Tina Caputo, şarap dünyasıyla ilgili yazılarını izlediğimiz gazetecilerden birisi. Caputo’nun kaleme aldığı son yazı Amerka’nın sistemik sorunlarından birisinin, Trump döneminde hayata geçirilen kararları da hesaba katarak, bağcılar üzerindeki etkilerini ele alıyor.
Amerika, Donald Trump’ın seçilmesiyle ile birlikte 1970’lerden bu yana benimsediği serbest global ticaret anlayışından uzaklaşan yeni bir döneme girdi. Bu dönemin makro hedefi, Amerika’yı yeniden güçlü bir üretim merkezi haline getirmek. Trump’ın bu hedefe ulaşmak için attığı ilk adım gümrük vergilerini yükselterek ithal ürünlerin fiyat cazibesini ortadan kaldırmak.
Yeni yönetimin ilk üç aylık icraatı ileri geri adımlarla dolu olsa da dünyanın uzun süredir unuttuğu ticaret savaşlarının fitilinin ateşlendiği artık gün gibi ortada. Bu sürecin etkilerini her sektör kendi içinde farklı boyutlarda hissediyor.
Biz, faaliyetimizin esası olan şarap sektörü açısından meseleye bakıyoruz elbette. Caputo’nun Kaliforniyalı üreticilere odaklanarak kaleme aldığı yazı bugün yaşananları kaleme alırken yarınlara yönelik tedbirler konusunda da bir alarm veriyor. Yazının özetinden sonra Türkiye açısından birkaç cümleyi de eklemeden geçemedik.
Kaliforniya’nın Lodi bölgesinde giderek daha sık karşılaşılan bir manzara var: toprağından sökülmüş üzüm bağları. Bağlar hasta değil; sadece kimse üzümü satın almıyor. ABD şarap sektöründe yaşanan arz fazlası, son birkaç yılın zorlukları ve değişen tüketici alışkanlıklarıyla birleşerek üreticileri çaresiz bırakmış durumda.
Şarap tüketimi düşüyor. Özellikle genç kuşakların alkole ilgisizliği, artan içki alternatifleri ve kamuoyundaki anti-alkol mesajları, talebi büyük ölçüde azaltıyor. Bu da zincirleme biçimde üreticiden ithalatçıya kadar herkesi etkiliyor. Ancak Kaliforniyalı üzüm yetiştiricilerine göre sorun sadece azalan talep değil; asıl mesele, vergi açıkları, ithalat teşvikleri ve eşit olmayan ticaret koşulları.
Kaliforniya Şaraplık Üzüm Üreticileri Derneği (CAWG) ve Lodi Şaraplık Üzüm Komisyonu’na göre, Amerikan menşe tanımlamalarındaki yasal boşluklar ve Avrupa’daki sübvansiyonlar (yaklaşık 2 milyar Euro) üreticiler için ciddi bir dezavantaj yaratıyor. Örneğin, ABD’de bir şarap ürününe %25’e kadar ithal şarap katılabiliyor ve hâlâ “Amerikan menşeili” etiketi taşımaya devam edebiliyor. Bu durum tüketiciyi yanıltırken, üreticilerin ürünlerini pazarlamasını da zorlaştırıyor.
2024’te yaklaşık 300.000 ton üzüm dalında kaldı, çünkü alıcı bulunamadı. Aynı yıl üzüm fiyatları ortalama %8 düştü. Ancak bu veriler, hiç toplanmamış ve fiyatlanmamış üzümleri içermediği için tablo daha da karanlık.
Büyük üreticilerin düşük maliyetle yurtdışından toplu şarap ithal etmesi, Kaliforniya’daki üreticiler için büyük bir tehdit oluşturuyor. Üstelik “duty drawback” adı verilen bir sistem sayesinde, ithalat yapan şirketler hem gümrük vergisi hem de özel tüketim vergisi iadesi alabiliyor. Son altı yılda bu mekanizma sayesinde ithal şaraba aktarılan teşvik miktarının 200 milyon doları geçtiği tahmin ediliyor.
Çözüm olarak bazı üreticiler, gümrük vergilerinin artırılması ve vergi iadesi sisteminin kaldırılması çağrısında bulunuyor. Özellikle çevreye ve işçi haklarına duyarlı üretim yapan çiftçiler, rekabet edebilmek için eşit şartlar talep ediyor.
Bununla birlikte, kriz ortamında yeni yollar arayan üreticiler de var. Örneğin Vino Farms’tan Craig Ledbetter, Lodi bölgesinde 1.000 dönüm bağı kaldırarak organik ve rejeneratif tarıma yöneldi. Organik üzüm için ton başına 850–1000 dolar arasında gelir elde ettiklerini, bunun da sürdürülebilir bir çözüm olduğunu belirtiyor. Bu yeni yönelimin, Lodi gibi bölgelerin orta-üst segment şarap piyasasında güçlü bir oyuncu olmasını sağlayabileceği görüşü hakim.
Sonuç olarak, Kaliforniya’da bağcılık bir dönüm noktasında. Artık daha fazla üreticinin pazarın dinamiklerine uygun, nitelikli ve çevre dostu yöntemlere yönelmesi gerekiyor.
Türkiye İçin Ne Anlama Geliyor?
California’daki bu kriz, dünya genelinde şaraplık üzüm üreticilerinin giderek daha karmaşık ve küresel piyasa dinamikleriyle karşı karşıya kaldığını gösteriyor. Türkiye bağcılığı da benzer şekilde, düşük alım fiyatları, artan üretim maliyetleri ve pazarlama zorluklarıyla mücadele ediyor.
Ancak Türkiye’nin elinde güçlü bir koz var: endemik üzüm çeşitliliği ve küçük üretici ağırlıklı üretim modeli, nitelikli ve karakter sahibi ürünler sunma potansiyeli taşıyor. Tıpkı Lodi’deki üreticilerin organik ve rejeneratif tarıma yönelmesi gibi, Türkiye’de de yerel bağlara ve sürdürülebilir yöntemlere dayalı bir üretim anlayışı benimsenirse hem iç pazarda hem de ihracatta daha güçlü bir konum elde edilebilir.
Bunun için şeffaf menşe politikaları, bölgesel tanıtım stratejileri ve küçük üreticiyi destekleyen yeni ekonomik modeller gerekiyor. Zira geleceğin şarap piyasasında sadece ürün değil, hikâyesi olan, değer odaklı üretim kazanacak gibi görünüyor.