Roma hâlâ ayakta — sadece taşlarında değil, şimdi yeniden canlanan bağlarında da. Lazio bölgesinde Bellone, Nero Buono ve Cesanese gibi yerel üzümlerin yeniden üretimi, şarap dünyasında nostaljiyle bilimi harmanlayan bir hikâyeye dönüştü. Bu yeniden doğuş anlatısı, “antik Roma şaraplarının dirilişi” gibi başlıklarla romantik bir parlaklık taşıyor; ama aynı zamanda, akademik çevrelerde dikkatle sorgulanan iddialar da barındırıyor.
Şarap o kadar uzun zamandır günlük yaşamın farklı farklı yerlerine sızmış ki bilimsel yaklaşımın kanıt temelli yaklaşımını yok saymayı yeğleyebiliyoruz. Böylece işin romantik ve hikâyeye dayalı yanı şarap severleri mest ediyor. Ama kantarın topzunu kaçırmamak gerekiyor; kolayca kendimizi gerçeklerden çok uzaklaşmış bir yerde bulabiliyoruz.
Bu yazıda alıntılar yaptığımız akademisyen Emlyn Dodd, ülkemizde de şarap arkeolojisi konusunda emek harcayanlardan. İtalya’yla Türkiye arasında üretim ölçeği ve (şimdilik) şaraplık üzüm çeşitliliği açısından önemli farklar varsa da benzer mirasa sahip olduğumuz bir gerçek. Üstelik Roma’nın Batı ve Doğu Roma olarak ayrılmasından sonra Bizans olarak imparatorluğun yüzlerce yıl daha yaşadığı topraklardan söz ediyoruz. Bu açıdan İtalya’daki antik üzümlerin rehabilitasyonu, bizim ülkemiz için de öncül bir çalışma.
Wine Enthusiast dergisinde “In the Shadow of Rome: Three Ancient Grape Varieties Stage a Comeback” başlıklı bir yazı yayınlandı. Bu ilgi çekici yazı Roma çevresindeki bağlarda üç yerel üzümün yeniden doğuşunu konu alıyor: Bellone, Nero Buono ve Cesanese.
Yazıya göre Lazio’nun volkanik tepelerinde, denizden gelen rüzgârlarla serinleyen mikroklimada bu üzümler binlerce yıllık geçmişleriyle yeniden değerlendiriliyor. Bellone’nin bazı bağlarda hâlâ aşısız kökleriyle yaşadığı, Nero Buono’nun yerel kooperatiflerin çabalarıyla geri döndüğü, Cesanese’nin ise Lazio’nun “imza kırmızısı” haline geldiği vurgulanıyor.
Makale, bölgedeki üreticilerin — özellikle Cincinnato ve Casale del Giglio’nun — bu çeşitleri modern tekniklerle yeniden yorumlayarak Roma’nın şarap mirasını canlandırmaya çalıştığını anlatıyor. Genel ton, geçmişle bağ kuran, duygusal ve tanıtıcı nitelikte.
Wine Enthusiast’ın yazısını Emlyn Dodd’ın akademik eleştirileriyle zenginleştirerek sizler için yorumladık.

1. Roma’nın Şarap Coğrafyası: Mit ile Gerçek Arasında
Wine Enthusiast’ın popüler makalesi, Lazio’yu, Roma İmparatorluğu’nun başlıca bağcılık bölgesi gibi sunuyor. Ancak arkeolog Emlyn Dodd, bu algıyı temelsiz buluyor. Dodd’a göre “Lazio, Roma döneminin şarap kalbi değildi; Campania, Hispania, Gallia ve Doğu Akdeniz daha güçlü adaylardır.”
Klasik kaynaklar da bu görüşü destekliyor. Plinius, “Falernian” tepelerini över; Columella, Campania ve Etruria bölgelerini bağcılığın doruğu olarak tanımlar. Roma çevresi bağcılık açısından önemliydi, ama imparatorluk çapında bir merkez değildi. Dolayısıyla bugünkü Lazio projeleri “Roma’nın şarap mirası”nı canlandırırken tarihsel olarak tam da Roma’nın değil, Roma’ya bakan kıyıların sesini yankılıyor olabilir.
2. Bellone, Nero Buono, Cesanese: Antik İddialar ve Sınırlar
Bugün Lazio’da yeniden sahneye çıkan üç üzümün her biri, hem tarihî hem sembolik bir kimlik taşıyor.
Bellone, Plinius’un “uva pantastica” diye andığı beyaz üzümle özdeşleştiriliyor. Ancak Dodd ve Dimitri Van Limbergen gibi araştırmacılar, bu tür bağlantıların genellikle romantik temelli olduğunu vurguluyor. Çünkü antik metinlerdeki isimler ile modern DNA tanımlamaları arasında doğrudan bağ kurmak henüz mümkün değil.
Bazı kaynaklar, Bellone’nin volkanik ve kumlu topraklarda aşısız (ungrafted) yetiştirildiğini, bunun da antik kökleriyle süreklilik hissi yarattığını söylüyor. Fakat “aşısız” demek “antik” demek değildir; yalnızca filoksera sonrası Amerikan anaçları kullanılmamış anlamına gelir.
Nero Buono, Cori ve Lepini tepelerinin serin rüzgârlarıyla dengelenen koyu renkli bir kırmızı. Ancak Roma dönemine kadar uzandığına dair doğrudan kayıt bulunmuyor. Cesanese ise modern Lazio’nun kırmızı imzası; DOCG statüsüne kavuştu ama “antik Roma kırmızısı” olduğu iddiası tarihsel kanıtla değil, kültürel belleğin cazibesiyle yaşatılıyor.
Üçü de bölge kimliğini temsil ediyor, evet. Ama Emlyn Dodd’un hatırlattığı gibi: “Antik” etiketi dikkatle, hatta şüpheyle kullanılmalı.
3. Roma Şarabı: Sirke mi, Stil mi?
Popüler yazılar Roma şarabını genellikle “sirke, bal ve baharat karışımı” olarak tanımlar. Dodd buna itiraz ediyor: “Roma şarabı yalnızca sirke değildi; yüksek ve düşük kalite arasında geniş bir yelpaze vardı.”
Gerçekten de Columella ve Plinius, kaliteli şaraplardan, farklı fermantasyon tekniklerinden ve özel aroma karışımlarından söz eder. Bazı örnekler bugünkü “geç hasat” tarzlarına, bazıları aromatik beyazlara benzer.
Dodd’un bir başka itirazı da şu: Roma şaraplarını “diğerlerinden üstün” olarak sunmak anakronik bir hatadır. Antik kaynaklarda Anadolu, Ege ve Mısır bağlarının şarapları da aynı derecede itibarlıdır. Roma’nın en seçkin sofralarına gelen amforaların bir kısmı Efes, Laodikeia ve Likya gibi Anadolu merkezlerinden geliyordu.
Üstelik son yıllarda yapılan deneysel arkeoloji üretimleri, antik reçetelerin modern damaklara gayet uygun olabileceğini gösteriyor. Yani Roma şarabı, “hoş olmayan sirke” efsanesinden daha karmaşık ve zengin bir dünyaya işaret ediyor.
4. Yeniden Canlandırma: Miras mı, Pazarlama mı?
Bugünün Lazio’su, antik Roma’yla duygusal bağ kurma arzusunu görünür kılan bir laboratuvar gibi. Casale del Giglio, Cincinnato, Marco Carpineto gibi üreticiler volkanik yamaçlarda yerel çeşitleri modern tekniklerle yorumluyor. Palatin Tepesi ve Kolezyum çevresindeki sembolik mikrobağlar ise Roma’nın şarap tarihini turistik bir anlatıya dönüştürüyor.
Bu projeler, bölgenin imajını yükseltiyor ama Dodd’un belirttiği gibi, “popüler hikâyelerin akademik araştırmanın yerini alması” riskini de taşıyor. Gerçek bir yeniden doğuş için şu alanlarda derinleşmek gerekiyor:
- Arkeolojik veri: antik bağ kalıntılarının konumu, pres kalıntıları, toprak yapısı.
- Genetik analiz: antik çekirdek DNA’larının modern örneklerle karşılaştırılması.
- Ampelografik belgeler: Plinius ve Columella tariflerinin modern çeşitlerle eşleştirilmesi.
- Şeffaf iletişim: pazarlama değil, araştırma diliyle aktarım.
Ancak o zaman “antik Roma şarabı” iddiası romantik olmaktan çıkıp tarihsel bir projeye dönüşebilir.
5. Anadolu’ya Yansıyan Yankılar: Bizim Antik Üzümlerimiz
Roma ve Lazio’nun yeniden doğuş hikâyesi, Anadolu için de tanıdık. Çünkü bu topraklar da Roma döneminde İmparatorluğun önemli şarap tedarikçilerindendi. Bugün Hasandede, Horozkarası, Karalahna, Kalecikkarası, Narince, Sultaniye, Erciş Karası gibi yerli çeşitler, bu çok katmanlı geçmişin yaşayan hatıraları olarak yeniden değer kazanıyor.
Ancak bizim de aynı tuzağa düşmememiz gerek: “Bu üzüm binlerce yıldır aynı” demek duygusal bir söylemdir, kanıta dayanmaz. Gerçek süreklilik, arkeobotanik analizler, genetik tespitler ve belgelenmiş üretim gelenekleriyle desteklendiğinde anlam kazanır. Anlatırken hoşumuza gider Erciş Karası’nın taa Urartulardan bu yana şarap yapımında kullanıldığını söylemek. Ama bunun doğruluğundan emin olacağımız sağlam bilimsel dayanaklardan henüz mahrumuz.
Türkiye’de Tekirdağ Bağcılık Enstitüsü ve bazı üniversitelerin çalışmaları, 850’nin üzerinde yerel şaraplık üzüm çeşidini kayıt altına aldı. Bu, Lazio’daki gibi “köklere dönüş” hareketinin bilimsel temellerle yürütülebileceğini gösteriyor. Lazio’nun yeniden doğuşu bize şu dersi hatırlatıyor: geçmişle bağ kurmak ilham verici olabilir, ama sürdürülebilir kimlik yaratmak için tarihsel veriyle desteklenmiş bir strateji gerekir.
6. Sonuç: Hikâyenin Işığı, Bilimin Gölgesi
Bellone, Nero Buono ve Cesanese yeniden doğarken Roma yalnız üzüm değil, kendi hikâyesini de geri kazanıyor. Fakat bu dönüşümün büyüleyici yanı kadar riskli tarafı da var. Emlyn Dodd’un uyarısı kulağa küpe olmalı:
“Popüler anlatılar tarihi düzleştirir; iyi araştırma ise farklı katmanları görünür kılar.”
Antik Roma şarabının yeniden doğuşu, geçmişe saygı kadar bugünün bilimine duyulan güvenle de ölçülmeli. Hikâyeyi sevmekte sakınca yok — yeter ki hikâyenin ardındaki kanıtları da sevelim.

Kaynak Notları:
Wine Enthusiast, In the Shadow of Rome (2024);
Emlyn Dodd, Advancement and Innovation in Ancient Wine Research (2025);
Dimitri Van Limbergen & Emlyn Dodd, Archaeology of Roman Wine Production;
Plinius, Naturalis Historia; Columella, De Re Rustica;
Tekirdağ Bağcılık Enstitüsü verileri (2023).