Nisan ayları, önceki aylarda uyanan tabiatın etrafımızdaki bitki örtüsünü gözle görünür bir biçimde yeşil ağırlıklı tonlara büründürdüğü, yaşama sevincimizin kendiliğinden yükseldiği zamanlardır. En azından bu satırları kaleme alan bendeki yansıması böyle olur.
Ayrıca bahar ayları şarap dünyasına da hareketlilik getirir. Kimi üretici ziyaretlerimizi yapmak için iyi bir dönemdir ilkbahar. 2025 Nisan ayında bu çalışma ziyaretlerinden birisi için Antalya’nın Elmalı ilçesindeki Likya Şarapları’na uzandık. 2015 yılından beri, önceleri BEPPE’nin, kurulduğundan bu yana da WAYANA’nın menülerinde hep yer verdiğimiz Likya’yı bu kez yerinde ziyaret ettik, iyi ki de etmişiz.



İlk bağlarının dikimi 1990’lı yıllara uzanan Likya Şarapları, şarap dünyasında görmeye alıştığımız, ‘kendilerini bu işe adayan aileler’ tanımıyla tamamen örtüşüyor. Büyük kardeş Burak Özkan’ın öncülüğüyle girişilen işe kardeşi Doruk Özkan’ın katılmasıyla, Likya Şarapları bir hayalin peşinden koşmaya başlıyor: Milyonlarca yabancı konuğu misafir eden Antalya’ya, kendi yerel teruvarının şaraplarını sunma fırsatı vermek.
Elmalı’ya Yakından Bakalım:
Elmalı ilçesi Antalya il sınırları içinde. Kentin Akdeniz’e komşu merkez ilçesinin kuzeybatısında yer alıyor. Elmalı, deniz seviyesinden yaklaşık 1.100 metre yükseklikte. Yani ülkemizin çeşitli yerlerindeki yaşam biçimiyle hafızamıza kazınan ‘yazın yaylaya göçmek’ alışkanlığının, Antalyalılar için geçerli olan örneği.
Bizim ziyaretimiz şarap ve bağlarla ilgili olmakla beraber Elmalı ve yakın çevresinde gözünüze en çok seralar çarpıyor. Ülkemizdeki en büyük domates üretim merkezlerinden birisi olduğu söyleniyor Elmalı’nın.
Elmalı’nın adı bir de, kendisiyle anılan ‘Elmalı Hazinesi’yle öne çıkmış. 1984 yılında yasa dışı kazılarda ele geçen ve dünyanın en büyük ve değerli sikke koleksiyonu olarak ün yapan hazine, önce yurt dışına kaçırılmış, sonra da uzun bir hukuki mücadeleyle geri gelmesi sağlanmış.
Donmayan Kantar:
Likya’nın bağlarının ve üretim tesisinin bulunduğu yeri nasıl seçtiğini Burak Özkan’dan dinledik. İlk bağ alımını yapmak için bulduğu aday arazilerden birisinin içinde artık kullanılmayan bir yük kantarı varmış. Bölgedeki faaliyetlerin ihtiyaçları gereği kamyon kantarlarına iş düştüğü için Elmalı’da çok sayıda yük kantarı hizmeti sunan işletme faaliyet gösterirmiş. Araziyi satın alma girişimleri esnasında kantarın oradan kaldırılması konusu gündeme gelmiş. Bu konuşmanın bir bölümü, aslında bölgeyle bağcılık arasındaki en önemli ilişkinin ortaya çıkmasını sağlamış.
Bu kadar çok kantar işi yapan varken niye bu araziye de kantar koyduklarını sorunca arazi sahibi ‘Çünkü diğer bütün kantarlar donar, bizim buradaki dört mevsim çalışır. Başka yerde işini göremeyenler de buraya gelir’ diye cevaplamış. Burak Özkan bu konuşma ânını ‘aydınlanma ânı’ olarak anlatıyor ve ekliyor: ‘O zaman bölgenin bağcılık için ne anlama gelebileceğini anladım.’
Kök Salan Asmalar
Teruvarın bileşenlerinden birisi elbette toprak yapısı. Asma bitkisinin çok önemli bir özelliği var. Mücadeleci kimliğiyle çok verimli topraklarından peşinden koşan değil, köklerinin derine ulaşmasına izin veren, meyvelerini de, hayat bulduğu toprağın sunduklarına göre şekillendiren bir yapıya sahip.
Likya’nın üretim tesisi ve bağlarının aynı yerde olduğunu söylemiştik. Yazıya eşlik eden toprak kesit resmini, tesisin genişletme çalışmaları esnasında yapılan hafriyat alanında çektik. Resme baktığınızda toprak yüzeyinin hemen altında kireç taşlı katmanın aşağıya doğru uzandığını kolayca görebilirsiniz.
İşte bu özellik asmanın en çok sevdiği toprak çeşitlerinden birisinin, kalkerli toprağın, Elmalı çevresindeki hâkim toprak olduğunu gösteriyor. Zaten toprak kazılırken ortaya çıkan deniz kabukları da yörenin jeolojik geçmişinde deniz suyu altında kaldığını anlatıyor.
Boğazkere Elmalı Teruvarında 200 Günde Olgunlaşıyor
Ülkemizin en ilginç karaktere sahip üzümlerinden birisi Boğazkere. Bilenler de bilmeyenler de olabilir, onun için hatırlatmakta fayda var: Boğazkere aslen Diyarbakır üzümü. Diyarbakır’ın sert iklim koşullarında hayat bulan bu sıra dışı üzüm, Likya’nın Elmalı bağlarında da yetişiyor. Nasıl sonuç verdiğini sorduğumuz zaman Burak Özkan’ın cevabı, olgunlaşma süresine ilişkin sorunun cevabını da verdi: ‘Bizim Boğazkerelerimizin hasat yapılıncaya kadar geçirdiği süre 200 gün.’ WAYANA’da Diyarbakır’ın yanı sıra Trakya, Denizli, Muğla ve Elmalı yörelerinin de Boğazkere üzümlerinden yapılan şarapları var. Bu uzun olgunlaşma süresinin Boğazkere şarabını nasıl farklılaştırdığını, WAYANA’ya geldiğinizde karşılaştırmanızı öneririz.
Elmalı bağlarındaki asmaların uyanması ve meyve vermesindeki tarihlere bakınca ‘geççi’ bir bölge olduğu hemen anlaşılıyor. Son hasadın Kasım ayına kadar uzaması da bunun zaten açık ispatı. Gece ve gündüz sıcaklık farkını da bu özelliğe eklediğimizde bölge hemen parlıyor. Olgunlaşma sürecinin uzaması ve gece-gündüz ısı farkları arasında anlamlı bir fark olmasının, üzüm tanesinin içerik kalitesi arasında doğrudan bir ilişki olduğu bilinen bir gerçek. Bu ilişkinin yansımalarını zaten üretilen şaraplarda görmek mümkün.
Elmalı Teruvarının Geçmişi Var mı?
Elmalı’yla ilgili kayıtlarda Osmanlı döneminde şarapçılıkla ilgili bir faaliyet bilgisine rastlanmıyor. Ama bölgede yaşayan gayr-ı müslim azınlığın Elmalı’ya bağlı Bağköy’de yerleşik olduğunu yine kayıtlar arasında görebiliyoruz. Bu bilgiyi, Likya Şarapları’nın satın aldığı arazilerin eski adları arasında Manastır Bağı olmasıyla da ilişkilendirdiğimizde, aslında kayıtlarda yer aldığını görmesek bile, bölgede bir bağcılık geçmişi olduğunu çıkarsamak yanlış olmaz.
Şimdi daha gerilere gidelim. Bölgenin bundan iki-üç bin yıl öncesinden günümüze ulaşan buluntular bambaşka şeyler söylüyor. Bunun için önce son derece minyon olmasına rağmen doyurucu bir anlatım gücüne sahip Elmalı Müzesi’ni ziyaret etmekte fayda var.
Sergilenen eserler arasında yer alan toprak kadeh ve sürahilerin, hem törenlerde hem günlük yaşamda şarap için de kullanılmış olması büyük bir olasılık. Ayrıca Elmalı’yı çevreleyen geniş arazi üzerindeki yüzey taramalarında yerleri tespit edilen şarap imalathanelerinin varlığı, bölgede bağcılık ve şarapçılığın anlamlı bir geçmişinin olduğunu gösteriyor.
Son Söz
Likya Şarapları’na yaptığımız çalışma gezisiyle ilgili bir blog dizisi çıkacağını doğrusu düşünmemiştik. Ama o yoğun çalışma içinde biriktirdiklerimize bakınca kayda geçirmemiz gereken bilginin bir blog yazısına sığmayacağı da ortaya çıktı. Bu serinin ilk yazısını şimdiye kadar adı geçmeyen Elmalı Teruvarına ayırdık.
Şarap tarihi açısından araştırmaya değer olduğunu fark ettiğimiz Elmalı bölgesi, Antalya gastroturizmine yerel şaraplarla ulaşmayı hedefleyen girişimci Özkan ailesi sayesinde şarap dünyasının dikkatini çekti. Bu girişim münferit bir örnek olarak mı kalacak, yoksa başka girişimciler de bölgede şarabın izini sürecek mi? Bu soruların cevabı zamanda gizli.
Blog dizisinde bir sonraki başlık, Likya Şarapları’nın bölgenin zamanla kaybolmuş üzümlerini ortaya çıkarmak için yürüttüğü zorlu mücadeleyle ilgili olacak. Blog yayınlandığında WAYANA Bülten’de duyurusunu yapacağız, meraklı şarap severlerin şimdiden haberi olsun.
Elmalı’nın şimdiye kadar gölgede kalan şarap potansiyeli, artık bilinen bir değer haline geldi. Dileğimiz en azından bölgenin şarap tarihi açısından incelenmesini sağlayacak bir araştırma sürecinin başlatılması. Belki de böyle bir seri, Elmalı’nın çehresinin değişmesini sağlayacak yeni bir başlangıç olur. Bu da denemeye değer, ne dersiniz?