22 Nisan 2026 tarihinde Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsü’nün düzenlediği bir paneli izleme fırsatı bulduk. Enstitü hakkında daha önce de kaleme aldığımız bir yazı olmuştu. Ülkemiz açısından çok önemli bir işin sorumluluğunu taşıyor Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsü. Çünkü ülkemizin asma varlığının bütün envanteri onlarda ve koleksiyon bağlarında bu envanterin tamamı koruma altına alınmış durumda. Bunu sayısal bir değer olarak ifade etmek gerekirse tam 1.459 çeşit asma ve meyvesi olan üzüm bu enstitüde yetiştiriliyor ve üzerlerinde araştırmalar yapılıyor.
Panel haberini alınca programımızı revize edip 22 Nisan’ı Tekirdağ’a ayırdık. Günün ek kazanımlarından birisi yoldaki Tekirdağ köftesi durağı oldu. Bunun için paneli düzenleyenlere ayrıca teşekkür borçluyuz doğrusu.
Panel Oturumunda Kimler Vardı?
Önce moderatörümüzden başlamamız lâzım. Camianın en kıdemli üyelerinden Prof. Dr. Elman Bahar neredeyse bütün salonu ismen selamlayarak sıcak bir giriş yaptı. Elman Hoca’nın kırk yıla yaklaşan bir kariyeri olduğunu hatırlatmamızda yarar var. Bu süre Türkiye’de şarap sektörünün kafasını kaldırmaya başladığı dönemin tümü anlamını taşıyor. Elman Hoca ve yetiştirdiği öğrenciler şarabın Türkiye’de varabileceği yerin yapı taşlarını oluşturuyor. Çünkü iyi şaraba giden yol elbette bilimden geçiyor.
Panelde sunumlarını dinlediğimiz uzmanlar Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsü’nde kadrolu olarak çalışan çok deneyimli arkadaşlarımız. Panelistler ve sunumlarıyla ilgili kısa notları şöyle özetledik.
Saadet Sıcakyüz, artık varlığını inkâr etmenin faydası kalmayan bir konuda bizi güncelledi: İklim Krizi. Konuşmanın içinde iklimdeki değişmenin yarattığı etkileri konuşurken kuraklık türleri, bunların çevre ve bitkiler üzerinde etkileri, genel olarak dünyada, özel olarak kendi coğrafyamızda bugünkü ve gelecekteki etkileri başlıkları yer aldı. Enstitünün tuttuğu meteorolojik kayıtların analizleri son yirmi yılla ilgili değişimleri sayısal olarak görmemizi sağladı. Bu tablo zaten 11000 yıldır bu topraklarda yetişen üzümlerin iklim direnci açısından sahip olduğu özelliklere başka bir gözle bakmamız gerektiğini de hatırlatıyor. Özetle Saadet Hanım’ın çizdiği tablo bizi yordu. Ama gerçeklerden kaçamayacağımızı tekrar hatırladık.
İkinci konuşmacımız Tezcan Alço idi. Alço, enstitünün en kıdemli uzmanlarından birisi ve ömrü bağların içinde geçen çok önemli bir değer. Alço bizi, yıllar boyu sürdürülen çalışmalarla ortaya çıkardıkları ve henüz bizim farkında olmadığımız ama şarap dünyası için geleceği olabilecek yerel üzüm çeşitleriyle tanıştırdı. Yaklaşık kırk çeşitlik bu listede yer alan beş üzümün tescil süreçlerinin tamamlanıp fidan yetiştirmek üzere artık yola çıktığını kendisinden dinledik. Elbette beş çeşide sevindik ama sorumuz belli: Diğer 35 çeşit ne zaman hazır olur? Sorunun cevabını elbette tek başına Alço’dan beklemek haksızlık olur. Ama üzerinde oturduğumuz ve uzun yıllardır ihmal ettiğimiz üzümlerin bu süreçlerini hızla tamamlaması, belki bugüne kadar bulduklarımızdan daha da iyi özelliklere sahip örneklerle buluşmamızı sağlayacak. Burada sektör paydaşlarının Tezcan Alço ve ekibine verecekleri destek ve motivasyon önem kazanıyor.
Son olarak şarap mayası konusundaki çalışmalarını dinlediğimiz Çağrı Erseç bizi heyecanlandırdı. Papaskarası üzümü için farklı bağlardan topladıkları üzümlerle yaptıkları çalışmaların sonuçları, yerel maya geliştirilmesi konusunda hepimizi umutlandırdı. Burada bir şeyin altını çimemizde fayda var: Endüstriyel mayaların en büyük tehlikesi, şarapları tek tipleştirerek standart hale getiren yanları. Erseç’in yürüttüğü projenin hayat bulması, şaraplarımızda kendi üzümlerimizin genetiğinin gerçek hikâyemizi şaraplarımıza taşıyabilmemiz anlamına geliyor. Bu vesileyle daha önce bu konuda çok emek harcayan Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Neşe Bilgin’in çok başarılı ama ticarileşemeyen çalışmalarını hatırladık. Dileriz bu defa şarap üreticilerimizin kendi teruarımızın izlerini taşıyan mayalara erişmesini sağlayacak çözüm üretebiliriz.
Trakyalı şarap üreticileri ve bağcılar panele ilgi göstermişlerdi. Büyülübağ’dan Alp Törüner, Chamlija’dan Mustafa Çamlıca, Ellez’den Muaffak Özdil, Nuzun’dan Nazan Başol, Prius’tan Metin Harbialioğlu soru ve açıklamalarıyla panele katkıda bulundular.
Son Söz
Türkiye’nin bağcılık ve şarapçılık konusunda en büyük birikime sahip kurumu Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsü. Enstitü, devletin tahsis ettiği bütçeyle hayatını sürdürüyor. Bizim katıldığımız panelin düzenlendiği bina, geçtiğimiz yıl enstitüye kazandırıldı. Bu binaları yapmanın, teknolojiyi takip edebilmek için zorunlu olan ve yüksek bedelli laboratuvar donanımını sağlamanın ne denli zorlu bir uğraş gerektirdiğini tahmin etmek zor değil.
Bu koşullar altında faaliyetin sürmesini sağlamak konusunda Enstitü Müdürü Mehmet Ali Kiracı’ya teşekkür borçluyuz. Bu çalışmaların hedef odaklı yürütülmesi, kaynakların tedariki ve en önemlisi böyle bir ekibin uyum içinde yönetilebilmesi, ülkemizin sakıncalı olarak gördüğü sektörümüz için çok büyük hizmettir. Bu vesileyle Mehmet Ali Bey’in şahsında Trakya Bağcılık Araştırma Enstitüsü ekibine şükranlarımızı sunuyoruz.