Süryani Bağcılık ve Şarapçılık Kültürünü Doğru Değerlendirmek

S ü r y a n i B a ğ c ı l ı k v e Ş a r a p ç ı l ı k K ü l t ü r ü n ü D o ğ r u D e ğ e r l e n d i r m e k

Facebook
Twitter
LinkedIn

2025 yılının yaz aylarındaydık. Her zaman olduğu gibi şarap dünyasında olup bitenleri olabildiğince eksiksiz bir biçimde takip ediyor, ayrıca WAYANA Bülten için bu haberler arasından seçip duyurmam gerekenleri ve yorumlamam gerekenleri grupluyordum. Taze haberler arasında Kıbrıs’ın Commandaria şarabının UNESCO Somut Olmayan Kültür Mirası olarak tescil haberi de yer alıyordu. Haber tek başına zaten duyurmaya değerdi ama bunun UNESCO listesindeki ikinci şarap tescili olduğunu hatırladım. İlki Gürcistan’ın geleneksel Qvevri metoduydu ve doğrusu Gürcistan’ın şarap dünyasındaki konumunu bambaşka bir yere taşımıştı.

Elbette duyuruya bir sonraki WAYANA Bülten’de yer verdik. Okurlar arasında bu başlığın kaç kişinin dikkatini çektiğini bilmiyorum ama geniş bir yansıması olmadığından eminim. Ama bu haber benim içime bir kurt düşürmüştü:

Acaba Türkiye’nin şarap başlığı altında UNESCO’ya aday olabilecek nesi olabilirdi?

Kısa Bir Durum Tespiti

Osmanlı’nın son dönemiyle Cumhuriyet döneminde şarapla ilgili yaşananlara hızlıca göz atıp kısa bir hatırlatma yapmakta yarar var. Yaşadığımız topraklarda şarap üretmenin yaşadığı travmaların ilki, 1915 yılındaki Ermeni tehciriyle başladı. Anadolu’da bağcılık ve şarapçılıkla iştigal eden Ermeni aileler zorunlu göçle yaşadıkları topraklardan uzaklaştırıldı. Genç Cumhuriyet baş ağrısı yaşamamak için Mübadele programını çalıştırınca bu defa da Batı Anadolu’nun bütün bağcı nüfusu ve bilgi birikimi kaybolup gitti. Türkiye bilgi açığını yabancı uzmanlar getirerek, genç beyinleri yurt dışına eğitime göndererek ve daha sonraları üniversitelerde eğitim vererek bu açığı kapatmak için canla başla çalıştı.

Bağcılığın köylünün güvenli gelir kapısı olması için TEKEL şarap fabrikaları kuruldu ve TEKEL hasat edilen bütün üzümleri satın aldı. Yani Türkiye, bağcılığı ve üzüm istihsalini geliştirmek için çok çalıştı ama öncelikler arasında hiçbir zaman iyi şarap yapmak yer almadı. Bu gayret, bu konuya gönül veren birkaç idealistle ve parmakla sayılacak kadar az sayıdaki şarap üreticisinin kendi hedefleriyle sınırlı kaldı. Türkiye’de şarabın yaratabileceği katma değerin farkına varıldığı dönem 1940’lı yılların ikinci yarısı oldu. Ancak 1950 seçimleri, bu ivmenin bıçak gibi kesilmesine sebep oldu.

1950 seçimlerinden sonra siyasetin oy beklentisine paralel değişiklikler yaşanmaya başlandı. Bu seçimlerden yaklaşık elli yıl sonra önce TEKEL özelleştirildi, hemen arkasından şarap, diğer alkollü içeceklerle aynı kefeye konarak değerlendirildi ve yasaklar kapsamına alındı. Türkiye 1990’lı yıllardan başlayarak bir yandan küçük özel sektör girişimleriyle nitelikli şarap üretiminde hızla ilerlerken bir yandan da devletin istenmeyen sektörü konumunda kendisini buluverdi.

İşin özeti dünyada en zengin üzüm çeşitliliğine sahip ülkemizde sadece bir üzümden yapılan şarabın (Avşa Adası’nın Adakarası şarabı) coğrafi işarete sahip olması, bu ihmal ve engellemelerin en belirgin örneğidir.

Bu çok kısa özetten sonra UNESCO mirasına yakıştırdığımız Süryani şarapçılığını biraz daha yakından tanımamızda fayda var.

Süryani Bağcılık ve Şarabının Kültürel Yanı

Üç bin yılı aşkın süredir tarih sahnesinde görülen Süryaniler, Kuzey Mezopotamyalı bir halk. Hristiyanlık öncesi kendilerini Arami olarak adlandıran kavim, aynı adı taşıyan dili kullanmış. Bu arkaik dilden türeyen Süryanice halen canlılığını koruyan ve cemaatin kendi arasında kullandığı çağdaş dil. Ayrıca Süryaniler, Hristiyanlığı benimseyen ilk kavim olarak kabul ediliyor.

Süryanilerin yaşadığı Tur Abdin, bugünkü Midyat merkez olmak üzere Mardin ve Şırnak illerine doğru uzanan bölge. Süryani gelenekleri içinde önemli bir yere sahip olan bağcılık ve şarapçılık, bölgenin neredeyse üç bin yıldır ayrılmaz bir parçası olmuş. Babadan oğula, anadan kıza el verilerek sürdürülen bu gelenek, her evin sofrasında kendisine yer bulmuş. Yörenin sert iklimiyle karakteri şekillenen Mazrona ve Karkuş üzümleri, küplerin içinde yeniden hayat bulmuşlar. Evlerin kilerlerinde bulunan tarhana, salça, kuru erzak gibi gıdalarla beraber şarap da, sofraların vazgeçilmez unsurlarından birisi olarak kabul edilmiş.

Bu açılardan bakıldığında Süryani şarabını günümüzün ticari şarapları arasında yarışan bir ürün gibi görmek, kültürel yanının göz ardı edilmesine sebep olur. Bizim Süryani bağcılık ve şarapçılığını önemsememizin temel nedeni belki yüz, belki yüz elli nesildir aralıksız süren bir geleneği temsil etmesinden ve hâlâ canlılığını korumasından aldığı güçtür. Bu denli zorlu, göçlerle kırılan bir coğrafyada böylesi seçkin bir ürünün varlığını sürdürebiliyor olması, aynı zamanda gücünün de ispatıdır.

Süryani Şarabının Ayırt Edici Yanları

Süryani şaraplarında, bölgenin yerel üzüm çeşitlerinden yararlanılır. Bu çeşitler arasında Mazrona, Karkuş, Bılbızeki, Zeyti ilk akla gelenlerdir. Daha yakın zamanlarda bu çeşitlere Gavdoni, Kıttılnafs, Raşe Gurnik, Msabik Heworo gibi çeşitler eklenmiştir. Ayrıca bölgeye komşu Diyarbakır ve Elâzığ’ın Boğazkere ve Öküzgözü üzümlerinin de Süryani dünyasında önemli bir yer tuttuğunu görüyoruz.

Bağcılık teknikleri açısından bakıldığında bölgenin miras üzümlerinin tümü goblet, yani yer bağlarında yetişmektedir. Bu bağlardaki asmalar arasında Old Vine-Yaşlı Asma statüsünde olanlar önemli bir paya sahiptir. Yeni kurulan bağlardaysa modern bağcılık yöntemleri ve telli sistem uygulamasının benimsendiğini görüyoruz.

Şarap yapımında kullanılan yöntemlerde iki ana yaklaşım olduğunu söylemek yanlış olmaz. Yeni kurulan tesislerde üretim yapan şaraphanelerin üretim biçimi, diğer modern şarap üreticilerinde karşımıza çıkan metotlarla paralellik gösterir. Üzümlerin olgunlaşması hasat döneminde dikkatle takip edilir, brix ölçümleri yapılır, ısı kontrollü tanklarda fermantasyon titizlikle takip edilerek üretim yapılır.

Ailelerin kendi ihtiyaçlarını karşılamak için yaptıkları üretimlerdeyse aile büyüklerinden gördükleri geleneksel yollar tercih edilmektedir. Hasat sonrası ayıklanan üzümler çuvalların içine konarak ayakla ezilir, fermantasyon doğal ortamın izin verdiği koşullarda ve ilâve maya kullanılmadan göz kontrolüyle gerçekleştirilir. Bu üretimin esası, deneyime dayanır.

Süryani Şarabının Geleceği

Üç bin yıldır varlığını her koşulda sürdüren bir gelenek kolay pes eder mi? Elbette etmez. Ama Süryani Bağcılık ve Şarap Geleneği projesini bizim taşımak istediğimiz yer, bu geleneği bambaşka bir güce kavuşturabilir.

Önümüzdeki yol haritası belli. Önce Süryani Bağcılık ve Şarapçılık Geleneğinin ulusal tescil işleminin yapılması gerekiyor. Bu süreçler genellikle yerel idareler ve meslek örgütleri himayesinde gerçekleşiyor. Bugüne kadar yapılmamış olması dikkat çekici. Tescil mercii Türk Patent ve Marka Kurumu.

Ulusal tescil aşamasından sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Yaşayan Miras ve Kültürel Etkinlikler Genel Müdürlüğü, eğer uygun görürse, Süryani Bağcılık ve Şarap Geleneği projesini UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras adayı olarak teklif eder. Başvurunun gerektirdiği dosya eksiksiz tamamlanırsa tescil gerçekleşir.

Sözün Özü

Artık Süryani Bağcılık ve Şarapçılık Geleneği projesi gündemimize girmiş durumda. Birinci adım ulusal tescil sürecini üstlenecek bir kurum bulmakta. Yerel belediyeler, ticaret odaları, valilik ve kaymakamlıklar bu süreç için uygun adaylar. Bakalım gönüllü olacak bir kurum bulabilecek miyiz?

 

Picture of Katerina Monroe
Katerina Monroe

@katerinam •  More Posts by Katerina

Congratulations on the award, it's well deserved! You guys definitely know what you're doing. Looking forward to my next visit to the winery!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir