Paşaeli’nin kurucusu Seyit Bey’le tadım etkinliğinin tarihinde mutabakat sağladıktan sonra sıra, tadım öncesinde Paşaeli’ye yapacağımız ziyaretin planlamasına geldi. Doğrusu bu ziyaretlerdeki ev sahibimizin üretimden bir arkadaşımız olmasını tercih ediyoruz. Bağların, hasadın, üretim esnasında verilen kararların altında imzası olan teknik ekiple geçirdiğimiz zaman, işleyişi çok iyi anlamamızı sağlıyor. İşletmenin tarif edilen felsefesinin süreçle ne kadar bütünleşmiş olduğunu da görme fırsatımız oluyor.
Paşaeli üretim tesisindeki ev sahibemiz Işık Gülçubuk’ta ama sonradan iki ev sahibemiz oldu, Tuba Hanım da bize katıldı. Bu yazı, onlarla birlikte geçirdiğimiz yaklaşık dört saatlik sohbetin sonucu.

Paşaeli Şaraphanesi
Şaraphane sözcüğü dilimizde “Winery” için kullanılıyor fakat sonundaki ‘hane’ ekiyle şarap evini de çağrıştıran bir yanı var. Ama yine de şaraphane, sıcak yanı olan bir sözcük, üretim deyince akla gelen o mekanik çağrışımları ortadan kaldırıyor, belki de bu satırları yazana öyle geliyor.
Işık Gülçubuk’la önce telefonla tarih belirledik ve 17 Kasım Pazartesi gününde anlaştık. Önceden uyardım: bu ziyaretin daha önceki deneyimlerimle 3,5-4 saat sürdüğünü, onun iş zamanından bunu çalacağım için aslında tedirgin olduğumu söyledim, gerçekten de öyle oluyorum. Ama etkinliğe gelen katılımcı şarap severlerin üreticiyi tanıması açısından bu ziyaretin ne kadar değerli olduğunu da artık biliyoruz.
Paşaeli’nin üretim tesisi Tire’de ve bir Organize Sanayi Bölgesi içinde; adı da ilginç: İbn-i Melek OSB. Sabah uçağıyla İzmir’e gelip Tire’ye hareket ettim.
Üretim Tesisi
Genellikle ziyaret ettiğim üretici dostların tesisleri, bağlarıyla iç içe. Yani Fransızların bize kazandırdığı bir terimle Şato Bağcılığı yapılan şaraphaneler. Paşaeli ise en başından beri aslında Organize Sanayi Bölgesi’nde olmayı tercih etmiş, burası Kemalpaşa’dan sonraki ikinci yerleri. Gitmeden önce benim zihnimde canlanan ve doğrusu tedirgin eden görüntüden çok daha sıcak bir organize sanayi kompleksiyle karşılaşmam beni şaşırttı ve sevindirdi. Şarabı bir fabrika ürünü olarak görmeyi ve mal olarak kabul etmeyi herhalde sevmediğim için kendimi rahatlamış hissettim.
Paşaeli’nin Doğumu:
Uzaktan bakıldığında şarap virüsünün damarlarına girmesiyle Seyit Karagözoğlu sektöre adımını atmış ama şarap ithalatıyla işe başlamış. Kısa bir süre sonra gönlünde yatan aslan kontrolü ele geçirip bugünkü Paşaeli’ne uzanan sürece geçilmiş.
Hepimiz biliyoruz ki aslında firmalar kurucularının felsefesiyle şekillenir. Paşaeli’nin geçmiş icraatlarına bakınca yenilikçi, inovatif yaklaşımın, şirketin beslendiği ana felsefe olduğunu görüyoruz. Bu alandaki pek çok işletme gibi Paşaeli de uluslararası üzümlerle yola çıkmış ama kısa bir süre sonra esas zenginliğin ve değerin yerel hazinede olduğunu fark etmiş, iyi ki de öyle olmuş. Çünkü bugün Paşaeli’ni güçlü kılan ve hedeflerine taşıyacak olan portföy, bu yerel üzüm hazinesi.
Paşaeli’nin Bağları:
Paşaeli’nin ülkemizin batısında beş ayrı bölgede bağı var. Trakya ‘da birbirine yakın Hoşköy ve Şarköy bağları Yapıncak ve Kolorko asmalarına ev sahipliği yapıyor. İzmir’deki Kaynaklar uluslararası üzümlerin yetiştirildiği bağlar ve iki önemli şarapları, K2 ve Kaynaklar, bu bağların üzümleriyle üretiliyor. Çalkarası ve Öküzgözü üzümleri için Denizli-Çal’da bulunan üç farklı bağ ile Çanakkale-Gedik’teki Karasakız ve Sıdalan bağlarıyla mevcut bağlar tamamlanmış oluyor.
Paşaeli’nin ilk diktiği Kaynaklar Bağları artık 20 yaşın üstünde. Daha sonraki bağlarsa bağ olarak alınıp ıslah edilenler. Bunlar arasında uluslararası standartlarla Old Vine kabul edilen 35 yaş üstündeki asmaların bulunduğu bağlar artık çoğunlukta. Günümüzün zorlaşan şarap sektöründe Paşaeli’ni ayırt eden başlıklardan birisi de bu.
Paşaeli’nin Şarapları:
Paşaeli’nin uluslararası üzümlerle başladığı kupaj şaraplardan kısa bir süre sonra önemli bir değişim yaşadığını gösteriyor zaman çizelgesi. Papaskarası ile başlayan yerel üzüm şarapları, o zaman henüz görünür olmayan Yapıncak, Karasakız ve Kolorko’yla çeşitleniyor. Bunlara neredeyse yok olma noktasındaki Çakal üzümü de ekleniyor.
Paşaeli’nin yenilikçi yanını şarap stillerindeki adımıyla da görüyoruz. Ülkemizin ilk Pet-Nat şarapları Sıdalan ve Yapıncak üzümlerinden yapılıyor. (Pet-Nat, köpüklü şarapların atası.) Dışarıdan maya katkısı yapılmadan üretilen şaraplar, Paşaeli portföyünde ayrı bir seri olarak yer buluyor.
Ürün gamında yer alan Emir Kapadokya’dan, Semillon da Tekirdağ’daki çok özel bir bağdan alınıyor. Bu bağ, 1923 yılında dikilmiş, duyunca insan ürperiyor.
Işık Gülçubuk, satışların yaklaşık %30’unun ihraç edildiğini söyleyince doğrusu çok seviniyorum. Telaffuz edilmesi zor adı olan üzümlerimizin yabancı şarap severlerde yarattığı şaşkınlık gülümsetiyor beni. Bir başka üretici dostumuza Viyana’daki bir etkinlikte Avusturyalıların söyledikleri geliyor aklıma: “Türkiye şarapları bizim için bilinmez bir kara delik.” Bu kara deliği aydınlatmak için mücadele edenlerden birisi de Paşaeli.
Son Söz
Bu gezilerin birinci amacı konuğumuz olan üretici dostları, katılımcı şarap severlere çok yönlü olarak anlatabilmek gibi görünüyor ki doğru. Ama giderek aslında şarap üretmenin bu denli zora koşulduğu ülkemizde yılmadan ve sabırla bu işi sürdürmeyi değerli bulan şarap üreticilerine duyduğumuz saygının da bir ifadesi olduğunu görüyoruz.
Paşaeli özelinde kararlılıkla bu kavgayı veren şarap üreticilerimizin hepsini sevgi ve muhabbetle selamlıyoruz.