinci yarısında Avrupa’nın o güzelim bağları, bağcıların ve şarapçıların şaşkın ve çaresiz bakışlarıyla gözlerinin önünde yok olup gitti. Uzun bir süre çaresizlik içinde kilitlenip kalan bağcılık dünyası çözümü teknik bir melezlemede buldu: Avrupa’nın hassas ama asil asma gövdeleri, bu bite dayanıklı olan Amerikan asma anaçlarının üzerine aşılandı.
Yani bugün içmekte olduğumuz şarapları üreten asmalar, aslında birer botanik mucizesi olmalarının yanında, tıpkı Yunan mitolojisindeki Centaurlar (yarı insan, yarı at) veya Satyrler gibi melez, yani kimerik varlıklar. Kökleri Amerikan, gövdesi ve meyvesi Avrupalı…

Peki Ya Kendi Kökleri Üzerinde Direnen “Canlı Fosiller”?
Şimdi geldik hikâyenin en büyüleyici kısmına. Filoksera felaketinden bir şekilde kaçmayı başarmış, aşısız, yani kendi orijinal kökleri ve gövdeleri üzerinde yükselen çok az sayıda şanslı bölge var dünyada. Şarap dünyası bu nadir asmalara “Franc de Pied” diyor.
Peki bu asmalar nasıl hayatta kaldı? Cevap: Toprağın karakterinde gizli. Filoksera bitinin yaşayamadığı, kanallar açamadığı volkanik tüflü ya da yoğun kumlu topraklar sayesinde… Tıpkı Ege’nin ortasındaki Santorini Adası gibi, tıpkı yanı başımızdaki Kapadokya’nın o kadim volkanik toprakları gibi… Ya da daha güneye indiğimizde Şırnak bölgesinde görebileceğimiz, insan elinin endüstriyel olarak değmediği o geleneksel “goble” asmalar gibi…
Bu asmalar, Hititler döneminde bu topraklarda nasıl üzüm veriyorsa, bugün de tamamen aynı genetik saflıkla ve aynı kök yapısıyla varlıklarını sürdürüyorlar. Onlarla buluştuğunuzda sadece şarap içmiyorsunuz; binlerce yıllık kesintisiz bir tarihi yudumluyorsunuz.

🍷 Deneyimlerinize Farklı Boyutlar Katın:
WAYANA’nın kendisine yüklediği misyon, Anadolu’nun bu eşsiz ve aşısız bağ mirasını korumak, kadehlere taşımak ve sizlerle buluşturmak. Şimdi size soralım:
- Tarihin Genetik Mirası: Sizce bir şarabın kendi orijinal kökleri üzerinde (Franc de Pied) yetişmesi, onun kadehteki karakterini ve hikâyesini nasıl etkiler? Saflığı mı, yoksa felakete karşı gösterdiği direnç mi öne çıkar?
- Kapadokya’nın Gizemli Bağları: Yolunuz Kapadokya’ya düştüğünde, balonların, yeraltı kentlerinin, peri bacalarının yanı sıra asırlık aşısız asmaların gövdelerine bu gözle bakmak ve şaraplarını yudumlamak Kapadokya deneyiminize farklı bir boyut katmaz mı?
Şarapları yalnızca teknik özellikleriyle değerlendirmek haksızlık olur. Yüzyıllara meydan okuyan, özgün kimliğini koruma şansına sahip bu şaraplar bizi toprağımıza, tarihimize bağlar. Şarap yudumlarınızı yalnız şarap tadımından ibaret gibi görmeyin. O yudumların tarih ve coğrafyayla bütünleşince uğradığı değişimi dostlarınızla paylaşın.
Hepsini ve daha fazlasını konuştuğumuz yeni videomuzu aşağıdan izleyebilirsiniz:
Küçük Bir WAYANA Daveti:
Videoyu izledikten sonra, blogda okuduğunuz o “canlı fosillerin” hikâyesini damağınızda hissetmek isterseniz, WAYANA’ya bekliyoruz. Gelin, kavımızda yer alan, Kapadokya ve Şırnak gibi bölgelerin Franc de Pied (aşısız) asmalarından üretilen özel şarapları keşfedin, kadehlerinizi gerçek tarihe kaldırın.