Üzümlerimiz ve Asmalarımız Emin Ellerde: Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsü Görev Başında

Ü z ü m l e r i m i z v e A s m a l a r ı m ı z E m i n E l l e r d e : T e k i r d a ğ B a ğ c ı l ı k A r a ş t ı r m a E n s t i t ü s ü G ö r e v B a ş ı n d a

Facebook
Twitter
LinkedIn

2024 yılının Eylül ayında düzenlenen “Bir Başkadır Avşa” festivalinde Tekirdağ Bağcılık Enstitüsü Müdürü Mehmet Ali Bey’le tanışmış, Enstitü’yü ziyaret etmek istediğimizi söylemiş ve çok sıcak bir davet mesajı almıştık. 15 aylık bir gecikmeyle bu ziyareti yaptık ve doğrusunu isterseniz, gelecek umutlarımızı yeşerten izlenimlerle döndük. Bu yazıyla hem izlenimlerimizi paylaşmak hem de sessizce bu ağır yükü sırtlayıp götüren Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsü ekibinin sesini duyurmak istedik. 

Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsü koleksiyon bağları

Kısaca Tekirdağ Bağcılık Enstitüsü’nün Geçmişi

Enstitü, genç Cumhuriyetimizin kurulmasından kısa bir süre sonra, 1930 yılında, o zaman verilen adıyla “Amerikan Asma Fidanlık Müdürlüğü” olarak kurulmuş. Konuya yabancı olanlar için kısa bir hatırlatma yapalım. Dünya bağcılığının en büyük korkulu rüyası “filoksera” adını verdiğimiz mikroskopik bir böcektir. Avrupa bağlarının yarısını yok eden bu zararlıyla başa çıkılamamış, filokseraya karşı doğal dirence sahip olan ve kısaca “Amerikan Asma” olarak adlandırılan özel bir asma türü bağlara dikilmiş, yerel üzüm çeşitleri bu asmalara aşılanarak bağcılığın sürmesi sağlanmıştır. Bugünkü Tekirdağ Bağcılık Enstitüsü’nün öncülü, bu mücadele için kurulmuş olan Amerikan Asma Fidanlık Müdürlüğü’dür.

İlerleyen yıllarda kuruluş amacının dışındaki ihtiyaçlar için de görevlendirilen işletme 1958 yılından bu yana projeli araştırma çalışmaları yapmaya başlamış, zaman içinde bağcılık konusunda bir teknoloji merkezi kimliğini kazanmış. İlk kurulduğunda zamanının İktisat ve Ticaret Vekâleti’ne bağlıyken günümüzde Tarım ve Orman Bakanlığı’nın TAGEM—Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü’nün çatısı altında yapılanmış. Kurulduğu dönemde 90 dönümlük bir araziyle faaliyete başlayan kurumun bugün ulaştığı arazi büyüklüğü yaklaşık 800 dönüm.

Neden Bir Üzüm Gen Bankasına İhtiyacımız Var?

İklim değişikliği, hastalıklar ve değişen tüketici tercihleri nedeniyle bugün ekonomik değeri olmayan bir üzüm çeşidi, gelecekte bağcılık için vazgeçilmez hâle gelebilir. Bu nedenle üzüm çeşitlerini korumak yalnızca geçmişi saklamak değil, geleceğe yatırım yapmaktır.

Sayılarla Türkiye’de Bağcılık

Üzerinde yaşadığımız toprakların asmanın geçmişindeki rolü şaşırtıcı bir zenginliğe sahip. Yabani asmanın atalarımız tarafından bağcılıkta kullanılan kültür asmasına dönüşümü, bizim Güneydoğu Anadolu bölgemizi de içine alan coğrafyada gerçekleşmiş. Bu dönüşümün günümüzden 12 bin yıl önceye kadar uzandığı tahmin ediliyor. Yani bu topraklarda yaşayan atalarımız o zamanın yabani buğday, arpa gibi tahıllarının yanı sıra asmayı da kültür bitkisi haline getirmeye başlamışlar.

Anadolu’da yaygınlaşan üzüm üretimi göçler ve antik dönemdeki ticaretle Akdeniz çevresindeki uygarlıklara taşınmış. Anadolu’da bağcılığın gelişmesinden yaklaşık 1500-2000 yıl sonra Avrupa’da da bağcılığın gelişmeye başladığını görüyoruz.

Türkiye günümüzde maalesef hızla bağ alanı kaybeden bir ülke konumunda. Ama buna rağmen diğer ülkelerle karşılaştırdığımızda bağ alanı sıralamasında dünyanın beşinci, üzüm üretiminde de altıncı sırasındayız.

Lider konumunda olduğumuz bir başka alan üzüm çeşitliliğimiz. 2010 yılında düzenlenen uluslararası bir konferansa sunulan tebliğde, o tarihte kayıtlı olan çeşit sayısı 1.115 olarak yer alıyor. Bunlar arasında yer alan homonim (yani adları aynı olan ama bilimsel araştırmalarla farklı olduğu saptanan) ve sinonim (adları farklı ama genetik yapılarının aynı olduğu saptanan) örnekler ayıklandığında geriye 845 özgün çeşit kalıyor.

Bu çalışmadan sonraki yıllarda Türkiye’de pek çok yeni üzüm çeşidi ortaya çıktı. Bu ortaya çıkan çeşitlerin genetik analizleri henüz yapılamadı. Ama 2010 yılında 1.115 olan sayı şimdi 1.459. Bilimsel kesinlik belli oluncaya kadar, biraz da ihtiyatla, üzüm çeşit varlığımızın 1.000’den çok olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu, kendi başına bir servet ve rekor.

Tekirdağ Bağcılık Enstitüsü Ne Yapıyor?

Enstitünün diğer bütün çalışma alanlarının önüne geçen çok değerli bir yanı var: Türkiye sınırları içinde tespit edilen üzüm çeşitlerinin asmalarını bulmak, korumak ve bunları bir koleksiyon bağında gelecek kuşaklara ulaştırmak. Yani burası yaşayan bir asma arşivi.

İşte bu varlığımızı koruyan, üzerinde araştırma yapan, farklı kullanım alanlarındaki performansını ölçen yerlerin başında Tekirdağ Bağcılık Enstitüsü geliyor. Kurumun içinde çalışan ekip üyeleri, çeşitli üniversitelerle de iş birliği içindeler. Yapılan deneysel sonuçlar hem ürün olarak değerlendiriliyor hem de yayınlanan makalelerle akademik dünyanın dikkatine sunuluyor.

Bu yapılan çalışmaların somut sonuçlarıyla ortaya çıkan birçok üzümü bizler yakından takip ediyoruz. Üzüm, bağcının gelir kaynağı. Üzümün yükselen değeri üreticinin gelir ve yaşam düzeyinin yükselmesine hizmet ediyor. Üzüm kalitesinin yükselmesine hizmet eden çalışmalarıyla Tekirdağ Bağcılık Enstitüsü’nün rehberliğinin değeri çok büyük. Özellikle Trakyalı üreticilerin yakın temas için bulundukları enstitü diyaloga açık yaklaşımıyla bir danışma merkezi görevi de üstleniyor.

Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsü Bilgi Kutusu

  • Türkiye’nin en büyük asma genetik koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapıyor.
  • Yaklaşık 1.459 üzüm genotipini koruyor.
  • Yeni sofralık ve şaraplık üzüm çeşitleri geliştiriyor.
  • Islah, fidan üretimi ve bağcılık araştırmaları yürütüyor.
  • Üreticilere eğitim ve teknik destek sağlıyor.

Üzümün Ekonomik Değeri

Üzüm hem taze olarak tüketilen hem de işlenerek farklı ekonomik değerlere sahip olan bir ürün. Gıda tarihine baktığımızda, üzümün en önemli görevlerinden birinin şeker ihtiyacını karşılamak olduğunu görüyoruz. Bizim bugün kolayca edindiğimiz rafine şekerin geçmişi topu topu 150 yıl geriye gidiyor. Tarih boyunca üzümün kurutularak veya pekmez yapılarak saklanmasının temel sebebi, mevsimlik tüketimin dışındaki zamanlarda da bu besinden yararlanmak olmuştur.

Elbette üzümün işlenerek saklanmasının yolları arasında şarap yapmak da var. Ama üzüm çeşitleri arasında şaraba uygun olanlarda farklı özellikler aranıyor. Bu açıdan Enstitü hangi üzüm çeşidinin hangi tür kullanıma uygun olduğunun tespit edilmesi konusunda en önemli yol göstericilerden birisi. Ülkemizde yetişen üzümler arasında bazıları kurutma potansiyeliyle öne çıkıyor. Sultaniye üzümü bu alanda akla gelen ilk örnek. Türkiye, bu alanda dünya lideri.

Üzümden yapılan ürünlerin hepsinin kaynağı bağ. Bağın teruar (terroir) özellikleri ve üzümün cinsi kadar, bağcının bağdaki performansı da üzümün kaliteli olmasının koşullarından birisi. Dolayısıyla nitelikli bağcılığın ülkemizde yerleşmesini sağlamak konusunda Tekirdağ Bağcılık Enstitüsü’ne çok görev düşüyor. Bağlara dönük rehberlik, teruara uygun asma seçiminden başlayıp dikim, budama, bakım, doğru zamanda hasat gibi ‘şeytanın ayrıntılarda gizli olduğu’ bir süreç olarak ilerliyor. Enstitü tüm bu başlıklarda en önemli başvuru merkezi.

Bizim Ziyaretimizin Hızlı Özeti

Dünkü ziyaretimizde Türk üzümlerine gönül veren mimar dostumuz Umay Çeviker ve bağcılık yatırımı yapan yatırımcı dostumuz Metin Harbalioğlu’yla birlikteydik. Tekirdağ Bağcılık’ın iki kıdemli üyesi Tezcan Alço ve Tamer Uysal bizim rehberlerimiz oldu. Sorduğumuz bütün soruların cevabını almak, içerde yürütülen çalışmaların değerlendirmesini birinci ağızdan duymak, koleksiyon bağlarını gezip dolaşmak ve o coşkuyu hissetmek müthiş bir deneyimdi.

Bizimle henüz piyasa koşullarında buluşamamış üzümlerle tanıştık. İleride isimlerini sıkça duyacağınız Yayla, Aksıdağan, Alço ve Tilkiboğan üzümleriyle girdiğimiz romantik ilişki sizi kıskandırmasın. Ama hepsi tanımaya değer, üzerinde çalışmayı hak eden üzümler.

Sizlerin WAYANA’da tatmış olabileceğiniz bir üzüm de vardı tattığımız örnekler arasında: Karamenüş. Karamenüş bu yıl ilk kez ticari bir ürün olarak ortaya çıktı, ama onun da izini sürerseniz Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsü’nün bu üzüm için harcadığı emeklerin ne kadar büyük olduğunu hemen fark edersiniz.

Enstitünün bir de gelen talep üzerine incelediği Tarsus Beyazı ile tanıştık. Aslen sofralık olarak yetiştirilen bu üzüm teknik ekip tarafından farklı açılardan değerlendirilmiş ve ortaya tanımaya değer bir beyaz çıkmış.

Çok fonksiyonel bir tadım odası hazırlamış Enstitü. Uzmanların birbirlerinden etkilenmemelerini sağlamak için oturma bölümlerinin arasında hareketli paneller var. Tadımlar esnasında herkesin izole olmasını sağlıyor. Bakmaya doyamadığımız bir de üretim bölümüyle karşılaştık. 30-60 litrelik minyatür tanklarla hazırlanmış olan bu bölüm, sıcaklık kontrollü hava sızdırmaz yapıya sahip otuz üniteden oluşan bir laboratuvar.

Geleceğin Bağcılığı Bugün Şekilleniyor

Bağcılık artık yalnızca bugünün koşullarına göre üretim yapmakla sınırlı değil. İklim değişikliğinin etkisiyle yükselen sıcaklıklar, uzun kuraklık dönemleri, yeni hastalık ve zararlıların yayılması gibi gelişmeler, geleceğin bağlarını bugünden yeniden düşünmeyi zorunlu kılıyor. Bu nedenle araştırma enstitülerinin görevi yalnızca mevcut üzüm çeşitlerini korumak değil; kuraklığa ve hastalıklara daha dayanıklı yeni çeşitler geliştirmek, yerel genetik zenginliği kayıt altına almak ve gelecekte ortaya çıkabilecek ihtiyaçlara bugünden hazırlık yapmaktır. Bugün ekonomik değeri sınırlı görülen yerel bir üzüm çeşidi, sahip olduğu genetik özellikler sayesinde yarının iklim koşullarına en iyi uyum sağlayan çeşitlerden biri olabilir. Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsü’nün yürüttüğü çalışmalar da tam olarak bu nedenle yalnızca bugünün bağcılarına değil, henüz dikilmemiş bağlara ve gelecek kuşaklara yapılan bir yatırım niteliği taşıyor.

Anadolu’nun binlerce yılda oluşan üzüm çeşitliliği, yalnızca kültürel mirasımızın değil, iklim değişikliğinin şekillendireceği geleceğin bağcılığı için de en değerli genetik kaynaklardan biri olabilir.

Sözün Özü

18 Aralık ziyaretimiz sayesinde bağcılığımızla ilgili yaşadığımız ve genellikle bizi üzen bunca gelişme arasında bize umut veren, geleceği daha aydınlık görmemizi sağlayan bir deneyim yaşadık. Bu ziyaretin gerçekleşmesine fırsat veren Tekirdağ Bağcılık Enstitüsü Müdürü Mehmet Ali Kiracı’ya, günlerini bize ayıran Tezcan Alço ve Tamer Uysal’a ne kadar teşekkür etsek az.

Şundan yana rahat olun: Asma koleksiyonumuz emin ellerde.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir