Şarabın bağda başlayan yolculuğunun her aşamasını büyük bir titizlikle yürütmek gerektiğini söylememize gerek yok. Daha yolun en başında arazinin yapısal özelikleri ve bu özelliklere uygun cins ve fidan seçimiyle başlayan bu uzun ince yolun hemen her aşamasında yapılan seçimler ve verilen kararlar tek bir amaca hizmet eder: yetkin bir ürün yaratmak.
Bütün o aşamaları geride bırakıp şarabın şişelenmesi aşamasında yapılacak küçük bir hata, ürünün bu şansını ortadan kaldırmaya yeter de artar. Onun için bu yazıyı şarabın şişeleme sürecindeki teknolojiye ayırdık. Geliştirilen çözümlerin birbirlerinden nerelerde ayrıştıklarını, hangi ölçekte hangi yöntemin daha çok tercih edildiğini bu işe merak duyanlar için derledik.
Şarapların şişelerde saklanması, şarap tarihinin uzunluğuna bakacak olursak, çok eski değil. Her ne kadar camın ortaya çıkışı Fenikeliler dönemine kadar uzansa da ticari kimlik kazanması Venedikliler zamanında mümkün oluyor. Bugünkü anlamda dayanıklı şarap şişeleri ilk kez 1600’lerde İngiltere’de ortaya çıkıyor.
1700’lü yıllarda bugün yaygın olarak kullanılan şişe formlarıyla karşılaşıyoruz. Bu dönemlerde mantarın kullanılmasıyla uzun ömürlü şarapların üretimi mümkün oluyor. 1900’lü yıllarda endüstriyel cam üretimi sayesinde cam şarap şişeleri standart hale geliyor.
Şarabın son aşaması olan şişeleme öncesindeki ilk ve hayati işlem hijyen. Şişelerin dolum öncesinde kusursuz bir biçimde temizlenmesi gerekiyor.
Şarabın organik, dolayısıyla canlı bir sıvı olduğunu hatırlayalım. Bu sıvıda yer almasına göz yumduğumuz kimi mikro organizmalar, şarabın üretimindeki bütün emeğin yok olmasına sebep olabiliyor. Bunun için dolum öncesinde sterilizasyon işin olmazsa olmazı.
Şişelerin temizliği sonrasında sıra dolum yapılmasına geliyor. Teknolojik seçimler bu aşamada gündeme geliyor.
- Seri üretim yapan işletmelerin şarap dolumunda tercih edebilecekleri iki yöntemden birisi havasız ortamda dolum yapılması, böylelikle oksijen temasının önlenmesi.
- İkinci yöntem önce azot veya argon gazıyla doldurulan şişeye daha sonra şarabı doldurarak şarapla gazın yer değiştirmesi ve oksijen temasının önlenmesi.
Birinci yöntem olan havasız ortam kullanılıyorsa, şişe dolum makinesine yerleştirildiğinde vakum sistemi çalışmaya başlar ve şişenin içindeki hava vakum pompası tarafından emilerek dışarıya atılır. Havası alınan şişeye şarap doldurulduğu için içeride hiç hava kabarcığı kalmaz.
Oksijen teması olmayacağı için şarabın oksidasyon riski minimum olur. Bu yöntemi premium şarap üreticileri tercih eder.
İkinci yöntem dolumun inert gaz dediğimiz azot veya argonla yapılmasıdır. Bu işlemde şişe dolum makinasına yerleştirilmeden önce içine gaz püskürtülür, bu gazlar şişe içindeki oksijeni dışarıya iter.
Yalıtılmış bir haznenin içinde havayla temas olmadan şarabın gazla dolu şişeye dolumu yapılır. Böylece oksijen temasının en aza inmesi sağlanır. Kapak veya mantar yerleştirilmeden hemen önce son kez gaz püskürtülerek son oksijenin de uzaklaşması sağlanır.
Azot ve argon gazları oksijenle reaksiyona girmez. Böylece şişelerdeki şarabın uzun süre korunması mümkün olur. Argon gazı, azottan daha ağırdır, bu nedenle oksijen girişini engellemede daha da etkilidir.
Burada kısa bir hatırlatma yapalım. Biliyorsunuz WAYANA’nın en önemli özelliklerinden birisi bütün şaraplarımızı kadehle de servis etmemiz. Kadehle servis ederken kullandığımız gaz argondur. Argon gazı sayesinde şişenin mantarını çıkarmadan içinden şarabı kadehe almamız ve eş zamanlı olarak boşalan yere gaz basmamız, şişede kalan şarabın oksijenle temasını önler.
Yani argon gazı kullanan dolum sistemleriyle bizim kullandığımız araçlar yakın akraba.