Bir Arkeolojik Kazı Neleri Tetikleyebilir?

B i r A r k e o l o j i k K a z ı N e l e r i T e t i k l e y e b i l i r ?

Facebook
Twitter
LinkedIn

Başlığa bakınca insanın aklında hemen neleri tetikleyebileceğine ilişkin kayıtlar canlanıyor: Schliemann’ın Truva kazılarıyla binlerce yıllık Homeros Destanlarının birden gerçek tarihin bir parçası olması, Mısır Piramitleri’nin ortaya çıkarılması, çok yakın tarihte Göbeklitepe’nin ve ardından adı “Taş Tepeler” olacak bir serinin bizlerle buluşması…

Tabii bunun popüler kültürde de karşılığı var: Indiana Jones serisi bunun en güzel örneği. Karizmatik arkeolog ve akıllara zarar maceraları. Örnekleri çoğaltmak elbette mümkün.

Marsilya’da Ne Oldu?

INRAP, tam açılımıyla Ulusal Önleyici Arkeolojik Araştırmalar Enstitüsü’nün görevi Fransa’nın arkeolojik mirasını yok olmadan kayıt altına almak, kazılarını yürütmek ve bulguları kamuya, müzelere ve araştırmacılara aktarmak. Marsilya’da yürütülen bu çalışmalar esnasında ortaya, zamanında bağ olarak kullanılan alanlar çıkarılır. Bölgede yapılan tarihleme çalışmaları gösterir ki bağlar günümüzden yaklaşık 2600 yıl önce kurulmuş ve kurulduktan sonra da 400 yıl boyunca kullanılmış.

Bizimle Ne İlgisi Var?

Bu tarih, Anadolu’nun batı kıyılarında İyonya kentlerinin ortaya çıkıp uygarlık ışığı olarak parladığı zamanlarla örtüşüyor. İyonya kentlerin sayısının 12 olduğu kabul ediliyor ve her kentin öne çıkan farklı özellikleri var. Bunlar arasında denizciliğiyle öne çıkan bir tanesi var: Phokaia.

Phokaialılar Akdeniz’de çok geniş bir alana ulaşıp gittikleri yerlerde de koloniler kurulmasına ön ayak oluyorlar. Bu gittikleri yerlerden birisi o zamanki adıyla Massalia olarak adlandırılıyor yani bugünkü Marsilya.

Anadolulu atalarımız gittikleri yerlere elbette kendilerinin değer verdikleri eşyaları, ürünleri de götürüyorlar. Phokaialıların götürdükleri arasında Ege kıyıların üzümlerinin yetiştiği asma fidanları var. Bu üzümlerden ilk akla gelen iki tanesi Bornova Misketi ile Foçakarası.

Nitekim bu fidanların bizim topraklarımızdaki varlığı neredeyse yok olmak üzereyken bizim buna gönül veren kâşiflerimiz sayesinde hâlâ bu üzümleri yetiştiriyor ve şaraplarını yapabiliyoruz.

Heyecan Bulaşıcı

Şarap sektörüyle ilgili rutin araştırma ve okumalarımı yaparken dikkatle takip ettiğim wein.plus sitesinde bir haberle karşılaştım. Size yukarıda özetlediğim bilgiyi paylaşıyor ve konuyu takip eden bir Fransız bağcının bölgede Anadolu üzümlerini yeniden yetiştirmek için girişimde bulunduğunu ve bunu daha ileriye götürerek, “Acaba burada böyle bir müze kurabilir miyiz?” diye de arayış içinde olduğunu öğrendim. Elbette bu Fransız bağcının heyecanı, bir Türk’e de bulaşmıştı.

İlk Bağlantı

Bugünün elektronik platformları sayesinde aslında herkese ulaşmanın bir yolu var. Ben de bu yollardan birisini, LinkedIN’i kullanarak Fransız bağcı dostumuza ulaştım. Bizim heyecanını paylaştığımızı, projenin hayata geçmesi için yapabileceğimiz her şeyi yapmaya hazır olduğumuzu bilmesini istedim.

Guillaume, Şubat ayında İstanbul’a gelecek, o gelişinde bir araya gelip bu hayalin peşinde koşmanın yollarını birlikte arayacağız. 2600 yıl önce Ege kıyılarından giden asmalar belki bir gün Fransa’da tekrar hayat bulacak. Belki bizim şarap sözcüğünü kullanırken tedirgin olduğumuz bugünkü koşulların yerini Fransa’daki Anadolu’nun Antik Üzüm ve Şarapları Müzesi’nin haberlerinin paylaşıldığı günler alacak. Bunları zaman gösterecek.

Bu Haberin Yankıları Oldu mu?

INRAP’ın bu çalışması elbette bu konuya ilgi gösteren birçok yerde haber olarak paylaşıldı. Bunlar arasında Yunanlı komşularımızın haberleri çok dikkat çekiciydi. Geçmişe dönük kültürel miras konusunda ülkeler arası çekişmece ne biter ne tükenir. Her zaman olduğu gibi bu mirasa dönük tartışmalar da zaman zaman alevlenir, sonra yatışır.

Ama dikkat çekici bir yanı var bu işin: Nedense bizim ülkemizdeki yayın organlarından hiçbirinde bu konuda bir hareket olmadı. Komşumuz Yunanistan, bu üzümlerin Yunan üzümü olarak gittiğini söyleme hakkını kendisinde görürken biz bağlarımızda hal-i hazırda yetiştirdiğimiz üzümler konusunda neden acaba parmağımızı kaldırıp söz istemeyiz?

İlginç Kültür Politikamız

Tarih anlatımımız yaşadığımız toprakların üzerinde neredeyse bin yıldır var olduğumuzu dikte eder bize. Ama gerçek tarih bize bu topraklarda, diğer bütün coğrafyalarda olduğu gibi, misafir olduğumuzu gösterir. Yani hepimiz bulunduğumuz coğrafyayla bütünleşen ve o coğrafyanın bahşettiği tarih, kültür ve uygarlıkla yoğrulan insan topluluklarıyız.

Çanakkale Boğazı dünya edebiyatının temelini oluşturan Homeros’un İlyada ve Odysseia destanlarının yaşandığı ve yazıldığı yer. Bu bir Anadolu tarihi ve destanı. Eğer biz yaşadığımız toprakların bu en değerli mirasını içselleştiremezsek bu coğrafyanın elmasını, armudunu, üzümünü, şarabını nasıl içselleştireceğiz?

Aslında aynı şey İyonya için geçerli ve Lidya, Likya, Commagene, Urartu, Hitit… aklınıza gelen bütün tarihe mal olmuş kültürler için geçerli. Biz, bunların hepsinin senteziyiz ve ne mutlu ki öyleyiz.

Son Söz

Yunan komşularımıza hiç kızmıyorum doğrusu, onlar bu zenginliğe ortak olmalılar çünkü aynı denizi paylaşıyoruz, aynı ortak geçmişten geliyoruz. Ulusalcılığın kalıplarına sıkışmak yerine yaşadığımız yerin her şeyini sahiplenmekten güzel ne var?

Picture of Katerina Monroe
Katerina Monroe

@katerinam •  More Posts by Katerina

Congratulations on the award, it's well deserved! You guys definitely know what you're doing. Looking forward to my next visit to the winery!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir