Son yıllarda kaleme alıp paylaştığımız yazıların birçoğunda büyük bir coşku var. Bu coşku neredeyse kaybedilmiş olan bir üzüm çeşidinin gözü pek bir üzüm avcısı tarafından bulunup önce koruma altına alınması, sonra da çoğaltılarak yavaş yavaş adedi çoğalan sayılarda üretilip bizlerle buluşmasından duyduğumuz memnuniyetten kaynaklanıyor. Bu mücadeleyi verip üzümleri hayata döndürenlerin nasıl mutlu olduklarını, yeni üzümlerden yaptıkları şaraplardan duydukları heyecanı ve onu şarap severlerle buluşturdukları zamanki sevinçlerini görüp paylaştığımız için çok iyi biliyoruz. Doğrusu biz de benzer duyguları derinden hissettiğimiz için bu süreci başarı olarak tarif etmekte hiçbir sakınca görmüyoruz.
Ama hikâyenin bir de başka tarafı var. Acaba biz bu başarı tarifimizi yaparken bir yanılgının içine mi düşüyoruz? Zaten var olanın korunarak devam etmesini sağlayacak sade, kolay ve mütevazı çalışmalar, yeterince önemli bir başarı kabul edilmiyor mu?

Güney Marmara’nın Büyük Şehri Bursa
Bursa, TÜİK raporlarına baktığımız zaman, Türkiye’nin beşinci büyük ekonomisine sahip olan ilimiz. Önemli bir yerleşim merkezi kabul edilmesinin neredeyse 2300 yıllık bir geçmişi var. Osmanlı kontrolü altına girişinin üzerinden de tam 700 yıl geçmiş.
Bursa neredeyse iki bin yıldır şarap üretilen bir bölge olmuş. İznik’ten başlayıp Mudanya’nın batısına kadar uzanan, ortasında Antik Dönemde Olympos Mysios adıyla tanınan Uludağ’ı barındıran kent, XIX. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa’nın filoksera kıyımı esnasında, milyonlarca litre şarap ihracatı yapma fırsatı elde etmiş.
Bursa’nın yıldızı parlayan ilçelerinden birisi Nilüfer. Nilüfer’e bağlı Misi Köyü artık Gümüştepe Mahallesi olarak adlandırılıyor. Bölgenin arkeolojik geçmişine baktığımızda, artık bir tanesi dışında harabeleri dahi kalmamış olan manastırların yer aldığını, yüzyıllar boyunca bağcılığın bölgedeki yaşamın hep bir parçası olduğunu görüyoruz.
Bağcılık, önemini Cumhuriyet döneminde de koruyor. TEKEL, bölgedeki alımları düzenlemek için bir kooperatif kurulmasına öncülük ediyor. 1990’lı yıllara gelinceye kadar bölgede üretim yapan şaraphaneler olduğunu, Bursalı şarap severlerin Misi şaraplarını tükettiğini biliyoruz. Misi Köyü, Misket üzümüyle tanınıyor. Şarabı gibi pekmezi hakkında da çok konuşulduğunu kayıtlar bize söylüyor.
Misi Köyü Gezisi
Bu ön bilgilerle donanarak Bursa’nın merkezine on beş dakika uzaktaki Misi Köyü’ne hareket ettik. Nilüfer Belediyesi’nin koruma içgüdüsüyle müzeye dönüştürdüğü Misi Evleri ve köyün merkezinde varlığını hâlâ koruyan benzer evlere bakınca, aslında orijinal halinin nasıl olduğunu tahmin etmekte güçlük çekmedik. Köyün içinden akan Nilüfer Çayı’nı köprüyle geçtikten sonra kendimizi köyün merkezinde bulduk.
Misi Köyü, daha önce aynı yoldan geçmiş birçok yerleşim merkezi gibi, bağlarının hepsini imara kurban vermiş ve giderek eser miktarda toprak görebileceğiniz “kente dönüşüm” sürecinin artık sonlarına yaklaşmış bir yer. Ruhsatlı şarap üreticisinin olmadığını zaten bildiğimiz Misi Köyü’nde aslında bulmayı umduğumuz, henüz canlılığını koruyan küçük bağlardı. Bunların olmadığını anlayınca bahçelerde tek tük kalmış olan ve Misi Köyüyle özdeşleşmiş Misket asmalarının peşine düşmek istedik. Heyhat, ondan da sonuç almak mümkün olmadı.
Anlayacağınız 1990’lı yıllarda küçük miktarlarda da olsa şarap üretimi yapılan Misi Köyü’nde otuz yıl içinde bağcılık adına hiçbir şey kalmamış, yörenin yüzlerce yıl boyunca dillere destan olan Misket üzümleri yer yarılıp içine girmiş.
Başarı Önce Kaybedip Sonra Yeniden Hayata Döndürmek mi Olmalı?
“Üzüm Avcısı” olarak isimlendirdiğimiz gönüllülerimiz var. Anadolu ve Trakya toprağında yaşamını sürdüren, kimisi tek bir omcayla da olsa soyunu sonuna kadar ayakta tutmaya adamış asmaların peşinde koşmayı, kendi görevleri olarak gören dostlarımız bunlar. Onların emekleri ve kaynakları, bizim bugün onlarca üzümle buluşmamızı, şaraplarını tatmamızı sağladı. Onların bu gayretlerine, karınca kararınca, bizim de şarap severlerle buluşturmak gibi katkımız olması, bizim için de bir gurur kaynağı.
İyi de, burnumuzun dibindeki Misi Köyü’nün simgesel üzümü olan Misketi birkaç dönümlük deneme bağında devam ettirmeyi önemseyecek bir insanımız yok mudur Bursa havalisinde? Şaraba değer vermeyi yalnız şarap içmekle sınırlarsak, o zaman şarap kültürünü içselleştirmekten uzak birer şarap tüketicisi olmaya razı oluruz. Kültürü yaşatmak, önce kaynaklarımızı korumakla başlamaz mı?
Bizim, kendimizde var olan güçlere giderek yabancılaştığımızı, dolayısıyla bu güçlerin olmadığını var sayarak çözümleri bizim dışımızdaki kurum ya da kişilerden beklemek gibi bir yere sıkıştığımızı fark ediyor musunuz? Misi Köyü’nde açıldığı için gurur duyduğumuz Edebiyat Müzesi’ni, Fotoğraf Müzesi’ni hayata geçirecek kaynakları yaratabilen Nilüfer Belediyesi’nin, eğer bağ ve şarap kültürüne değer veren Bursalı dostlarımızın böyle bir talebi ve girişimi olursa, Misket üzümü yetiştirecek bir koruma bağı kurulması talebine kayıtsız kalacağını düşünmek bile istemiyoruz. Ama önce Misi Köyü’nün Misket üzümünü bilen, onu yetiştiren asmaya değer veren ve onu yetiştirmekten başka çareleri olmadığının bilincinde olan şarap severlere ihtiyacımız var.
Bursalı Şarap Sever Dostlarımıza Çağrımızdır
Türkiye’nin bu zor döneminde küçük farklılıklar yaratmak için bir sivil inisiyatif başlatın. Bursa’nın bugün Misi Köyü’yle, yarın Trilye’siyle üzümlerinin hayat bulduğu bağların koruma bağları olarak tesis edilmesi konusunda belediyeler nezdinde girişimlerde bulunun. Bu bağlarda yetiştirilecek üzümlerin hem şarap hem pekmez olarak işlenmesi, satışlarından elde edilecek gelirin bir döner sermayeyle bağların geliştirilmesi için kullanılmasını talep edin.
Sizlerin girişimiyle hayat bulacak Bursa şaraplarını biz de bütün dünyanın şarap severlerine duyurmak için kollarımızı sıvayalım. Bugün şarap dünyasında adı bile geçmeyen Bursa’nın, iki bin yıl boyunca yaptığı gibi yapalım, İznik’te, Mudanya’da, Trilye’de, Misi Köyünde üretilen ve kendinden söz ettiren Bursa şaraplarının tohumunu atalım.
Bu girişime sembolik bir adım atmak için biz Nilüfer Belediyesi’ne resmî bir başvuru yaptık. Böyle bir girişimin kültürel ve ekonomik kazanımlarının neler olabileceğini dile getirdik.
Siz de vatandaş olarak Nilüfer Belediyesi’ne başvurun. Bu başvuruyla harekete geçirebileceğiniz kazanımın torunlarımız için ne kadar değerli olacağını lütfen unutmayın.
Var mısınız?